Sitemize Hoşgeldiniz, Ziyaretçi! Giriş Kayıt Ol




Konuyu Değerlendir
  • 0 Oy - 0 Ortalama
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
18 MART
#41
Gemilerde "jurnal" adı verilen bir seyir defteri bulunur.
Gemi limandayken ya da seyir halindeyken yaşanan gelişmeler bu jurnal defterine kaydedilir.
Geminin rotası, hızı, geldiği ve gideceği liman, vardiya değişimleri gibi bilgiler jurnale not edilir.
Gemi sığ sulardan ve önemli su yollarından geçerken de jurnal sürekli güncellenir.
Örneğin cebelitarık boğazı geçilirken "0300 cebelitarık'a girildi" , "0700 cebelitarık geçildi" yazılır.
Keza istanbul boğazından geçerken "0800 istanbul boğazına girildi, 1000 kavaklar geçildi, 1100 hisar geçildi, 1300 istanbul boğazı geçildi" gibi surekli notlar jurnal edilir.
Ama aynı gemiler çanakkale boğazına geldiklerinde jurnal defterine bunlar yazılmaz.
Çanakkale boğazı seyri tamamlandığında jurnale "0900 çanakkale çıkıldı" yazılır.
ya da "1500 şehitler abidesi 2 milden selamlandı" şeklinde not düşülür.
Çünkü herkes bilir ki bu dünyada her yer geçilir ama ÇANAKKALE GEÇİLMEZ...

Saygılarımla...
 
Alıntı
23 üye teşekkür etti:
Yasin06, PersonalDefence, zarif_, Zemre10, hunter 12, demirci57, madenci08, demasoni, Gravis_Pro, tekoglu, heisenberg, Elbruz71, konskript, alone61, xeorx, Cem1964, Dr.Oz, efe1753, Mechul, Karagoz, Antiterör, smhyksl, eraonk
#42
ÇANAKKALE SAVAŞI
2.Ocak 1915'te Rusya Kuvvetleri Komutanı Grand Dük Nikola, Kafkas Cephesinde Osmanlı Kuvvetlerine karşı zor durumda olduğu için, İngiliz Savaş Konseyinden, Osmanlılara karşı Batıdan bir cephe açarak kendisini rahatlatmalarını istedi. Taze Denizcilik Bakanı 40 yaşındaki Winston Churchill ile görüşen Field Mareşal Kitchener bu isteğe müspet cevap verdi. Savaş genelde Kara'da Batı Cephesinde cereyan etmişti, Batı'dan bir deniz harekatı kariyerinde ilerleme isteyen Churchill için biçilmiş kaftandı, bu yüzden çok istekliydi. Ayrıca yolun sonunda İstanbul ve Rusya ile denizden kurulacak bağlantı vardı. Batı Cephesinde binlerce kayıptan sonra, savaşı sona erdirmek için denizlere kaydırarak, önce Alman'ların müttefiki Osmanlı İmparatorluğunu çökertmek süreci kısaltabilirdi. Son demlerini yaşayan Osmanlı'nın mirasından payını kapmak isteyen Fransızlar da harekata katılma kararı aldı.
18 Mart sabah 11.00'de İtilaf(Anlaşma) Kuvvetleri donanması, aralarında 15 inçlik toplarıyla Queen Elizabeth uçak gemisinin de olduğu toplam 85 Savaş gemisi sahilleri topa tutarak, Çanakkale boğazını geçmeye teşebbüs etti. Kahraman Topçumuz ve  Nusret'in döktüğü mayınlar yüzünden gün sonunda donanmanın üçte biri batmıştı.
Ertesi sabah toplanan konsey, Osmanlıya karşı bu net yenilgi yüzünden çekilmenin, sömürgelerde yaşayan Müslüman halkı isyana teşvik edeceğinden korkuyor ve harekatı devam ettirmeyi düşünüyordu. Kitchener, Mısır'daki Britanya  Kuvvetleri Komutanı Ian Hamilton'dan 5 hafta içinde harekata katılmak üzere, 75.000 asker istedi ve bunu başardılar.
25 Nisan 1915'te başlayan çıkartmaya katılanlar arasında kimler yoktu ki. British (İngiliz, Kelt, İskoç,İrlandalı), Avusturyalı Aznak'lar, Yeni Zelanda'lı Pakehu ve Maori birlikleri, Hint Gurka ve Sikhler, Fransızlar, Yabancılar Lejyonu, Afrika sömürgelerinden gelen birlikler, birbirinin dilinden anlamayan bir sürü asker vardı. 2.nci Dünya Savaşındaki D-Day çıkartmasının planlama safhasının 5 ay sürdüğünü göz önünde tutarak, aceleye getirilmiş bir plan denilebilir.
British ve bağlı ülkelerden 410.00, Fransız'lardan ise 79.000 asker katıldı. Savaş sonunda İtilaf Kuvvetleri yaklaşık British 34.000, Fransız 10.000'e yakın, Avustralya 8.700, Yeni Zelanda 2.700, Hintliler 1.400 kayıp verdiler 200.000'e yakını ise yaralanma ve  hastalık nedeniyle saf dışı kaldı.
Bizim ise 86.000 muharebede, ek olarak  diğer sebeplerle yaklaşık 200.000 daha kayıbımız oldu.
25 Nisan'da başlayan çarpışmaları anlatmak sayfalar doldurur. Çıkartma sırasında kandan kıpkırmızı kesilen deniz, arazinin engebeli oluşu yüzünden, kimi yerde karşılıklı el bombası atım mesafesi kadar yakın siperler(Bomba Sırtı), karşı taraftan siperleri çökertmek için kazılan tüneller, bu tünelleri kesmek için diğer taraftan açılan başka tüneller, 9 ay boyunca hiç bir tarafın ihlal etmediği ölü ve yaralıları toplama ateşkesleri, başka hiç bir savaşta yaşanmadı.
Komutan Mustafa Kemal, karaya çıkmadan gemiden savaş idare eden İngilizlerin aksine askerlerin moralini yüksek tutmak ve savaşa hakim olmak için hep ön saflarda idi. Hatta hayatını tehlikeye atıp, şarapnelle yaralanınca risk aldığı için, İstanbul'a Ordu Komutanlığına şikayet bile edildi. Detaylara girmeye gerek yok.
'Ben size taaruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum'.
Şüphesiz ki nasıl, İstanbul'u Fatih Sultan Mehmet fethettiyse, Çanakkale Savaşını da Mustafa Kemal Atatürk kazanmıştır.
Askerimizin bu savaşta gösterdiği kahramanlık, azim, cesaret ve dayanıklılık düşmanların bile takdirini toplamıştır.
9 ay sonra Ocak 1916'da İtilaf Kuvvetleri yenilgiyi kabullenip mecburen geri çekildiler. Çanakkale geçilememişti.
Ne yazık ki Almanya dolayısıyla İttifak Devletleri savaşı kaybedince, 1918'de tekrar geldikleri zaman hiç bir karşı koymayla karşılaşmadan boğazı geçip İstanbul'a geleceklerdi.
Savaş Churchill'in kariyerinin 1.ci bölümünün sonu oldu. İstifa etmek zorunda kaldı ve 20 yıl pasif görevlerde süründü. Hitler ve 2.nci Dünya Savaşı olmasa bu rezillikle gidecekti.
Bu vatanı bize hayatları pahasına armağan eden şehitlerimizin ruhu şad olsun.
Saygılar.

Şubat 1915
[Resim: feb15_e02_gallipoli_jpg_600x0_q85_upscale.jpg]
 
Alıntı
11 üye teşekkür etti:
Elbruz71, Gravis_Pro, demirci57, heisenberg, asuspc, sem, tekoglu, Cem1964, muhendis1969, Dr.Oz, Antiterör
#43
Sayın Üyeler,
Çanakkale Belediye Başkanı Ülgür Gökhan'ın 102.ci Yıl konuşmasını  Barış ve Birlik adına paylaşmak istiyorum.
Saygılar  :

"Sayın Cumhurbaşkanım, Sayın Başbakanım, Sayın Bakanlarım, Sayın Valim, Sayın Milletvekillerim, Sayın Komutanlarım, Ülkemizin dört bir tarafından gelen Çanakkale Sevdalıları, Sevgili Çanakkaleliler,
18 Mart Şehitleri Anma Günü ve Çanakkale Deniz Zaferi?nin 102. Yıldönümü nedeniyle, Barışın Kenti Çanakkale?yi onurlandıran tüm kıymetli misafirlerimizi;
Şahsım ve Çanakkaleli hemşerilerim adına saygıyla selamlıyor, Varlık sebebimiz Çanakkale?mize hoş geldiniz diyorum.
Kıymetli Konuklar,
Sizleri, tarihin 102 yıl önceki zamanlarında, 102 yıl önceki mekânlarında, Bir ulusun uyanışı, akıl almaz direnişi, karanlık dehlizler aşarak aydınlığa çıkışı adına bir yolculuğa çıkarmak isterim.
Saygıdeğer Konuklar,
Çanakkale kendisine çağıran, Çağırdıkları ile bir daha asla kopmaz bağlar kuran bir şehirdir. Troia?dan Anafartalara, İda?dan Gelibolu?ya tarihin, coğrafyanın, efsanelerin Vahasıdır Çanakkale. Hektor?la, Fatih Sultan Mehmet?le, Mustafa Kemal Atatürk?le, Ölümsüz kahramanların anavatanıdır Çanakkale. Herkes Çanakkale?yi, özellikle Gelibolu Yarımadasını,
Ömründe bir kez olsun görmek ister. Savaşın tüm şiddetiyle yaşandığı karşı kıyılara gelip, o havayı soluyanların, tüyleri ürperir, yürekleri titrer. Yüzbinlerce şehidin kanıyla sulanmış bu topraklar, yüzbinlerce ziyaretçinin gözyaşlarıyla da sulanır. Kilitbahir sırtlarında bir dörtlük selamlar gelip geçenleri;
?Dur yolcu!
Bilmeden gelip bastığın bu toprak,
Bir devrin battığı yerdir.
Eğil de kulak ver,
Bu sessiz yığın
Bir vatan kalbinin attığı yerdir.? der o dörtlük.
Şairin dediği gibi bir kulak versek, kim bilir bu topraklar bize neler söylüyordur?
Haydi, hep birlikte kulak verelim şimdi o sessizliğe
Mesela; bugün Boğazın altında yatan savaş gemilerini dinleyelim, 102 yıl önce, bizi vatansız bırakmak üzere sularımıza gelen, Bugünse, deniz canlılarına yuva olmuş o gemileri, Duyuyor musunuz denizin dibinden gelen sesi.
Barış diyor o ses, Barış!
Boğazımızın iki yanında, dimdik duran kalelere kulak verelim, Ne diyor kaleler;
?Biz yetmiyor muyuz ki aranıza yeni kaleler ördünüz??
Ne oldu size, ne zaman sizden, bizden, onlardan oldunuz.
Sayın Cumhurbaşkanım,
Gelibolu Yarımadası; bir varoluş mücadelesinin adı ve soyadıdır. Bu yarımada ki, bir ANA?dır. Kucağında, koynunda sakladığı; dili, dini, rengi farklı, ama öz be öz evlatları vardır. Bu yurda böyle bir ana ve bağrına bu kadar evlat artık yeter. Ağlayan anaların gözyaşları dinsin, artık yeter.
Saygıdeğer Konuklar,
Siperlere girin, Mutlaka siperleri görün, Başınızı kaldırıp sanki savaştaymışsınız gibi hissedin. Gerçekten hissederseniz, centilmenler savaşı o an gözlerinizin önünde canlanır. Bir bakarsınız, Mehmetçik yaralı Anzak askerini kucaklamış,
Bir bakarsınız, düşman siperler arasında tütün, konserve takası başlamış,
Şimdi ise;
Eğer açılmış ellerden daha fazlaysa sıkılmış yumruklar, Birleştirmeden daha çoksa ayrıştırmalar, yaftalamalar, yok saymalar
İŞTE CEHENNEM ORASIDIR.
Çanakkale ruhu çok derin bir ruhtur,
Ona mutlaka sahip çıkılmalıdır. Sahip çıkılmadığında, sonuç apaçık ortadadır.
Çünkü biz;
102 yıl önce vatan savunması için siper kazanları da gördük,
100 yıl sonra vatanı parçalamak için hendek kazanları da gördük.
Çanakkale Ruhu ülkemizin anayasasıdır.
102 yıl önce toplumun tüm katmanlarının,
Diline, mezhebine, kim olduğuna, nereden geldiğine bakmadan
Birlikte yaşamı kurdukları ruhtur.
Yalnızca kendi istikballerini düşünenler, bu ruhu asla anlayamaz.
Kaybetmeyi ahlaksız bir zafere tercih edenler, Çanakkale Ruhunu asla bilemez.

Değerli Misafirler,
Anafartalar?ı ziyaret edin.
Orada Anafartalar Kahramanı Mustafa Kemal?i göreceksiniz.
Onu burada, Çanakkale?de yok saymaya çalışanlara, işte o an lanet edeceksiniz.
İşte Çanakkale?desiniz, Mustafa Kemal?i anlamak için en doğru yerdesiniz,
Mustafa Kemal?i,
Cumhuriyet?i, özgürlüğü, bağımsızlığı, barışı anlamak istiyorsanız,
Çanakkale?den asla eliniz boş dönmezsiniz.
Mesela Çanakkale?de;
Çıkarma tehlikesine karşı, tüm Gelibolu Yarımadasının sorumluluğunun,
Mustafa Kemal?in emrindeki 19.Tümen de olduğunu öğrenirsiniz,
Onun; Savaşın seyrini, ülkenin kaderini değiştiren insan olduğunu öğrenirsiniz.
Tüm bu gerçekler nasıl görmezden gelinir,
Nasıl, ?Çanakkale?ye uğramamış bile? denilir, doğrusu anlamak mümkün değil
Ama onu anlamak da zor iş biliyorum.
Onun yaptığı da çok zor işti,
Her yiğidin harcı değildi onu da biliyorum.

Çünkü onu anlamak;
7 düvele kafa tutacak ve milim sarsılmayacak CESARET İSTER.
Savaşı karargâhtan değil cepheden yürütecek YÜREK İSTER.
Düşman oyunlarını görüp onu alt edecek ZEKÂ İSTER.
4 saatlik uykuyla, özgür bir ülke için dayanacak DİRENÇ İSTER.
Savaştıklarınızı bile ?onlar bizim de evlatlarımızdır? diye bağrınıza basacaksınız,
ENGİN BİR GÖNÜL İSTER.

Değerli Misafirler,
Diyarbakırlı, Edirneli, Çorum?lu, yani tüm Anadolu, 102 yıl önce buradaydı.
İşte bugün biri;
Alevi Sünni, Kürt Türk ayrımı yaparsa 102 yıl geriden bir ?ahh? sesi yükselir.
İşte o zaman ayrım yapana ?İncitme yazıktır Ata?nı? demek gerekir.
Çünkü biz biliriz ki,
Çanakkale kahramanlarının toplu vurduğu için yürekleri,
Onları top bile sindiremedi.
15 Temmuzda tankın, tüfeğin, uçağın karşısında dik duranlar da işte öyleydi.
Devlet içinde çöreklenenlerin darbesine, millet izin vermedi,
Haklarını yiyenlere, adaletlerini çalanlara, millet izin vermedi,
O sebeple ayrışmanın esiri olmamak için,
Birlikteliğin eserini yazmalıyız.

Sevgili Dostlar;
Çanakkale ve tüm Anadolu, vatan savunması uğrunda yaşanmış pek çok insani hikâyenin harman olduğu eşsiz bir coğrafyadır.
Bu coğrafyayı var eden de, adını Anadolu eden de,
Bu toprakların isimsiz kahramanları kadınlardır.
Fakat kadınların anıtları pek yoktur.
Ama aziz hatıraları ve bu topraklara emekleri çoktur.
Çanakkale ruhu, kadınlarımıza borcumuzu da hatırlatır.
Bu ruh, otobüsteki hemşireyi şortu yüzünden tekmeleyeni utandırmalıdır.
Bu ruh, minibüsteki liseliye örtüsünden dolayı saldıranı yaralamalıdır.
Bu ruh, kadını dövenin yakasına yapışmalıdır.
Çanakkale Ruhu, Özgecanlara kıyanları, yerin dibine sokmalıdır.
Çünkü biz biliriz ki;
Her kadın ZÜBEYDE HANIM gibi eşsiz,
SABİHA GÖKÇEN gibi yüksektedir.
HALİDE EDİP gibi cesur,
AFET İNAN misali bilgindir.
MÜZEYYEN SENAR şarkısı gibidir ?benzemez kimseye?.
Harikalar yaratan İDİL BİRET?dir,
Zamanların ötesine taşınmış bir MUAZZEZ İLMİYE ÇIĞ?dır.
Her kadın TÜRKAN SAYLAN gibi sorumlu,
TÜRKAN ŞORAY gibi sultandır.
Saygıdeğer Konuklarımız,
Mutlaka Anzak Koyu?na da uğrayın.
Orada Atatürk?ün, Evlatlarını uzak diyarlarda kaybetmiş Anzak annelerine
"Onlar artık bizim de evlatlarımızdır" diyen, barış dilini duyarsınız.
Savaştan barış çıkarmak zordur derler.
İşte Çanakkale Ruhu bu zoru başarmış,
Savaştan dersini alıp, barışı doğurmuş topraklardır,
Burası sözün bittiği, sessizliğin çok şey anlattığı, herkesin hemşeri olduğu yerdir.
Bizler ne mutlu ki hepimiz Çanakkaleliyiz,
Barışın Kentinde barışın sesini hep birlikte yükseltiriz,
Bazen bir çığlık, bir çığ başlatır,
Bunu da iyi biliriz.
Kıymetli Misafirler,
Bu topraklarda 15 yaşında, 18 yaşında gençler yatıyor.
İnsan bir düşününce; gençlerini kaybedip kazandığı özgür bir vatanın kıymetini daha iyi anlıyor.
Fakat artık gençler ölmesin, yaşasın istiyoruz.
İzmir?de Fırat Çakıroğlu, Ankara?da Eren Akın, Şırnak?ta Naci Adıyaman ölmemeliydi.
Çanakkale?de son iki yıl içinde;
Fatih Duru, Ulaş Açıkgöz ölmemeliydi.
Halil İbrahim Eriç ve Kıvanç Kaşıkçı ölmemeliydi.
Sevgili Gençler, Liseliler, Üniversiteliler
Bu toprakları dönemin kahraman mekteplileri, darülfünunluları da korudu.
Atatürk?ün, ?biz orada bir darülfünun gömdük? diye tarif ettiği yer Çanakkale?dir.
Onları tanıyın ve sakın unutmayın.
Onlar da gençtiler, onların da bir tek yaşamları, pek çok hayalleri vardı.
Ama en büyük hayalleri özgür, bağımsız ve başı dik bir ülkede yaşamaktı.
Ortada bu hayal için ödenecek bir bedel vardı ve onlar,
Hayallerini bizlere gerçek kılmak için, hiç düşünmeden can verdiler.
Sayın Cumhurbaşkanım,
Saygıdeğer konuklarımız, hep birlikte karşı kıyılarda bir yolculuk yaptık.
Şüphesiz ki;
Şehitliklerden ayrılırken düşüncelere dalmayan yoktur.
Dersiniz ki Ankara başkenttir, lakin Çanakkale manevi başkenttir.
Dersiniz ki benim geldiğim şehir, nefes aldığım yerdir,
Çanakkale ise vatan kalbinin attığı yerdir.
Gelecek ve en iyiye ulaşma ideali Çanakkale?yi çok iyi anlamaktan geçer.
O büyük mirasa sahip çıkalım, sakın gelecekte mirasyedi olarak anılmayalım.
Zaman, bu hazin geçmişten gerekli dersleri çıkarıp,
Her türlü imkânsızlıkla sınanan,
Ama yine de boyun eğmeyen, binlerce cana layık olma zamanıdır.

Sayın Cumhurbaşkanım, Değerli Konuklar,
18 Mart Şehitleri Anma Günü ve Çanakkale Deniz Zaferinin 102. Yıldönümü sebebiyle başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve mücadele arkadaşları olmak üzere aziz Çanakkale şehitlerimizi ve gazilerimizi minnetle ve şükranla anıyorum.
Ülkemizin varlığını ve bölünmez bütünlüğünü, Cumhuriyetimizi, milletin kayıtsız şartsız egemenliğini korumak ve kollamak için, dün olduğu gibi bugün de hiç düşünmeden canını vermiş Türk Silahlı Kuvvetlerimizin, Emniyet Teşkilatımızın aziz şehitlerini rahmet, kahraman gazilerimizi minnetle anıyor, hatıraları önünde saygıyla eğiliyorum.
Sayın Cumhurbaşkanım,
Bugün Çanakkale ve ülkemiz adına, sizin de katılımınızla onurlandırdığınız iki tarihi olaya tanıklık ediyoruz.
102 yıl önce yaşanmış bir savaşı ve tüm şehitlerimizi anarken, adı 18 Mart 1915 olacak boğaz köprümüzün de temelini atacağız.
Bu toprakların mayası iyidir, atılan temeller sağlam tutar.
18 Mart 1915 Köprüsünün;
Özgürlüğün, barışın, Cumhuriyetin temellerinin atıldığı Çanakkale?ye, bölgemizin kalkınması ve turizmine yarar sağlayacağına olan inancımla, yapılacak köprü için emeği geçen herkese şükranlarımı sunarım.
Sözlerime Barışın ve Özgürlüklerin Kenti Çanakkale halkının temsilcisi olarak son verirken; hemen karşı kıyımızın sonsuza dek sahipleri aziz şehitlerimizin omuzlarımıza yüklediği büyük sorumluluk, kahramanların ruhumuzdaki onuruyla, hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum."
 
Alıntı
4 üye teşekkür etti:
demasoni, sem, Antiterör, wubıh
#44
Halide Edip Adıvar ve vatanperverlik denilince iki kere düşünmek gerekir.

Kendisi Amerikan mandacılığının ciddi bir taraftarıdır.

"Tabi ki bütün bu söylenenleri Türk aydını ve halkına anlatan, bunun bayraktarlığını yapan bir grup vardı ki, şüphesiz bu grup ?Wilson Prensipleri Cemiyeti Üyeleri? idi. Mütarekeyi takiben Kasım 1918 de İstanbul?da kurulmuştur37 Kurucuları Halide Edip, Celalettin Muhtar, Ali Kemal ve Hüseyin Avni Beydir. Halide Edip yazar, Celalettin Muhtar doktor ve aynı zamanda İzzet Paşa kabinesinde İaşe Nazırlığı yapmıştır. Ali Kemal Sabah Gazetesi Başyazarlığı, Damat Ferit kabinesinde Dahiliye Nazırlığı yapmıştır. Ayrıca Ali Kemal Millî Mücadele muhalifi idi. Hüseyin Avni Bey konusunda kesin bir bilgi yoktur."

http://www.atam.gov.tr/dergi/sayi-58/mut...rtismalari

Not: Ali Kemal denilen şahısta bildiğiniz üzere İngilizlerin eski belediye başkanı şimdiki dış işleri bakanı zatın dedesi
 
Alıntı
3 üye teşekkür etti:
Antiterör, wubıh, bilhan
#45
(21-03-2017, 09:42 AM)sem demiş ki: Halide Edip Adıvar ve vatanperverlik denilince iki kere düşünmek gerekir.

Kendisi Amerikan mandacılığının ciddi bir taraftarıdır.

"Tabi ki bütün bu söylenenleri Türk aydını ve halkına anlatan, bunun bayraktarlığını yapan bir grup vardı ki, şüphesiz bu grup ?Wilson Prensipleri Cemiyeti Üyeleri? idi. Mütarekeyi takiben Kasım 1918 de İstanbul?da kurulmuştur37 Kurucuları Halide Edip, Celalettin Muhtar, Ali Kemal ve Hüseyin Avni Beydir. Halide Edip yazar, Celalettin Muhtar doktor ve aynı zamanda İzzet Paşa kabinesinde İaşe Nazırlığı yapmıştır. Ali Kemal Sabah Gazetesi Başyazarlığı, Damat Ferit kabinesinde Dahiliye Nazırlığı yapmıştır. Ayrıca Ali Kemal Millî Mücadele muhalifi idi. Hüseyin Avni Bey konusunda kesin bir bilgi yoktur."

http://www.atam.gov.tr/dergi/sayi-58/mut...rtismalari

Not: Ali Kemal denilen şahısta bildiğiniz üzere İngilizlerin eski belediye başkanı şimdiki dış işleri bakanı zatın dedesi

Şimdiki dış işleri bakanı zatın dedesi derken yanlış anlaşılmaya sebeb olmaması adına küçük bir ekleme yapma ihtiyacı duydum.

Şu an İngiltere dış işleri bakanı olan Borris Johnson' un dedesi. Şu sarı saçlı ilginç adamın.

Saygılar
 
Alıntı
1 üye teşekkür etti:
bilhan
  


Foruma Git:


Bu konuyu görüntüleyen kullanıcı(lar): 1 Ziyaretçi