Sitemize Hoşgeldiniz, Ziyaretçi! Giriş Kayıt Ol




Konuyu Değerlendir
  • 2 Oy - 5 Ortalama
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
TTC-Pedia "Silah ve muhimmatlarla ilgili degerli bilgiler Ansiklopedisi"
#21
(02-05-2010, 10:39 PM)zucchero demiş ki: Atışta yapılan hatalar
[Resim: correction.jpg]
[Resim: atis_hatalari.jpg]

A-Bileği yukarı kırma
B-Yan çevirme, Geri tepmeyi bekleme
C-Baş parmağı sıkma, boğuma yakın bölüm ile tetik çekişi
D-Tetiği çekiş sırasında tutuşu sıkma, tetiğe sağ taraftan basma
E-Bileği aşağı kırma, ileri itme, namluyu aşağı düşürme
F-Tetiği birden çekme, tetiğe sol taraftan basma
G-Parmakları sıkma
H-Tırnağa yakın bölüm ile tetik çekişi
I-İtme, geri tepmeyi bekleme, pozisyonu(el, duruş) bozma (?)

Tercümeden çok memnun kalmadım. Teknik terimlere hakim arkadaşlar yardımcı olursa sevinirim.

(13-05-2010, 04:58 PM)zucchero demiş ki: [Resim: a08ky1.jpg]

Guns have only two enemies: rust and politicians
 
Alıntı

#22

(23-04-2012, 12:15 AM)lupus demiş ki:
(22-04-2012, 08:47 PM)orpeus demiş ki: 5 metreden sıfırlama amaçlı şarjörsüz yaptığım bir atışta tabanca boş kovanı tahliye etmedi.(Kullandığımız mermi MKE'ye gelen ithal mermidir)

[Resim: 16son.jpg]



http://www.tabancatufek.com/forum2/showt...p?tid=5195



(07-08-2010, 12:21 PM)lupus demiş ki: Değerli arkadaşlar, yarı otomatik bir tabanca veya tüfeğin en önemli yerlerinden birisi şarjör ve fişek besleme sistemidir. Şarjörlerin en bilinen fonksiyonu da budur, atım yatağını sağlıklı bir şekilde beslemek. Peki şarjör ve gerdelinin tek yaptığı iş bu mudur, yani temel işleri sadece fişek besleme fonksiyonlarını desteklemek midir?

Şarjör ve gerdelinin bilinmeyen fonksiyonlarından birisi, özellikle son fişeğin kovanının tahliyesi sırasında, boş kovanı alttan destekleyerek, aşağıya yönelmesini engellemek, kovan fırlatıcı ile daha etkin bir temas sağlamasına yardımcı olmaktır.

Bazen çok yeni veya icra yayı sert, şarjör yayı da görece daha hafif yarı otomatik tabancalarda, özellikle son fişek olması gerektiği gibi tahliye edilemez. Bu gibi durumlarda yurdum ustaları hemen tırnak ve tırnak yayına hücum ederler. Ancak hiç kimse, şarjör sürekli olarak alttan yeni bir fişek beslerken, boş kovan tahliyesinde sorun çıkarmayan tırnak, tırnak yayı ve kovan fırlatıcının, son fişeğin kovanını neden hakkı ile tahliye edemediğini aklına bile getirmez.

Aşağıdaki videoda bu tür tutukluğun örneklerini göreceksiniz;

http://www.youtube.com/user/hickok45#p/u/1/sjGSrjymmqE

Kıssadan hisse, özellikle sadece son fişeğin boş kovanının tahliyesinde sorun yaşayan arkadaşlar, tırnak, tırnak yayı, iğne ucu gibi yerlere saldırmadan önce, mutlaka gerdel, şarjör yayı ve icra yayı uyumunu kontrol etsin veya ettirsinler.

Saygılar.

 
Alıntı

#23
(14-02-2011, 04:32 AM)baris demiş ki: 1. soruya Sn. FMJ cevap vermiş, 2. için: (istek üzerine "kesin ve net") Smile

Normal aluminyum alaşımlar, hem hafifliği için hem de tezgahta kolay işlendiğinden dolayı yumuşaklığından dolayı tercih edilir. Komple çelik bir parçadan daha hafif çıkar, ayrıca hızlı ve daha az takım yıpranması ile işlenir.
Fakat çeliğe göre yumuşak olan aluminyumun, işlenme sonrası sertliğinin artırılması gerekir. Bunun için komple sertleştirme yöntemleri (baştan daha sert alaşım seçmek, ısıl işlem) uygulansa da, er geç en dış katmanı çizilme ve oksitlenme (yani paslanma, çoğu aktif metal paslanır, aluminyum dahil) etkilerinden korumak gerekir.


Aluminyum parçalar ilk işlendiğinde parlak yüzeyi belli olur, hava ile temas ettiği an paslanma, yani oksitlenme başlar. Bir süre sonra yüzey mat bir oksit tabakası ile kaplanır.
Demirde bu pas kırmızı iken aluminyumda gri beyaz olur. Bu yüzey tabakası ilk anda hızlı, daha sonra yavaşça parçayı paslandırmaya devam eder. Özel yöntemler ile bu oksit tabakası irregüler toz yerine belirli bir kristal yapısına çevrilir ise, altındaki yüzeyin oksitlenmesini ve havayla temasını keser, ayrıca yüzey sertliği oluşturur.

Anodizasyon işlemi, akım verilerek elektrolit sıvı altında, aluminyumun sıvıya temas eden tüm yüzeylerinde, çok ince bir tabakanın hızlıca oksitlenmesidir:
2Al + 3H2O = Al2O3 + 3H2
ve bu oksit tabakasının altındaki tabaka ile oksijen temasını keserek daha fazla paslanmasını engeller. Yani en yüzeydeki daha sert incecik tabaka, parçayı hem çizilmeye, hem de oksitlenmeye karşı korur. Aslında renksiz olan anodize edilmiş aluminyum, daha sonra incecik (toz boya) pigmentler ile renklendirilir, klasik anodize aluminyum görünümüne kavuşur.

[Resim: fetch.php?w=&h=&cache=cache&media=anodizing.png]

Tam yüzeydeki aluminyum oksit, aluminyuma göre çok daha sert bir maddedir, (çoğu zımpara kağıdı aslında aluminyum oksitten yapılır) ama çok ince olduğundan, korozyona karşı dayanım dışında sertliğe çok etkisi olmaz.

Görüldüğü gibi, glock'un fiber katkılı polimerden yaptığı alt gövdeyi, Beretta ve Sig gibi üreticiler alemyondan imal edip, bunu da paslanmasın diye çizilebilecek bir boya değil de, anodizasyon işlemi ile koruyarak kullanıyorlar. Bizde üretilen klonların kızaklarının kısa sürede çizilmesini ise, hem kullanılan alaşıma, hem de sürgü üretimi sırasında oluşacak geometri bozukluklarına bağlayabiliriz. Milimetrenin yüzde biri kadar bir kaçıklık, kızakları yemeye başlayacak ve boşluk oluşturup anodize aluminyumdan daha sert olan çelik yüzeyin yumuşak metali çizmesine yol açacaktır.
Ama uygun imal edildiğinde, ki ülkemizde üretilen ama Beretta'nın kala kalite kontrolünü yaptığı Stoeger Cougar modelinde olduğu gibi, aluminyum gövde ile çelik sürgü, birlikte çok yüksek atım rakamlarına ulaşabilmektedir...

Saygılarımla..

 
Alıntı

#24
(07-05-2009, 12:45 AM)lupus demiş ki:
fatihaltun demiş ki:Sn Lupus Değişim için atım adetleri diğer marka ve modeller içinde fikir verebilir mi? Yoksa modeller arasında çok farklı değişim için atım adetleri mi oluşur? Sizin tecrübelerinize göre yanıt verirseniz sevinirim.
Sn.fatihaltun, malumunuz SIG Sauer' lerde, üçlü sarmal halinde bir icra yayı vardır. Bu yay hem sertliğini, hem de esnekliği oldukça iyi koruyabilen bir yaydır. Ancak yine de ideali mümkünse en geç 5000 atımda bir değiştirmektir. SIG Sauer'lerimde atış yaparken Wolff'ün tek sarmal yaylarını kullanıp, diğer zamanlarda ise orijinal fabrika yayını takıyordum.

BHP ve CZ gibi tek sarmal yayı olan silahlarda ise genelde önerilen, kullanılan fişeklerin basıncına göre 1500-2500 atımda bir icra yayını değiştirmektir. Her iki silahla hiç yay değiştirmeden çok çok daha yüksek atım adedlerine ulaştığı halde, görünürde herhangi bir sorun yaşamayan atıcılar olabilir, ancak bu kesinlikle genellebilecek bir bakım disiplini değildir. Özellikle yeni MKEK mermilerinde, özellikle de BHP ' de en geç 2000 atımda bir icra yayının değiştirilmesinin faydalı olacağını düşünüyorum. BHP ve CZ lerin tırnak yaylarının da çabuk yorulabileceği akılda tutulmalıdır.

HK, + P fişekler bile kullanıldığında, tüm yayların silahta fonksiyon bozukluğu meydana gelene kadar kullanılabileceğini söylüyor, sanırım malzeme ve konstrüksüyon şekillerine gerçekten çok güveniyorlar. Şimdiye kadar kullandığım HK modellerinden sadece birisinde 1500 atım sanırına yaklaşabildim ve icra yayı hala ilk günki kıvamındaydı. Silahı benden devr alan arkadaş da yaklaşık olarak bir o kadar fişek yakmış durumda, ancak onu uzun süredir silahı ile beraber göremediğimden, yayların son durumu ile ilgili olarak net bir fikir veremeyeceğim.

Sahip olduğum ilk polimer silah olan, birinci jenerasyon P99 benden önce bayağı bir yorulmuştu. Ben de silahı bir miktar yorduktan sonra, özellikle çift hareketli tetikte tetiği çektiğimde, iğneyi kurmak için geriye doğru baskı yapıldığında, icra yayı kıvamından dolayı sürgünün de resmen griye doğru zorlandığını ve hareket etmek istediğini görebiliyordum. Silahı kılıfına sokarken bile sürgü geriye doğru bariz bir şekilde geliyordu. İcra yayı reviyonundan sonra bu durum ortadan kalktı.

Colt Gold Cup ve Tanfoglio Witness 1911 ile hatırı sayılır miktarda fişek yakmamıza rağmen, sadece Tanfoglio ' da yay revizyonlarına ihtiyaç duyduk ki, o da daha ilk baştan beri silahın doğru dürüst çalışmaması nedeni ile olmuştu, yoksa yay yorgunluğu nedeni ile değil.

SW, Beretta gibi silahlara ise, yay revizyonu gerektirebilecek kadar uzun süre, daha doğrusu yoğun atış ile şahsi olarak sahip olmadım, ancak özellikle poligondaki Beretta 92 serisinden takip edebildiğim kadarı ile, bu silahta da mümkünse en geç 5000 atımda bir yay revizyonu yapmak gerekiyor.

Şimdilik aklıma gelenler bunlar, fırsat buldukça kendi şahsi ve arkadaşlarımın tecrübelerine de eklemeye çalışırım.

Saygılar.

 
Alıntı

#25
(10-05-2012, 06:26 PM) demiş ki: [quote='L@stmohik@n' pid='182006' dateline='1336627596']
Sayın arkadaşlar, aşağıda yine sayın Strongarmın yazmış olduğu yivsiz tüfekler ve bunlarda ortaya çıkan hızlı atış yapma gereğine karşı üreticilerin üretmiş oldukları çözümler hakkında daha önce bir kısmını alıntılamış olduğum yazının bütününü yayınlıyorum.

"Merhabalar,



Artan ve çeşitlenen ihtiyaçlar, zaman içinde, onlara uyan yeniliklerin ortaya çıkmasına neden olur. Geçen asrın
başlarında, elle doldurulup boşaltılan mükerrer atışlı, pompalı, manivelalı, hatta sürgü kollu tüfeklere daha hızlı bir
alternatif olarak ortaya konan otomatik doldurmalı türler, bugün, kullanıcıların, el hünerlerinin artıp gelişmesiyle,
artık, daha da hızlı, en hızlı arayışlarına cevap arama durumunda kalmaktadır.

Bu arayışlara cevaben, üreticiler, genelde, kullanıcılar tarafından algılanamıyan küçük değişiklerle, en üst konumda
olduklarını iddia ettikleri ürünler vermekte ve bunları, ortalama silahseverlerin hiç bir zaman ulaşamıyacakları seviyede
süratle çalıştırabilen, süper adamlara test ettirip, herkesin çıkartabileceği sıradan bir özellikmiş gibi tanıtımlarında
kullanmaktadırlar.

Her eline keman alanın, bir Paganini olması nasıl beklenemezse, bu nevi sürat şampiyonu bir tüfeği satın alan kişilerin,
de aynı etkinlikte tetik düşürmelerini umut etmek, o ölçüde beyhudedir. Bununla beraber, el üstünde tutulan bu,
sürat faktörünün, nelerle kaim olduğunu mümnün mertebe araştırmak, meraklı kullanıcıların müstakbel seçimlerinde
muhtemelen faydalı olacaktır.

Otomatik doldurmalı bir tüfekte, ardarda ve istenen iki tetik çekişi aralığındaki zamanı kısıtlayan faktörleri şöyle
özetlemek mümkündür;

- Geri tepen parçaların kütlesi,
- Geri tepen parçaları yerine getiren yayların gücü,
- Geri tepen parçaların sürtünme özellikleri,
- Ateşlemeyi gerçekleyen parçaların kütlesi,
- Ateşlemeyi gerçekleyen parçalara iş yapabilme kabiliyetini veren yayların gücü,
- Ateşlenen tüfekte, namlunun, yeniden hedefe tevcihinde etkili olan yapılanma,
- Kullanıcının tetik parmağını çalıştırmadaki hüneri.

Ve, en mühim ve etkin olarak,

- Tetiğin yeniden çekilip ateşleme elemanlarını çalıştırabilecek hale gelebilme yapılanması, diğer ve populer bir ifade
ile, "Tetiklenme Dönümü", Yani, "Reset".

Geri tepen parça kütleleri ne kadar yüksek olursa, bunların yerlerine dönüş için gerekli zamanın o kadar uzun olacağı
tabiidir. Bu noktadan hareketle, uzun geri tepmeli prensipte çalışan, ve her atışta, namlu ve ona kilitli kapak takımı,
bir fişek boyundan fazla, önce geri, sonra ileri hareket zorunluğu olan emektar Browning A5'lerin, hangi eksper, ne söylerse
söylesin, bu yarışmada, en geri saflarda yer alacağını söylemek mümkündür. Bu tüfeklerde, hem namlu ve hem de kapak
için zaruri olan irca yaylarının, zaman içindeki değer değişimi de kesinlikle ifade edilen sürati etkileyecektir.

Gaz sevketmeli tüfekler, gaz pistonu, pistonla kapak takımı irtibatını sağlayan ara parçalar ve kapak takımını oluşturan
aksamla bunları eski yerlerine taşıyan yayların kütleleri toplamı hayli yukarıda olan türlerdir. Doğrudan basınca muhatap
olmayan grup üyelerinin, aluminyum veya plastikten imali ile tüfeklerin tetik düşürme sürati hatırı sayılır şekilde artırılabilir
ve üreticiler bu prensibi, hiç şaşmadan, her zaman kullanmaktadırlar. Bu kategori yivsiz tüfekler arasında, Benelli M4 ve
hemen hemen onun kopyası olan Remington Versa Max, bahse konu kütleleri itibarı ile en düşük değerleri havi türlerdir.

Geri tepme ile hareket eden parçaların, özellikle, kapak grubu ve onun irca yayının hareket ortamı, ne kadar az yüzeyde,
aşınma ve aşındırma kabiliyeti ne kadar az ise, tüfeğin yeniden tetik çekişine hazır hale geçişi için gerekli zaman o ölçüde
az olacaktır. Bu bakımdan, namlu geri uzantısının, kapak hareketi sonuna kadar uzandığı türler, eğer, sürat, tercihte esas
unsur ise, daha avantajlı bir yere sahiptirler. Mamafih, aluminyum alaşımlı gövdelerde, kapak geri hareket yolu, alaşım içi
olarak seçilmiş ve uygun çalışma şartları sağlanmışsa, aluminyum oksit sertliğinin ısıl işlem görmüş çelikten çok yukarı
değerlerde olduğu unutulmamalıdır.

Benelli'nin öncülüğünü yaptığı "Tökezlemeli" veya "Ataletli", ya da bilinen tabirle "Inertia Driven" tüfeklerde, doldurma ve
boşaltmayı gerçekleştiren kapak grubu ve onun irca yayı kompleksi kütlesi, standart modellerinde, bilinen an küçük
değerde olanlardır. Ancak, bu türlerde, "Geri tepen parça " konumunda olan ve diğerlerinde etkin olmayan en büyük
faktör, tüfeğin kendisidir. Zira, inkitasız çalışma, her atışta, tüm silahın yeterli geri tepmesi ile mümkündür ve değeri ne
kadar küçükse, o ölçüde sağlıklı ve süratli olacaktır. Bu bakımdan, plastik kullanımının zirvede olduğu "Vinci" modelinin,
özellikle, "Kütle" kriteri temel alındığında, sürat şampiyonu adaylarından biri olduğu söylenebilir. Öte taraftan, Benelli M3
pompalı ve otomatik türler, bunun yanında, yurdumuzda imal edilen Stoeger markasını taşıyanların, geri getirme yayı
ve kapak bağlantıları, şarjör borusu üzerinde ve hayli yüksek değerde kütlede olmaları gerçeği nedeniyle, sürat yarışmaları
gibi etinliklerde iddalı olamıyacaklarını ifade etmek mümkündür.

Hangi sistem olursa olsun, anayaylar, yani, namlu muhtevasını ateşlemeyi sağlayan elemana güç temin etme kaynakları,
düşen tetiğin arkasından, ateşlemedeki sürati etkileyen en önemli faktörlerdir. Çoğu uzman tarafından, yaprak yayların
bu konuda spiral türlere kıyasla daha hızlı olduğu ifade edlirse de, pratikte bunu destekleyen gözlemler izafi ve çok az
sayıdadır. Öte taraftan, sarmal yaylarda, beher spirin açılma süratinin, bir yaprak yaydan daha fazla olmadığı, ve tüm
yay boyunda, bütün büklümlerin aynı anda açıldığı gerçeği göz önünde bulundurulursa, kıyaslamanın, vehimden ileri
gitmediği görülebilir. Öte taraftan, kullanılan yay malzemesi, çalışma süratini kesinlikle etkileyecektir. En iyi yay telleri,
"Music Wire" tabir edilen, telli çalgılarda kullanılan kaliteli malzeme alaşımını havi türlerdir. Ateşleme elemanlarının beher
kütlelerinin, süratte etkin olacağı süphesiz olduğu cihetle, özellikle hareket kursu yüksek, horoz gibi elemanların, mümkün
olduğu kadar ince, hatta delikli yapılmaları, herhalde tercihe şayandır.

İrca ve anayayların gücü, sistemin eski haline gelmesi yönünden son derece etkilidir. Bu kriter esas alındığında, güçlü
bu nevi yaylara sahip gaz sevketmeli türlerin sürat yönünden avantajlı olacağı söylenebilir. Benelli türü ataletli sistemde
çalışan tüfeklerde, maalesef, güçlü geri getirme yayları, her ağırlıkta dolu ile çalışma imkanını kısıtlayan bir faktördür.

Bir tüfeğin, geri tepen aksamı ve namlu ekseni birlikteliği, kundak yapılanması ne olursa olsun, ikinci atış için, namlunun
hedefe tevcihini sınırlayan namlu şahlanması vakıasını küçülten en etkin faktördür. Eugene Stoner'a, meşhur AR 15 'leri
tasarım esasını veren bu husus için, namlu, kapak grubu, onların geri getirme yayları kompleksinin aynı eksen üzerinde
olması aranan bir özelliktir ve halihazırda, bunu gerçekleyen tek model Benelli Vinci'dir. Bu şekilde, tetik düşürme hızı,
pratik anlam kazanabilecek, aksi halde, düşürülen tetik, boşa gidecek bir doluya yol vermiş olacaktır.

Bütün yukarıda sayılan faktörleri, etkinliği ile geride bırakan ana unsur, tüfeğin, tetiğinin, tekrardan çekilime hazır hale
gelme süratidir. Bu hızda en müessir amil, kapak takımının yerine oturup kilitlenmesi ve bu zaman zarfında, tetiğin etkin
hale gelmesine cevaz veren bağlantı kesici devrelerdir.

Ardarda tetik düşürme hızının, bugünler kadar önem kesbetmediği, geçen asrın ortalarına kadar yapılmış otomatik
doldurmalı ve hemen hepsi Amerikan menşeli tüfeklerde, kapak yerine tam oturup kilitlenmeden, tetiğin darbe elemanı
ile bağlantısını tam kesen mekanik devreler. "Disconnectörler" kullanılmıştır. Browning A5, Remington 1100, Winchester
1400 gibi örnekleri havi bu grupta, kullanıcı, tetik parmağını ne kadar süratle çalıştırırsa çalıştırsın, kapak takımı kapanıp
kilitlenmeden ateşleme vermek mümkün değildir. Çok önceden, askeri amaçlı yivli tüfeklerde atış süratini kısıtlayan bu
oluşuma çare olarak düzenlenen ve kapak takımı tam yerine ulaşmadan tetik ve darbe elemanı bağlantısına imkan veren
yapılanmalar, yivsiz tüfeklerde de hızın önem kazanması üzerine, bu türlere de tatbik edilmeye başlanmıştır. Çoğu
Avrupa kökenli olan bu yeni nesil tetik gruplarında, kapak belirli bir aralıkta namluya yaklaşınca, tetiği tekrar çekmek
mümkün olmakta, genelde, ileri doğru hızla ilerleyen kapağın ardından düşmeye başlayan darbe elemanı, hesaplamalarla
verilen bir avans paralelinde, ancak kapak yerine oturup kilitlendikten sonra ateşleme iğnesine çarpmaktadır. Mamafih,
aksi halde, yani, kapak ve darbe elemanı birlikte hareketi veya kilitleme tam gerçekleşmeden önce vuruş halleri için dahi,
ateşleme iğnesi ile teması engelleyen mekanik düzenler her tüfekte düşünülmüş ve tatbik edilmiştir. Bunu gerçekleyen
en genel aksam, kapağı üzerinde taşıyan ve kapak en ileri haline ulaştığı zaman bile öne hareketini bir süre daha devam
ettiren sürgü veya ona bağlı diğer bir parçadır.

Geçen asrın son çeyreği içinde, gittikçe önem kesbeden atış sürati paralelinde, hünerli kullanıcıların da artışı ile, zikredilen,
kısıtlı bağlantı kesicilerin dahi, yetersiz kaldığı, bir kısım aşırı süratli atış erbabının, kapağın kritik noktayı geçişi hemen
ardından tetiği çekerek, darbe elemanı ve kapağın birarada ileri gidişi ile, tasarlanmış açık kapak güvenliği yapılanmaları
refakatinde, ateşleme vermeden tetik düşürebildikleri gözlemlenmiştir.

Bu handikapa cevap, "Gold" modelleriyle FN Herstal'den gelmiş, tüfeklerin, tetik devreleri, aynen eski türlerdeki gibi,
kapağa bağlı , ancak, onun belirli bir aralığa ulaşımı ile irtibata izin veren bağlantı kesici levyelerle techize başlanmıştır.
Bu tüfeklerde, tetiğin çekilmesi, darbe elemanı ve kapak aralığı belli bir değere ulaştıktan sonra mümkün olmakta ve
bu şekilde, kapağın kapanıp kilitlenmesi ve hemen arkasından, ateşleme iğnesine vuruş mümkün olabilmektedir. Yeni ve
sürat düşkünü bütün tüfekler bu minval üzerine çalışmaktadır.

Bütün mekanik tedbirler temin edilmiş olsa da, nihai olarak, tüfek atış süratinin, kullanıcı mehareti ile kaim olduğu inkar
edilemez. Bu nedenle, kullanıcıların tüfek seçerken, önce kendi özelliklerini, arkasından, cezbedici tanıtım faktörlerini
düşünmeleri yararlarına olacaktır.



Saygılar."



Saygılar...

(10-05-2012, 05:42 PM)L@stmohik@n demiş ki: Açıkcası üzerinde fazlaca konuşulan bir konu olduğunu düşündüğümden bu konuya açıklık getirebileceğini umduğum aşağıdaki yazıyı yine sayın strongarmdan aktarıyorum.

"Merhabalar,



Yurdumuz silahseverlerinin çoğu zaman karıştıdıkları iki kavram vardır; Bağlantı Kesici, Amerikanca (Disconnector) ve
Açık Kapak Güvenliği, onun da Amerikancası, (Battery Off Safety). Özellikle otomatik ve pompalı av tüfekleri, bunun
yanında, günümüz piyadesinin ana silahı, saldırı tüfeklerinde uygulama bulan bu yapılanma, çalışması, gözle dışarıdan
takip edilemediği ve bir bakıma işlevini çok kısa sürede gerçekleştirdiği için hayli zor algılanır niteliktedir.

Mekanik bağlantı kesici devrelerin esas yapım amacı, özellikle otomatik doldurmalı ateşli silahlarda, tek tetik çekişi ile
birden fazla ateşlemeye engel olmaktır. Diğer bir ifadeyle, silahın otomatik ateşleme vermesine mani olmaktır. Görev
sınırı, bu işlevle biter. Yani, kapak takımı yerine tam oturmadan tetik ve ateşleme devresi irtibatını mümkün kılmamak,
bağlantı kesicilerin ana vazifesi değildir. İşleri, kısa ve net olarak, silahın kurulu durumunu idame ettirmeğe matuftur.

Açık kapak güvenlik devrelerinin yapım amacı ise, kapak takımı yerine tam oturmadan, varsa, kilit düzeni yerine tam
yerleşmeden, ateşli silahın, darbe elemanı horoz veya aktif ateşleme iğnesi düşürülmüş olsa bile, namludaki danenin
ateşlenmesine engel olmaktır. Bu işlev, genelde, tabanca veya tüfeğin, kurulu durumunu idameye yönelik değildir.

Çoğu tabancada, sürgü hareket aralığı, kullanılan mermi ile uyuşur şekilde oldukça kısa, iki dolum arası ateşleme verebilme
olasılığı buna paralel ve insan mühendisliği esaslarına göre neredeyse gayri mümkün olduğu cihetle, bağlantı kesici ve
açık kapak güvenlikleri, tek bir devreye yüklenmiştir. Yani, tabancalarda, Amerikanca tabirle, sadece Disconnector,
silahın otomatik ateşleme vermesine kapak tam kapanıp, varsa, kilit düzeninin tam teessüsüne kadar engel olur. Filvaki,
geçen asrın ilk on yıllarında imal edilmiş bir kaç tabanca, bu kaidenin dışında kalmış olsa da onlarda dahi, kapak yerine
oturmadan ateşleme verme keyfiyeti, fiilen mümkün değildir.

Kullandığı mermi boyu nisbeten uzun, bunu tahliye ve yeniden doldurum için gerekli sürgü hareket sürati hayli ağır olan
tüfeklerde ise durum biraz değişiktir. Peşpeşe atışların, teorik süratinin istenen seviyede gerçekleşebilmesi için, çoğu
ahvalde, kullanıcının, tetiği, kapak yerine tam oturmadan çekmeğe başlaması gerekebilir. Otomatik dolum yapan ateşli
omuz silahlarında, tetik çekimi sona ermeden, irca yayı, kapak takımını kesinlikle yerine otutmuş ve tam kilitli hale
getirmiş olacaktır. Bu teorik sürati gerçekleyebilmek için, çoğu otomatik dolumlu tüfekte, tetik ve darbe elemanı bağlantısı,
kapak yerine oturmadan hemen önce biraraya gelebilecek şekilde tasarlanmıştır. Hayli mevcut örnekte, bunu sağlayan,
sürgünün, darbe elemanı üzerindeki baskısı varolduğu sürece, geri tetik çekilişi ile devreye girip, darbe elemanını kurulu
durumda muhafaza eden ikinci bir takılma dişi (Sear) dır. Sürgü, darbe elemanı üzerindeki aşağı itişini kaldırdığı zaman,
eleman. biraz yükselerek esas takılma dişi ile irtibata geçer ve onu kurulu durumda tutar. Bu devre, tüfeklerdeki, genel
bağlantı kesici (Disconnectör) yapılanmasının esasıdır. Bilinen otomatik piyade tüfeklerinin büyük çoğunluğu, M1 Garand,
Colt M16, AK 47 bu minval üzerine çalışmaktadır. Bunlardan herhangibirini, kurulu durumda, sürgüyü, horoza temas edip
aşağı itmeye başladığını çağrıştıran bir takılma hissedene kadar geri alıp, tetik çekildiğinde, horozun boşaldığını görmek
mümkündür.

Diğer taraftan, kullandığı mermi, kapak takımı kilitsiz halde ateşleme verildiğinde, çok tehlikeli neticelere duçar olacak
bu nevi ateşli silahların, gerekli güvenlik yapılanması düşünülmeden imal edilmesi akılcı değildir. Bu nedenle, mevcut bütün
otomatik doldurmalı piyade tüfekleri ve ayni minval üzere çalışan av tüfekleri, Açık Kapak Güvenliği tabir edilen mekanik
düzenlerle mutlaka techiz edilmişlerdir. Bu devreler, darbe elemanının serbest bırakılması halinde, namludaki merminin
ateşlenmesine kesin engel olur, ancak, disconnectörler gibi, silahın kurulu durumunu idameyi gerçekleyemezler. Açık kapak
güvenlikleri, genelde, gövde üzeri, tam kapak kapalı halde geçit veren yuvalar veya kapak tam kapalı halde boyu yeterli
olan ateşleme iğneleri yahut kapak taşıyıcı bloğun, yerine tam oturmadan horoz ve ateşleme iğnesi irtibatına engel olan
profilleri veya, irca yayı ve kapak taşıma sürgüsü bağlantı çubuğu içinden horoz geçen aralık boyu şeklinde realize
edilmişlerdir.

Açık kapak güvenliklerinin, sürekli görevli özelliklerine mukabil, bağlantı kesici devreler, genelde;

- Tek tetik çekişine matuf, yani Vurkaç (Escaping),
- Sürekli, yani kapak yerine oturana kadar tüm tetik çekilişlerine yönelik (Positive).

Türlerde imal edilirler. Genelde, çoğu tabanca sürekli, çoğu tüfek de vurkaç bağlantı kesicilerle mücehhezdir.

Yivsiz tüfekler kategorisinde hayli büyük yer kaplayan Pompalı tüfekler de aynı otomatik dolduruşlu türler gibi, iki dolum
arası, darbe elamınının tetikle irtibatının, istenmeyen mükerrer atışlara mani olunması yönünden, kesilmesini zaruri kılan
bir yapılanma içindedirler.

Ancak, bu tüfeklerde, tetik çekişini takiben, çok büyük bir süratle dolumu gerçekleyen otomatik düzenler yoktur. Dolum
fiili, kullanıcının isteğine bağlı zaman ve süratle yapılabilecektir. Bu nedenle, pompalı tüfeklerin, özellikle, yoğun kullanım
ve doğuş yeri olan Amerika esaslı türlerinin tamamında, sürekli bağlantı kesici ve açık kapak emniyetleri birarada
kullanılmıştır. Amerikan esaslı hiç bir pompalı tüfekte, vurkaç bağlantı kesici görmek mümkün değildir.

Mamafih, özel kullanım yerleri dikkate alınarak, yukarıda zikredilen kaideyi bozan tanınmış bir iki istisna mevcuttur.
Winchester Model 12 ve Ithaca M37'lerde, hiç bir bağlantı kesici devre bulunmaz, ancak gene açık kapak güvenliği
mevcuttur. Zikredilen tüfeklerin bu düzende yapılmasının nedeni, tetiği geride çekip sadece pompa hareketi ile ardarda
çok süratli atışlar yapabilmektir ve her iki tüfekte de, tetiğin geri durumunda devreye giren ve kapağın tam yerine
oturması ile etkinleşen ikinci bir takılma dişi mevcuttur. Winchester M12 halen imalat dışı ve 1987 sonrası Ithaca'lar
ise bu düzenden ari olarak yapım halindedir.

Çoğu Amerikan esaslı Otomatik yivsiz tüfek, aslında pompalı bir türün devamı olduğu cihetle, özellikle eski tasarım hayli
bu tür silah, sürekli bağlantı kesicilerle mücehhez olarak yapılmıştır. Remington 1100, Winchester 1400 bunların belli başlı
örnekleridirler. Mamafih, otomatik yivsiz tüfeklerin önderi olan Browning A5, hiç bir pompalının türevi olmaksızın, kendine
has, özel bir sürakli bağlantı kesici devre taşımıştır. Filvaki, sonraki Otomatik Browning'lerin hiç birinde bu tür disconnectör
kullanılmamış, tasarım, sürekli Avrupa esaslı olduğu için vurkaç bağlantı kesicilere yer verilmiştir.

Avrupa, otomatik doldurmalı yivsiz tüfeklerin Amerika ile aynı zamanda inkişaf ettiği bir coğrafyadır ve bu yöreye has
bütün pompalı tüfekler, mevcut otomatik yapılanmanın küçük eklerle değiştirilerek, pompalı tüfek imaline de imkan veren
versiyonlarıdır. Bu nedenle, özellikle Amerikan pazarı amaçlanarak yapılmadığı takdirde, bütün Avrupa menşeli pompalı
tüfekler, vurkaç bağlantı kesicilerle imal edlmişlerdir. Kaideyi bozan en tanınmış örnek, bir Winchester 1200 klonu olan
Benelli Nova'dır. Diğer taraftan, bu tüfeklerin hepsi, çeşitli şekillerde, açık kapak güveniğine sahiptirler. Yani, hiçbirinde,
kapak aralık halde, tetik düşse dahi namludaki fişeğin ateşlenmesi mümkün değildir.

Açık kapak güvenliği uygulaması, pratikte, düşey hareketli kilit ve onun geçit verdiği ateşleme iğnesi, dönerek kilitlenmede
ancak kapalı vaziyette yeterli kılınan ateşleme iğnesi boyu ve çok büyük oranda, kapağı taşıyan sürgü arkasında, düşen
horozun ateşleme iğnesine ulaşmasını engelliyen mahmuz şekilli bir uzantı olarak tezahür etmiştir.

Yurdumuzda yapılan pompalı ve av tüfeklerinin hemen hepsi vurkaç bağlantı kesici ve kapak taşıyıcı sürgü arkası mahmuzlu
açık kapak güvenliği ile mücehhez olarak imal edilmektedir. Yani bu tüfeklerin, kapak açık vaziyette tetik çekildiğinde
darbe elemanını düşürmek mümkün, ancak düşen elemanın enerjisini geride duran mahmuz üzerinde tüketmesi neticesi,
ateşleme vermesi gayri mümkündür."

Saygılar...

(08-05-2012, 09:48 AM)L@stmohik@n demiş ki: Aşağıda eklediğim Sayın strongarm' ın bir yazısında bu tüfeklerin ilk çıkış yeri olan Amerika'dan, günümüz Avrupa ve Türkiye'sinde geldiği durumun güzel bir özeti ve gelişim ve yozlaşma süreçleri özetlenmiş.



"Merhabalar,



Pompalı tüfekler, ilk yaygın örnekleri Amerika'da görülen, orada popüler olmuş, oradan yine aynı yörenin ağırlıklı sanat branşı " Sinema " vasıtasıyla tüm dünyada tanınıp kullanıma alınmış bir silah türüdür.

Seri üretim görmüş ilk pompalı tüfek, 1882 yılından 1889'a kadar imal edilmiş olan " Spencer " lerdir. Mucit ve yapımcısı Amerikan İç Savaşları' nda en etkili hafif silah olan, mükerrer atışlı, dipçikten dolumlu, manivelalı tüfeklerin tasarımcısı Christopher Miner Spencer' dir. Günümüz örneklerine hiç benzemeyen bir formda, dolduruş ve boşaltmayı gövde üstünden
yapacak şekilde yapılandırılmışlardır.

Spencer'i takip eden ikinci örnek Winchester için çalışan dahi tasarımcı John Moses Browning tarafından 1893 yılında tasarlanmış,
silah küçük ve gerekli değişikliklerle 1897 senesinde nihai halini almıştır.

Dıştan horozlu ve kategorisinde bir efsane olan Model 1897, tüm diğer özellikleri ile günümüz örneklerinin ana hatlarını taşımaktadır. Doldurma alttan bir manevelanın itilmesi ile, boru şarjörden , boşatma ise gövde yanına açılan tahliye penceresi vasıtasıyla dışarıya gerçekleştirilmiş, namlu dolu halde iken, kapağı yerinde tutma gayesi ile tasarlanan kilit, halen mevcut olan türlere hiç benzemeyen bir formda, el kundağının öne hareketi ile açılır şekilde yapılandırılmıştır.

Model 1897'nin, hayli zor imal edilebilen kapak kilidinin ana yapım gayesi, kullanıcının atış sırasında, geri tepme ile omuzuna vurup öne hareket eden tüfek üzerinde, kurma ve boşaltma ile görevli el kundağını tutan elinin, yalnızca yerinde sabit tutulmasıyla, kendiliğinden açılması maksadına matuftur. Dolu fişeğin tahliyesi için, el kundağının önce öne hareketi icap
etmektedir.

Günümüz pompalı tüfeklerine tüm esasları veren daha sonraki örnek ise, yine Winchester'e ait, 1897 modelinin bazı değişiklikler ve içten horozlu yapılanmaya alındığı Model 12'dir. Bu versiyonda mekanizma ve kapak kilidi gövde sol arkasında, hemen bugün bilinen mahallindedir.

Gerek Model 1897 ve gerekse 12, Birinci Dünya Savaşlarında "Siper Temizleme" tabir edilen, çok yakın muharebelerde kullanılmıştır.
Bu muharebelerde namlu üzerinde el koruma için, delikli metal kılıf ve süngü takma ayaklı olarak da kullanılmıştır.

Her iki modelde, tetik geride çekili tutulduğu sürece, kapanan kapakla etkinleşip namludaki fişeği ateşleyen ve böylelikle türü için çok yüksek bir atış sürati sağlayan mekanik düzenler kullanılmıştır. "Slam Fire" tabir edilen bu kullanım şekli tüfeklerin, askeri amaca tahsisinin en büyük nedenlerinden birisidir. Aynı özellik yine bir Browning tasarımı olan Remington
Model 17 ve onun türevi Ithaca Model 37'de de kullanılmıştır.

'' Slam Fire '' özellikli bu tüfeklerin hepsinde, kapağın yerine tam oturup kilitlenme durumu gerçekleşmeden, atım yatağındaki fişeğin ateşlenmesine engel olan muhtelif tertibatlar mevcuttur. Silahların, bilinen anlamda bir mekanik bağlantı kesici ( Disconnector ) taşımama nedeni, el kundağı ile doldurulup boşaltılan kategorideki silahlara, mümkün olan en yüksek atış süratini sağlamaktır. Bu tüfekleri " Makinalı Pompalı " yaklaşımıyla değerlendirmek gerekir.

Yivsiz pompalı tüfekler geçen asrın ortalarına kadar Amerika'nın en populer av tüfekleri olmuşlar, gelişimlerini kullanıcılardan gelen ihtiyaç taleplerine göre en iyi şekilde tamamlamışlardır. İlk çıkışlarından '' Hey hey '' li günlerine kadar hemen hemen çok az değişim gören bu Amerika'lı tüfeğin belli başlı özellikleri şöyle sıralanabilir;

- Doldurup boşaltma elle ve kullanıcı isteğine uygun zaman ve süratte yapılacağından, namludaki boş veya dolu fişeğin tahliyesi için gerekli bütün yapılanma temin edilmiş, kovanı, dışarı atıcı aksama kadar, kapağa bağlı tutma gayesi ile genelde karşılıklı iki tırnak, daha ekonomik yaklaşımlarda, kovanı tek bir tırnağa doğru itecek dışa doğru yaylı fırlatıcı
aksam temin edilmiştir. Bu tüfeklerin taşıması gerekli minimum özellik, zikredilen boşaltma devresidir. Hiç bir Amerikan pompalı tüfeğinde eksikliğini görmek mümkün değildir. Geçen asrın ortalarına kadar favori av tüfekleri olan bu türün bilinçli kullanıcıları, avda aksayan özellikleri olanlara rağbet edip yaşam izni vermemiştir. Bu tür bir bilinçli nesil maalesef halen silah piyasasında etkin değildir.

- Pompalı tüfeklerin ikinci şartı, özel istek "Slam Fire" dışındaki türlerde kesinlikle aranan, tetik bağlantı kesicileridir. Aslında otomatik tüfeklerin zuhuruyla, sürat faktörünün artık çok aranmadığı pompalılarda, belli bir kaç marka dışında tetik çekili olarak pompa hareketi ile ateşleme veren örnekler çok azalmış, hatta yok olmuştur. Pompalı bir tüfeğin, kapak hareket
hızının kullanıcı isteğine bağlı olarak gerçeklemesi nedeni ile kapak yerine tam oturup kilitlenmeden, darbe elemanının da kurulu durumunu muhafaza isteği kesindir. O nedenle yine, favori av tüfeklerinin bu özelliği havi olmadan imaline eski jenerasyon kullanıcılar hiç bir şekilde geçit vermemişlerdir. Amerikan yapımı ve hayatta olan tüm pompalı markalarında,
( Ithaca M 37 ) hariç, disconnectör yapılanması mevcuttur.

- Pompalı tüfeklerin genel zaafı doldurmanın yer çekimine bağımlı oluşudur. Kuş avlarında büyük bir handikap olmadığı cihetle, çoğu markada ihmal edilmişse de, yine Amerikan asıllı örneklerin bir kısmında bunu sağlamak için tüfeğin kovan tahliye penceresi hangi tarafa çevrilirse çevrilsin, şarjörden namluya beslemeyi mümkün kılan, fişeği besleme yolunda,
gövde içinde irtibatta tutan düzenler, az da olsa yapılmıştır.

Amerika'lı kullanıcılar, otomatik tüfekleri pompalılardan sonra imal etmiş ve kullanmış bir kitledir. Yapımcılar da bu nedenle otomatik tüfek yapılandırmalarını, büyük ölçüde pompalı türlerin muhtevası üzerine bina etmişlerdir. Remington 1100, Model 870'in, Winchester 1400, Model 1200'ün türevidir. Bahusus, otomatik tüfeklerin Amerika menşeli ve yivsiz kategorisinde bulunanların hemen hepsinde, kapak yerine tam oturmadan, tetik ve darbe elemanı bağlantısına cevaz vermeyen irtibat kesicilerle techizinin ana nedeni budur.

Geçen asrın son çeyreğine doğru artan üretim maliyetleri nedeniyle Amerikan silah üretim ve tedarikçileri, üretimi dış ülkelere vermek veya onların mevcut modellerini satmak zorunda kalmış, yaşlanıp gittikçe ortadan kaybolan ve yerlerine aradıkları bilgiyi, kolay erişilebilir internet gibi kaynaklardan, bol hacimde ancak altı boş olarak temin eden kullanıcı kitlesinin gelişip, pazar payını büyük ölçüde ele alışı ile, pompalı tüfeklerin ana vatanı Amerika'da kriterler unutulmuş, kar etmeyi tabii olarak ön planda tutan tedarikçilerin de aynı zihniyette olmaları sebebiyle, bugün bu tüfeklerin imalat gayesi rayından çıkmıştır. Buna neden, bilinçsiz Avrupa esaslı üretimdir.

Geçen asrın ortalarına kadar ve halen Avrupa'da populer av tüfekleri çiftelerdir. 1960 yılından sonra Amerika ile aynı zamanda, ancak, büyük ölçüde bu ülkeye ihracat amaçlı, gazlı otomatik tüfek imalatı başlamıştır. Ana yapım mıntakası İtalya ve ana marka Beretta'dır. Franchi eski Browning A5 klonları ile daha önceden kervana dahil olmuştur. Belçika çok
daha eskiden, ancak, eski teknolojiye ve talep sahibi ülke isteklerine bağımlı mal verir biçimde mevzuun içindedir.

Beretta otomatik tüfekleri, her yönü ile çağdaşı Amerikan türleri ile rekabet edebilecek modellerdir. Ancak, yenilik babında daha ileridirler. Özellikle tetik devreleri, otomatik tüfeklerin sürat faktörüne verdikleri önem nedeni ile sınırlı bağlantı kesici ve kesin açık kapak güvenlikleri ile mücehhez olarak imale başlamış ve devam etmiştir. Beretta'nın açık kapak emniyeti,
arkadan salınımlı kilidinin bahşettiği yüksek kursu, ancak kapalı halde ateşleme iğnesi yanlarında sağlanan kanat geçişlerine izin veren, en güçlü olarak nitelendirilecek bir yapılanmadır. Çok az pompalı tüfek imalatı nedeni ile bu müessese, türün yozlaşmasında etkili değildir.

İtalya Brescia mıntakası, gaz sevketmeli otomatik av tüfeklerinin Amerika'da, Remington ve Sears sayesinde populer olması vakıasından bir çeyrek asır kadar sonra, Sears modellerini daha da basitleştirerek, her tür aksamı, yek diğer marka ile modüler olarak değiştirilebilen bir tüfeğin imalatına ve bunu çok uygun fiatlarla dünyanın her yerine ihraca başlamıştır.

İtalyan üreticiler, ihraç edilen ülke talepleri arasında pompalı türlerin de ağırlık kazanması nedeni ile, küçük bir uğraş sonucu, mevcut otomatik türden pompalıya geçişi realize etmişler ve günümüzde bu kategori, işe yaramaz tüfeklerin ilk esaslarının temelini atmışlardır. Zira;

-Otomatik tüfeklerde atış sonrası boşaltmayı gerçekleştiren ana unsur, namlu içinde kalan gaz basıncı ve kapağın kazandığı momenttir. Tırnak asıl olarak dolu fişeğin tahliyesinde etkili olmaktadır. Atışı takiben boş kovan, namlu yatağında çıkışı zorlayacak amiller yoksa, kapakla irtibatını, mutlaka fırlatıcı aksama çarpıncaya kadar sürdürmektedir. Bu keyfiyet pompalı türde mevcut değildir. Zira kapak sürati değişik olabilmekte ve ağırlığı nedeni ile kovan, kapak ön yüzü ile irtibatını yitirebilmektedir.

-Otomatik tüfeklerde, tetik ve darbe elemanı irtibatının bir kereye has olarak kesilmesi yeterli olabilir. Zira boşaltma ve ardından dolum çok büyük bir süratle gerçekleşecek, çoğu kullanıcı, bu arada tetiği çekmeğe dahi fırsat bulamıyacaktır. Ancak pompalı türde, yine kullanıcı isteğine bağlı boşaltma doldurma tercih ve hızı nedeniyle, tetik ve darbe elemanı
irtibatının, kapanıp kilitlenmeye kadar kesiksiz sürmesi esastır.

Zikredilen bu iki unsurun, otomatikten pompalıya geçiş yapan modüler İtalyan tüfeklerinde mevcut olmaması ve uygun fiyatları ile satış ve kar kaygusunun, tedarikçi gözlerinin önünü, üzeri devlet başkanlarının imzalı portrelerini havi yeşil kağıtlarla kapamış olması, gerçeği ayırdedebilen jenerasyonun etkinliğini yitirmiş bulunması sebepleri ile pompalı
tüfeklerin anavatanı Amerika dahi yutturmacaya seyirci kalmış ve günümüzün pompalı tüfek acubeleri bu fırsattan faydalanarak hayatiyetlerini sürdürüp artırabilmişlerdir.

Yurdumuzda üretilen pompalı tüfeklerin çok büyük kısmı, zikredilen dejenere İtalyan türün bire bir taklitleridir. Hiçbir üreticimizin, alelacayip irca yayları ekleri dışında, bu tasarıma hiç bir katkıları yoktur. Tüfekler, beslemede sürat sağlanır ise, otomatik kuzenlerine nisbeten benzeyen, onları taklid eden bir performans verebilmektedirler. Ve bu tüfeklerin çok büyük kısmı, yine pompalı türün ana vatanı Amerika'ya ihraç edilmektedir. Ve de kimsenin gıkı çıkmamaktadır.




Saygılar.

"


Saygılar...


 
Alıntı

#26
(30-05-2012, 12:45 AM)caytmazoglu demiş ki: Size şunlar haram kılındı: Ölü, kan, domuz eti, Allah'tan başkası adına kesilen, boğulmuş, vurulmuş, yuvarlanmış, süsülmüş, yırtıcı hayvanlar tarafından yenmiş olup da henüz canlı iken kesmedikleriniz, dikili taşlar üzerinde boğazlananlar ve zararla kısmet paylaşmanız. Bunlar, birer yoldan çıkıştır. Bugün kafirler dininizi söndürebilmekten ümitlerini kestiler; onlardan korkmayın, yalnız benden korkun! İşte bugün dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak müslümanlığa razı oldum. Her kim aşırı açlık durumunda çaresiz kalır da günaha eğilim maksadı olmaksızın, onlardan yemek zorunda olursa, elbette Allah, bağışlayandır, merhamet sahibidir. Maide Sr. 3

Sana kendilerine neyin helal edildiğini soruyorlar. De ki: Size bütün temiz nimetler helal edildi. Allah'ın size öğrettiği şekilde eğiterek yetiştirdiğiniz avcı hayvanların size tutuverdiklerinden yiyin ve üzerine besmele çekin, Allah'tan korkun; Çünkü Allah, hesabı çabuk görendir. Maide Sr 4

Ey iman edenler, haberiniz olsun ki, Allah sizi elleriniz ve mızraklarınızın erişeceği bolluk içinde bir avla sınayacak ki, gıyabında kendisinden korkanlar meydana çıksın. Kim bunun üzerine saldırıda bulunursa ona gayet acı bir azap vardır. Maide Sr. 94

Ey iman edenler, sizler ihramda iken av hayvanını öldürmeyin. İçinizden kim onu kasten öldürürse Kabe'ye varacak bir kurbanlık olmak üzere öldürdüğü hayvanın dengi bir ceza vardır ki, buna aranızdan adalet sahibi iki kişi hükmeder. Veya bir keffaret vardır ki, ya o nisbette fakirleri doyurmak, yahut onun dengi oruç tutmaktır. Ta ki bu şekilde yaptığının vebalini tatsın. Allah geçmişi affetmiştir. Fakat kim bir daha yaparsa Allah onun intikamını alacak. Allah, azizdir, intikamı vardır. Maide Sr. 95

Deniz avı ve onu yemek, size ve yolculukta olanlarınıza yiyecek olmak üzere helal kılındı. Kara avı ise, ihramlı bulunduğunuz sürece size haram kılındı. Huzuruna varıp toplanacağınız Allah'tan korkun! Maide Sr. 96

C) Av ve Avlanma

Avlama dar ve teknik anlamda, tabiatı itibariyle yabanî, insandan kaçan ve normal yollarla elde edilemeyen eti yenen hayvanı yakalamayı ifade etmekle birlikte geniş anlamda etlerinin yenmesi helâl olmayan hayvanların eti dışındaki cüzlerinden yararlanma amacıyla yakalanmasını da kapsar.

Bundan önceki ana başlık altında verilen bilgilerden, İslâm dininde etinin yenmesi helâl olan ve olmayan hayvanların türleriyle ve dinen etleri yenilebilen kara hayvanlarının kesimiyle ilgili birtakım özel hükümlerin bulunduğu bilinmektedir. Helâl olan türdeki bir kara hayvanının etinin yenebilmesi hususunda temel kural, onun dinî usule göre boğazlanmış olmasıdır. Aynı kuralın av hayvanlarına da uygulanması, yani av yoluyla elde edilen hayvanın etinin böyle bir boğazlama işlemi yapılmaksızın yenmesine müsaade edilmemesi gerekirken, bu konuda ihtiyaca dayalı bir kolaylık getirilmiş, av hayvanları belli durumlarda bu kuraldan istisna edilmiştir. Aşağıda detayları ile görüleceği üzere av hayvanı ele geçirildiğinde henüz hayatiyeti sona ermemişse yine boğazlama işleminin yapılması gerekir. Aksi halde bu hayvanın etini yemek helâl olmaz.

a) Avlamanın Dinî Hükmü

İslâm dini, fert ve toplum hayatına sadece gerekli ve zorunlu gördüğü müdahaleleri yapmış, herhangi bir olumsuz gidiş ve sonuç olmadığı sürece insaların yapıp ettiklerine bir kısıtlama getirmemiştir. Bunun için de günlük hayatı oluşturan davranışlarda helâl ve mubah oluş asıl, haramlık ve kısıtlama ise istisnaî bir durum olarak görülür. Avlanma da böyledir. İnsanlar öteden beri gıda temini ya da bazı hayvanların deri ve kıl gibi cüzlerinden yararlanmak için avlama yoluna başvurmaktadır. Din de bu konuda helâl ve serbest oluşu esas almış, gerekli düzenleme ve kısıtlamayı toplumların örf ve ihtiyacına bırakmıştır. Kur'an'da yeryüzünde ne varsa hepsinin insan için yaratıldığının (el-Bakara 2/29), göklerde ve yerde bulunan varlık ve imkânların Allah'ın bir lutfu olarak insanın emrine verildiğinin (el-Câsiye 45/13) ifade edilmesi, ayrıca avlamanın ilke olarak helâl olduğunun bildirilmesi (el-Mâide 5/94-96) böyle bir anlam taşır.

Kur'an ve Sünnet insanın başı boş bırakılmadığını vurgulamış, amaçsız ve anlamsız davranışları yermiştir. Ayrıca Hz. Peygamber'in hadislerinde merhamet duygularını yitirenler için ağır ifadeler kullanılmıştır. İslâm rahmet ve merhamet üzerine kuruludur. Yeryüzündeki bütün mahlûkata karşı şefkat ve merhamet beslenmesini, Allah'ın yarattığı fıtratın ve güzelliklerin korunmasını emreder. Bu sebeple, hiçbir fayda sağlamaya yönelik olmayan ve sırf hayvanlara eziyet vermek ve bu yolla eğlenmek için yapılan avlama İslâmî ilkelerle bağdaşmaz. Nitekim Peygamberimiz bir hadîs-i şeriflerinde şöyle bir uyarıda bulunmuştur: "Kim bir serçe kuşunu boş yere öldürürse, o kuş kıyamet günü Allah'a şikâyette bulunarak der ki: Yâ rabbi! Falanca kişi hiçbir yarar gözetmeden beni boş yere öldürdü!" (Neylü'l-evtâr, VIII, 155-156). Başka bir hadislerinde de Resûl-i Ekrem canlı bir varlığın hedef edinilmesini yasaklamıştır (Buhârî, "Zebâih", 25; Müslim, "Sayd", 58).

Eti yenen hayvanların eti için, eti yenmeyen hayvanların ise deri, kıl ve diş gibi cüzlerinden yararlanmak ya da zararlarından kurtulmak için avlanması kural olarak câiz görülmüştür. Normal şartlara göre verilmiş bu hüküm, ilgili ve yetkili merciler tarafından çevrenin ve hayvan neslinin korunması için gerekli tedbirleri almasına ve bazı kısıtlamalar getirmesine engel teşkil etmez. Çünkü bu, câiz ve mubah bir davranışın normal şartlardaki hükmünü açıklamakta olup İslâm hukukçuları kamu yetkililerine câiz ve mubahta tasarruf yapma hakkı tanırlar. Bunun yanında spor ve benzeri amaçlarla ava çıkmak da câiz görülmüş, fakat bazı bilginler asıl amacın dışına çıkıldığı ve merhamet duygularını incittiği için bunu mekruh görmüşlerdir. Bir yarar gözetmeksizin ve hayvanlara eziyet için avlamak ise câiz değildir. Yine, başkalarına zarar veren bir yolla yapılan av da İslâm dininin genel ilkelerine göre yasak fiillerden sayılmıştır. Bu tür avlama için fıkıh eserlerinde daha çok insanların mallarına, özellikle arazi ve mahsullerine zarar verme durumları örnek gösterilmişse de tabiatın ve hayvan neslinin korunması, zamansız avlanmanın hayvanların üreme ve gelişmesinde yol açacağı olumsuzlukların önlenmesi amacıyla konan sınırlamalara uyulmamasını da bu çerçevede düşünmek gerekir. Nitekim ilk bakışta hac ibadetine has bir düzenleme gibi görünürse de, İslâm'daki Mekke havalisinin bitki ve hayvanları ile ilgili koruyucu hükümlerin çevre bilincini yerleştirmeye yönelik hikmetler de içerdiği gözden uzak tutulmamalıdır. Harem bölgesi için getirilen kısıtlamaların, bu bölgeyi âdeta örnek bir "millî park" haline getirmeyi amaçladığı da söylenebilir.

b) Şartları

Kur'ân-ı Kerîm'de, özellikle de Hz. Peygamber'in sünnetinde müslümanın yararlanabileceği avın belirli nitelikleri taşıması gerektiğine dair bazı hükümler yer almıştır. Avlama konusunun etlerinin yenmesi helâl yahut haram sayılan hayvanlara ve etlerinin yenmesi helâl olanların boğazlanma usulüne ilişkin hükümlerle sıkı bir ilişkisi bulunduğundan, İslâm bilginleri bu hükümleri birlikte göz önüne almışlar, bunların ışığında müslümanın yararlanabileceği ve özellikle etini yiyebileceği av konusunda aranacak şartları belirlemeye çalışmışlardır. Fakihler bu şartlardan bazılarında fikir birliği etmişler, bazılarında ise delil farklılığı sebebiyle farklı sonuçlara ulaşmışlardır. Bu itibarla avlanacak ve av hayvanlarından yararlanacak şahısların fıkıh kültüründeki bu hükümleri bilmesi gerekir.

Avlama yoluyla elde edilen bir hayvanın etini yemenin helâl olması için bazı şartlar vardır. Bunları üç grupta toplamak mümkündür:

1. Avcı ve Avlama Şekli ile İlgili Şartlar

Avlanan bir hayvanın etinin yenebilmesi için avcı ile ve avlanma şekli ile ilgili şartlar beş madde halinde ele alınabilir:

a) Av yapan kişinin, dinen hayvan kesimine ehil olması gerekir. Bu sebeple, temyiz gücüne sahip müslüman bir kişinin yaptığı av bütün İslâm bilginlerine göre helâldir. Akıl hastası ve gayri mümeyyiz küçük gibi temyiz gücünden yoksun olan kişilerin avladığı hayvanın eti Mâlikî ve Hanbelî mezhebine göre helâl değildir. Hanefî mezhebinde de temyiz gücü esas olmakla birlikte, besmeleyi bilen ve av fiiline yönelen gayri mümeyyiz küçüğün, akıl hastasının ve sarhoşun avladığı hayvan yenebilir. Şâfiîler'e göre ise avlayanın temyiz gücüne sahip olması şart değildir.

Ehl-i kitabın avladıkları yenir. Buna karşılık putperestlerin ve mürtedlerin (İslâm dininden çıkanlar) avladığı hayvanın yenmesi câiz değildir. Avladığı yenmeyen kişilerle avlanma ehliyetine sahip kişilerin ortaklaşa avladıkları avın da eti yenmez.

b) Avcının ava niyet etmiş veya avın üzerine avcı hayvanın salınmış olması gerekir. Bu şart gerçekleşmemişse, meselâ avlanması câiz bir hayvan deneme atışı veya gelişigüzel yapılan atış ile vurulmuş ise, veyahut av köpeği kendi başına avın üzerine gidip onu öldürmüşse, bu av helâl olmaz. Fakat avcı hayvan kendi başına avın üzerine gider, avcı da hemen Allah'ın ismini anar ve onu ava doğru kışkırtırsa Hanefî ve Hanbelî mezhebine göre bu helâldir. Bu durumda avcı hayvan takdiren sahibi tarafından salınmış sayılır. Mâlikî ve Şâfiîler'de -sahih bulunan görüşe göre- böyle bir avın yenmesi helâl değildir. Mâlikî, Şâfiî ve Hanbelî mezhebi eserlerinde, bu şart avcının avı görmüş, yerini belirlemiş olması şeklinde detaylandırılmıştır.

c) Avlananın silâhını kullanırken veya avcı hayvanı salarken Allah'ın ismini anması gerekir ve bile bile bunu terketmemesi gerekir. İslâm bilginleri av esnasında Allah'ın ismini anmanın dinî bir görev olduğunu kabul etmekle birlikte, bu görevin bağlayıcılık derecesi konusunda farklı görüşler ileri sürmüşlerdir. Bazı hadis bilginleri ve müctehidler avcının her hâlükârda besmele çekmesini şart görmüş, ister kasten ister unutarak besmele çekilmemişse o avı yemeyi helâl saymamıştır. Fakihlerin büyük çoğunluğuna göre avcının besmeleyi unutmasının, tıpkı hayvanın kesim işleminde olduğu gibi, mahzuru yoktur. Besmele çekmeyi unutan avcı, hükmen besmele çekmiş sayılır.

Avlanma esnasında besmeleyi kasten terkeden kimseye gelince, Hanefîler'e göre, "Allah'ın ismi anılmadan kesileni yemeyiniz" (el-En`âm 6/12) meâlindeki âyetin kapsamı gereği, kasten besmeleyi terkedenin avladığı hayvanın eti yenmez. Mâlikî mezhebinde yaygın olan ve muteber sayılan görüş de budur. Yine Ahmed b. Hanbel'den nakledilen ikinci bir görüş bu yöndedir. Şâfiîler bu âyeti "Allah'tan başkası adına kesilen" şeklinde yorumlayarak ve konu ile ilgili hadislere dayanarak besmelenin kasten terkedilmesi durumunda da avlanan avın yenebileceğini ileri sürerler. Hayvanların kesiminde olduğu gibi avlanma konusunda da Şâfiî mezhebinin bu görüşünün getirdiği kolaylıktan yararlanılabilir.

d) Avcı silâhını attıktan veya avcı hayvanı av üzerine saldıktan sonra ve yaralanan avı elde etme esnasında başka bir işle uğraşmaması gerekir. Avlanma esnasında avcının yapması gereken, vurulan avı kovalamak ve yakalamaktır. Zira yaralanan ava hayatiyeti sona ermeden yetiştiğinde dinî usulüne göre onu boğazlaması şarttır. Bu işte ihmalkâr davranır da av tabii seyrinde ölürse bu avın eti yenmez.

e) Kara hayvanı avlayan kişinin o esnada hac ve umre için ihrama girmiş durumda olmaması gereklidir. Kur'an'da, "İhramda bulunduğunuz sürece kara avı haram kılındı" (el-Mâide 5/96) buyurularak ihramlının kara avcılığı yasaklanmıştır. Ancak, ihramlı olan birisinin avlanması halinde, avladığı avın hükmü hususunda fakihler ihtilâf etmişlerdir. Ebû Hanîfe, Şâfiî ve Ebû Sevr bu avı, ihramda olmayanın yemesini câiz görmüş, İmam Mâlik ise bu avı meyte (murdar) kabul ettiğinden yenmesini helâl saymamıştır. Deniz avcılığına gelince,"Hem size hem de yolculara fayda olmak üzere (yararlanmanız için) deniz avı yapmak ve onu yemek size helâl kılındı" (el-Mâide 5/96) anlamındaki âyetin açık ifadesi gereği, ihramlı halde iken deniz hayvanlarını avlamak yasak değildir.

2. Avlanacak Hayvanla İlgili Şartlar

Avlanacak hayvanla ilgili şartlar da birkaç maddede toplanabilir:

a) Avlanmayla elde edilen hayvanın yenebilmesi için eti yenen bir hayvan olması gerektiği açıktır. Hangi hayvanların etinin yenmesinin helâl olduğu, bir üstteki ana başlık altında ayrıntı ile ele alındığı gibi, fakihler arasında hayli farklı görüş ve yaklaşımlara konu teşkil etmektedir. Eti yenmeyen hayvanların deri, kıl ve kemik gibi cüzlerinden yararlanmak veya zararlarından korunmak için avlanması câizdir.

b) Avlanan hayvanın tabiaten vahşî hayvan türünden olması gerekir. Deniz hayvanlarından balık ve türlerinin, kara hayvanlarından evcil olmayıp etinin yenmesi helâl olanların avlanma usulüyle elde edilmesinin ve yenmesinin câiz olduğunda fakihler arasında görüş birliği vardır. Evcil hayvanlar normal kesim usulüne tâbidir. Aslen evcil olup da sonradan yabanîleşenlerin avlanması ise ihtilâflıdır. Mâlikîler dışındaki mezheplere göre, yakalanıp boğazlanması mümkün olmayan evcil hayvanların avlanması câizdir. Mâlikî mezhebine göre ise, bu tür hayvanların avlanarak yenmesi helâl değildir.

c) Avlanılan hayvanın kesimden önce ölmesi halinde, ölümünün bu avlanmadan olması gerekir. Bu yüzden değil de başka bir sebeple ölürse, eti yenmez. Yaralandıktan sonra suya düşerek boğulan veya yamaçtan düşüp ölen hayvanın durumu da aynıdır. Yaralanan hayvanın yere düşme ve çarpma sonucu ölmesi ise, avlanma sonucu ölme sayılır. Bu itibarla avcı yaraladığı avı bir süre bulamasa da, sonra bu avı ölü olarak bulsa, bu durumda avın helâl olması için üç şart gereklidir: a) Avcı, bulduğu avın suda boğularak ya da bir yardan yuvarlanarak öldüğü tereddüdünü taşımamalıdır. b) Bulunan hayvanın bir başkasının yaralamadığını veya başkasının avcı hayvanı tarafından avlanmadığını, kendisi tarafından avlandığını bilmelidir. c) Avlanılan hayvan bozulmamış ve sağlığa zararlı hale gelmemiş olmalıdır. Eğer pis koku yayacak, sağlık açısından sakıncalı olabilecek duruma geldiyse, yenmesi helâl olmaz.

d) Avlanan hayvan yaralı olarak ele geçirilir ve kesme imkânı da bulunursa, usulüne uygun olarak kesilmelidir. Buna imkân varken avcının kusur ve ihmali yüzünden kesilmezse, eti yenmez. Çünkü ihtiyarî boğazlama imkânı bulunduğu sürece ıztırarî boğazlama geçerli olmaz. Avcı, avladığı hayvana henüz ölmeden yetişmişse durumuna bakılır:

Şayet av, hayatiyetini yitirmiş de boğazlanmış hayvanın durumuna benzer bir canlılık belirtisi taşıyorsa, meselâ karnı yarılıp iç organları dışarıya fırlamış ise veya av köpeğinin öldürücü darbesine mâruz kalmışsa, artık hükmen ölü sayılır ve boğazlamaya gerek olmaksızın yenebilir. Şâfiîler'e göre bu durumda hayvanı rahatlatmak için boğazını bıçakla kesmek müstehaptır; fakat böyle yapılmadan ölse de etini yemek helâldir. Bu durumdaki hayvan suya düşmüş olsa da eti yenebilir, zira boğularak ölmüş sayılmaz.

Şayet av henüz hayatiyetini yitirmemiş ise boğazlanması gerekir. Kasten veya ihmal ile boğazlama terkedilirse, bu hayvan "meyte" hükmündedir, yenmesi helâl olmaz. Eğer bıçak bulunmaması veya vaktin yeterli olmaması gibi bir sebeple boğazlanamamışsa, Hanefî mezhebindeki görüşe göre yenmez; fakat istihsanen yenebileceğine hükmedilmiş ve bu görüş daha sağlam bulunmuştur. Şâfiîler ve Hanbelîler ise bu durumda boğazlanmayan hayvanın hükmü hakkında avcının kusurlu olup olmamasını esas almışlardır. Şayet avcının bir kusuru yoksa, meselâ bıçağa uzanırken veya boğazlama vaziyeti alırken hayvan ölmüşse, eti yenebilir. Fakat avcı kusurlu ise meselâ bıçağı yoksa yahut yanlışlıkla bıçağın sırtını sürmüşse ve bu yüzden boğazlama işlemi yapılamadan ölmüşse, eti yenmez.

3. Av Aleti ile İlgili Şartlar

Av ya av tüfeği, ok, mızrak gibi yaralayıcı ve öldürücü bir aletle ya da köpek, atmaca, şahin gibi bu iş için eğitilmiş hayvanlarla yapılır. Av yaparken kullanılacak bazı vasıtalara Kur'an ve Sünnet'te özetle işaret edilmiş, fıkıh eserlerinde ise bu vasıtalarda aranan özellikler konusu ayrıntı ile ele alınmıştır. Avlanmada kullanılacak vasıtalar, silâhlar ve hayvanlar olmak üzere iki kısma ayrılır:

a) Silâhla Avlanma

Silâh kapsamına giren avlanma aletlerinin özellikleri ve bunlara bağlanan hükümler ana hatları ile şöyledir:

1. Avlanmada kullanılan silâhın, avın bedenini parçalayıcı (kesici, delici) özellikte olması ve vücuduna nüfuz etmesi gerekir. Meselâ tüfekle atılan saçma ve kurşunun durumu böyledir. Avcı, avı vurduktan sonra kesmek için yetişemese de av, yara aldığı ve üzerine Allah'ın ismi anılmış sayıldığından boğazlanması gerekmez. Bununla birlikte ateşli silâhların icadından sonra, konu etrafında bazı görüş ayrılıkları ortaya çıkmış ve bir kısım Hanefî ve Mâlikî fıkıh bilgini kurşunun yakıcı özelliğini esas alarak bu yolla yapılan avın yenmesini -eğer ölmeden yetişilip boğazlanamamışsa- câiz görmemiş ise de bu görüş kuvvetli bulunmamaktadır.

2. Ava atılan bıçak ve kılıç darbesi onun bir organını vücudundan ayırırsa av yenir. Çünkü bu şekilde avda bir yaralama meydana gelmiştir ve bu onun boğazlanması gibidir. Vurulan kılıç, bıçak vb. aletlerin avı sadece yaralaması halinde de av boğazlanmış sayılır ve etini yemek helâldir. Ancak daha önce belirtildiği üzere av ele geçtiğinde henüz hayatiyetini koruyorsa ayrıca boğazlanması gerekir.

3. Taş, sopa ve benzeri cisimlerle av yapılması delici özelliğinin bulunmaması yönünden bakıldığında câiz görülmemiş, bu cisimlerin delici bir etki ile hayvanı yaralaması veya öldürmesi durumunda ise avın yenebileceği kabul edilmiştir. Hz. Peygamber'in bu konudaki şu hadisi bu ayırıma esas olmuş ve fakihlerin görüşlerini yönlendirmiştir: Sahâbeden Adî b. Hâtim mi`râd denilen bir ucu keskin-delici, diğer ucu küt bir aletle yaptığı avın hükmünü sorduğunda Resûl-i Ekrem şöyle buyurmuştur: "Eğer keskin yeri ile vurduysan ye, küt tarafı ile vurduysan yeme, çünkü o vekîzedir (darbe ile vurulup öldürülmüştür)." O devirde mi`râd diye anılan aletin nitelikleri hakkında bilginler farklı açıklamalar yapmışlarsa da, hadisteki gerekçenin, Kur'ân-ı Kerîm'de (el-Mâide 5/3) "mevkuze" diye anılan (darbe ile öldürülmüş) hayvanların yasaklanma gerekçesi ile aynı paralelde olduğu anlaşılmaktadır. Kesici, delici, parçalayıcı özelliği olmayan cisimle bile olsa, hayvanın ölmeden ele geçirilip usulünce boğazlanması halinde yenmesi ise helâldir.

b) Avcı Hayvanla Avlanma

Kur'ân-ı Kerîm'de, "Allah'ın size öğrettiğinden avcı haline getirdiğiniz hayvanların sizin için yakaladıklarından da yiyin ve üzerine Allah'ın adını anın (besmele çekin)" (el-Mâide 5/4) buyurularak avcı hayvan ile avlanmanın câiz olduğu bildirilmiştir. Bu âyetin ve bazı hadislerin ışığında belirlenen avcı hayvanların özellikleri ve bunlara bağlanan hükümler ana hatlarıyla şöyledir:

1. Avcı hayvan olarak köpeğin kullanılmasının cevazında fakihler arasında görüş birliği vardır. Fakihlerin büyük çoğunluğuna göre kaplan gibi yırtıcı dört ayaklı hayvanlar ile şahin gibi yırtıcı kuşlardan da avcı hayvan olarak yararlanılabilir. Bazı fakihler ise âyetteki ifadeyi köpek türüne has bir müsaade olarak anladığından aksi görüştedir. Ebû Yûsuf başkası adına avlama özelliği bulunmadığı gerekçesi ile aslan ve ayının avcı hayvan olarak kullanılamayacağına hükmetmiştir. Öte yandan, bizâtihi pis sayıldığı için domuzdan avlanmada yararlanılması câiz görülmez.

2. Avlamada kullanılacak hayvanın av için eğitilmiş olması gereklidir. Bunun bilinmesi ise, köpek ve benzeri hayvanların eğitilmiş olmaları, yakaladıkları avdan yememeleriyle, kuşların eğitilmiş olmaları da av üzerine salındığında gitmesi, geri çağırıldığında gelmesiyle olur.

3. Fakihlerin çoğunluğuna göre avcı hayvanın yakaladığı avı, ondan yemeksizin sahibine getirmesi gereklidir. Şayet tutmuş olduğu avdan yerse kendisi için tutmuş olur ki, bu avın eti helâl olmaz. Bir hadiste de böyle buyurulur (Buhârî, "Zebâih", 2; Müslim, "Sayd", 2-3). Hanefîler yırtıcı kuşlar ile yapılan avda bu şartı aramazlar. Mâlikî mezhebine ve Ahmed b. Hanbel'den rivayet edilen ikinci görüşe göre av hayvanının yakaladığı avdan yemesi, bu etin yenmesine engel değildir.

4. Fakihlerin büyük çoğunluğuna göre avcı hayvan avını yaralayarak öldürmüş olmalıdır. Şayet boğarak veya sert bir darbe ile öldürmüş ise bu avın eti yenmez. Şâfiîler'e göre ise, eğer av hayvanı avının üzerine yüklenip ağırlığı ile onu öldürmüşse bu avı yemek câizdir.

5. Avcı hayvan sahibi tarafından av için salıverilmiş olmalıdır. Sahibi tarafından salıverilmeksizin kendiliklerinden yakaladıkları hayvanın eti yenmez. Ancak Hanefîler'e göre hayvanın belirli bir av için salıverilmesi şart olmayıp, av için salıverilmiş olması yeterlidir.

6. Avcı hayvana av esnasında eğitilmemiş başka bir hayvan ortak olmamalıdır. Birkaç avcı köpeğin birlikte avladıkları avın yenmesinde ise sakınca yoktur.

Kaynak : Diyanet İşleri Başkanlığı İlmihali II Cilt Yiyecekler Bölümü

Aşağıdaki bağlantıda da Devlet-i Alî'de av üzerine tarihi bilgiler bulunmaktadır.
http://www.actaturcica.com/sayi1/123_152.pdf

 
Alıntı
1 üye teşekkür etti:
Antiterör
#27
lupus demiş ki:Arkadaşlar,

Accuracy International'ın kurucusu, 50 m tüfek disiplininde, hem Los Angeles, hem de Seul'de iki kez üst üste olimpiyat şampiyonu olabilmiş tek atıcı olan Malcolm Cooper'ın bu konudaki önerilerini size aktarmak istiyorum.

Namlu üretimi esnasında, yüzeyde gözle görülemeyecek kılcal hatlar ve noktalar oluşur. Atımla beraber bu yüzeyler hem ezilir, üretim aşamasında başlayan oturma süreci çok daha yavaş olarak devam eder, hem de bu yüzeylere gerek çekirdek artıkları, gerek yanma artıkları oturarak, bu sürece katılırlar. Bu sürecinin başlangıcında, bu artıkların namlunun ham malzemesine nüfuzu ne kadar engellenirse, namludan ilerleyen zamanlarda alacağınız çıkış hızı ve dağılım değerleri de o kadar iyi olacaktır.

Yeni alınan bir silahın, önce üzerindeki kosmolin veya türevi ağır koruyucu yağların ayrıntılı olarak temizlenmesi gerekir. Bundan sonra da daha düşük yoğunluklu yağlarla ayrıntılı yağlama işlemini müteakiben atışa geçilmelidir.

Önce bir adet mermi atılır.
Namlu sökülür, içi temizleme yağı emdirilmiş bir bezle silinir, meteakiben de daha henüz sıcakken, içine özellikle bakır çözücü özellikleri olan solvent veya köpük sıkılır.
Bu solventlerin namlu yiv setinin her alanına iyice nüfuz etmesine dikkat edilir. Solventin mümkünse en az 15 dakika namluda kalması sağlanır.
Müteakiben de küçük kuru temizleme bezleri ile namlu temizlenir.Bu işlem bezler tamamen temiz olarak çıkana kadar yapılır.
Her bez namludan, sadece tek yönde ve bir kez geçirilir, atılır.
Namlu tamamen kurulanıp temizlendikten sonra 2 mermi atılır ve işlem tekrarlanır.
Müteakiben aynı işlemler tekrarlanarak, sıra ile 3,4,5,6,7 mermi atılır.
Bu işlemden sonra, bu günlük silahla işimiz bitmiştir.
Ertesi gün namlu, atışa başlamadan tekrar solventlerle temizlenip, kurulanır.
Mütekiben 8,9,10,11,12,13,14 atış yapılarak tüm işlemler tekrarlanır.
İkinci gün için silahla yapacaklarımız bitmiştir.
Ertesi gün namlu tekrar solventlerle temizlenerek, kurulanır.
Müteakiben 14,15,16,17,18,19,20,21 atış yapılarak tüm işlemler tekrarlanır.
Üçüncü gün için silahla yapacaklarımız bitmiştir.
Ertesi gün namlu solventlerle tekrar temizlenir, kurulanır.
Artık silah sizindir. Bundan sonra sadece rütin bakım işlemleri ve arada tekrarlayacağınız bakır temizlik işlemleri ile silahınızı korumaya devam edebilirsiniz.

Bu işlemler esnasında dikkat etmeniz gereken bir şey de, bu işler için hazırlanmış solventleri kesinlikle silahın namlusundan başka yere, özelikle de bakır bazlı nikel-krom boyalara, temas ettirmememiz ve işlemler sonunda namluda hiç artık bırakmamanızdır.

Eğer imkanınız varsa en azından birinci ve ikinci gün işlemlerini yaparak bir silahı kullanmaya başlayın. Bu işlemlerin küçük parçaların ve yayların da yavaş yavaş oturmasına katkısı olacağı da kesindir.
Mermi istihkak durumunu da düşünerek, herkesin bunu yapmasının zor olduğunun farkındayım. Bu işlemlerden geçmiş bir namlu ile, geçmemiş bir namlu arasındaki performans farkını, çoğu atıcının ayırd edemeyeceğinin de farkındayım.
Ancak imkanı olan arkadaşlara bu prosedürü sabırla uygulamalarını şiddetle tavsiye ederim. Sadece kendiniz için değil, kendinizden sonra da bu silahı kullanma ihtimali olan atıcıları da düşünerek yapmanızı öneririm.
Ayrıca elimizdeki silahlar sadece kendi malımız olmayıp, aynı zamanda da milli servetimizin bir parçasıdır. Bu kadar ayrıntılı işlemler yapmasak da, her zaman bunu düşünerek silahlarımızı layıkı ile koruyalım.

Saygılar.
[/quote]

 
Alıntı

#28
(19-07-2012, 04:25 PM)lupus demiş ki: CZ 75 ' de yedeklenmesi iyi olan parçalar:

* Sökme takma manevelası ( slide stop )
* Sökme takma manevelası yayı ( slide stop spring )
* Şarjör mandal yayı ( magazine release / catch spring )
* Tetik yaytı ( trigger spring )
* Tetik kolu yayı ( trigger bar lifter spring )
* İğne yayı ( firing pin spring )
* Tırnak yayı ( extractor spring )
* CZ 75 Pin No 9.

 
Alıntı

#29
(Glock 19 Gen4)
(26-07-2012, 01:58 PM)lupus demiş ki: -- Önce şarjör mandalının yönü değiştirilecek...

-- Son fişekten sonra kilitlenen sürgüyü salma ameliyesi için '' sling shot '' a alışılacak...

-- Hem IDPA, hem de IPSC uyumlu Blade Tech'in DOH kılıf edinilecek...

-- Kılıftan hedefe, hedeften hedefe çalışmalar başladığında, standard harp konfigürasyonunda arpacığın çok arandığı fark edilecek, nişangah arayışına girilecek, kısa bir araştırmadan sonra Dave Sevigny denen adamın Dawson Precision üretimi en geniş gez aralıklı, en dar arpacık genişlikli, düz gez, fiberoptik arpacık kullandığı öğrenilecek ve Kara Tavuk için bunlardan ısmarlanacak...

-- İşin derinliğine vakıf oldukça bu nişangahlara rağmen mükerrer hızlı atışlar esnasında arpacığın çok homojen bir şekilde salınmadığı fark edilecek...Biraz araştırma yapınca bunun silahı çok iyi koruyan teleskopik irca yayı sistemlerinin bir handikapı olduğu öğrenilecek ve çözümün Gen 3 benzeri tek parça yay tadilatı olduğu anlaşılacak ve irca yayı yan sanayi tek parça yay ve adaptörü ile değiştirilecek....

 
Alıntı

#30
(07-08-2012, 08:01 AM)turan tactical demiş ki: Sn TT,
Parallax özelliği nedir? NV'nin ne olduğu hakkında da bilgi verirseniz sevinirim.
Saygılar...

Sn.Wanted_Tr_Gun,
Optikler konusunda bilinmesi gereken bir nokta olduğu için, sorunuzdan dolayı teşekkür ederim.
Öncelikle NV, gece görüş yani night vision'un kısaltılmasıdır. Parlama özellikleri işaretleyici optiklerde gece görüş uyumuna göre fark edebilir.
Parallax ise bir işaretliyici optiğin en önemli sorunudur.
Fiziksel olarak baktığımız bir noktanın hareketi esnasında, nesnenin arkasında kalan diğer görüntüler daha yavaş hareket ediyor gibi görünür.
Örneğin aşağıdaki görselde olduğu gibi, size yakın küpler hızla sağa sola hareket ediyor gibi görünürken, arka plandaki küreler sanki daha yavaş hareket ediyor gibi görünür.

[Resim: Parallax.gif]

İşaretleyici optik içerisindeki görütüye baktığınız zaman, aldığınız hedef ya da gözetlediğiniz alanda sağa sola doğru hareket ettiğinizde ise bu fiziksel olay gereği, işaretleyicinin yani hologramın daha hızlı, hedefin ise daha yavaş hareket etmesinden dolayı görüntü kaçırma hatasına düşmeniz beklenir.



Ancak parallax free özelliği sayesinde odaklandığınız işaretleyici ile, hedefiniz ya da gözetlediğiniz alan arasında en düşük seviyede fark oluşur.
Bu da hareket halindeyken, ya da optiğin bir kısmı kırık ya da kapalı dahi olsa hedeften ayrılmamaya yardımcı olur.

[Resim: EOxxx-EOTech-Holosight-Broken-Window.jpg]
[/quote]
 
Alıntı

  


Foruma Git:


Bu konuyu görüntüleyen kullanıcı(lar): 1 Ziyaretçi