Sitemize Hoşgeldiniz, Ziyaretçi! Giriş Kayıt Ol




Konuyu Değerlendir
  • 2 Oy - 5 Ortalama
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
TTC-Pedia "Silah ve muhimmatlarla ilgili degerli bilgiler Ansiklopedisi"
#11


Silah temizlerken saglik acisindan dikkat edilmesi gerekenler:

(25-02-2012, 01:34 PM)lupus demiş ki: Sn.alpago, nacizane bir uyarı ve tavsiyede bulunmak isterim. Çay, ortamdaki her türlü uçucu kimyasalı inanılmaz derecede çeken bir içecek. Diğer yandan sadece çay değil, atış esnasında, sonrasında, bakım esnasında her türlü yiyecek ve içeceği tüketmekten imtina etmek lazım. Atış veya bakım yaptıktan sonra, elleri önce soğuk su ile, müteakiben de uygun gördüğünüz ısıda su ve temizlik malzemeleri yıkamadan, güzelce kurulamadan her türlü yiyecek ve içecekten uzak durmak germek. Bir çay hastası olarak maalesef ben de aynı hatayı bazen yapıyorum, ama elden geldiği kadar dikkat etmek bizi barut artıkları ve kimyasalların uzun süreli ve sinsi toksik etkilerinden koruyacaktır.

Saygılar, selamlar.

 
Alıntı

#12
RE: Hırsızı vurdu, serbest bırakıldı!
oncearocker Yazdı:

Sayın actionman, sorduğunuz sorunun cevabını sayın nutkey vermiş; mevcut bir ihtilafta taraf olan avukat, menfaat çatışması nedeniyle karşı tarafın vekillik görevini üstlenemez. Ancak bırakınız hırsızlık suçunu, bir avukata karşı işlenmiş çok daha ağır bir suçu işleyeni dahi savunacak (rızaen olmasa dahi baro tarafından tayin edilmek suretiyle) bir avukat olacaktır. Zira kendisi avukat bulamayan sanıklara, yargı çevresindeki baro vasıtasıyla bir avukat tayin edilmesi yasal bir gerekliliktir. Bunun nedeni de kimsenin savunma hakkından yoksun bırakılamayacağı ilkesi ve savunmanın en etkin şekilde, vakıaları hukuk kurallarıyla bir bütün olarak değerlendirebilecek avukatlar tarafından yapılabileceği düşüncesidir. Diğer yandan bahsettiğiniz şekildeki savunmalar, bir avukattan çok cezaevi öğretisiyle edinilecek tarzdadır. İspat edemediğiniz sürece, iddialarınızın mahkeme nezdinde değeri olmaz. Hakimler makine değiller; bir avukat kolay kolay, ispat edemeyeceği bir iddiayı ortaya atarak, hakimde sanık müvekkilinin aleyhinde bir kanaat oluşmasını istemez.

Asıl konuya gelecek olursak; böyle bir olay Amerika' da gerçekleşse, evin sahibi açısından sonuç, tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmak değil, savcılık tarafından suçlanmamak olurdu. Bu hukuki müessesenin bizdeki karşılığı savcılığın takipsizlik kararıdır. Ne var ki Türkiye' de ölümle sonuçlanmış bir eylemin, veya vücut bütünlüğüne yönelik, belirli bir safhayı aşmış müessir fiilin savcılığın takipsizlik kararıyla sonuçlanması pek mümkün değildir. Böyle bir suç üzerinize atfedilirse, hakkınızda takipsizlik kararı verilebilmesi ancak, savcılık soruşturması sırasında eylemi sizin değil, bir başka şahsın gerçekleştirdiğinin anlaşılması halinde mümkün olabilir. Bunun ötesinde savcı, olayda meşru müdafaa koşullarının gerçekleştiğini düşünüyor olsa dahi, olayda meşru müdafaa hükümlerinin uygulanma olasılığı bulunduğunu belirterek, aleyhinizde iddianamesini hazırlar ve kamu davasını açar. Sonrası da ne çıkarsa bahtınıza.

Amerika ve ülkemizde bu konudaki farklılıklar, temel olarak şu iki soruya verilecek cevaptan kaynaklanmaktadır: 1- Yasalara uyan sıradan bir vatandaş, suçlularla eşit olmak zorunda mıdır? 2- Yasalara uyan sıradan bir vatandaş, bir suçluyla (belki de profesyonel) mücadele etmek zorunda kaldığında, orantılı davranış biçimini gözetmek zorunda mıdır? Amerika' da bu iki soruya verilecek cevapların ikisi de hayırdır, bizde ise evet.
 
Alıntı

#13
TEKE AVI-MALZEME SEÇİMİ-HATALAR

(27-02-2012, 08:26 PM)yivlici demiş ki: Dürbün almak başlı başına bir bilgi,ekonomik güç,kullanılan tüfek,kullanım şartları,kullanılacak arazi özellikleri gibi bir çok değerlendirilmesi gereken kriteri yanında taşır.
Bu yüzden sıralı olarak değerlendirmekte fayda var.
Öncelikle ilk kriter nasıl bir arazide ve ne avında kullanılacağı ile ilgili seçim durumudur.Bu yazı standart dışı( 400 mtr üstü) atışları içermeyip av amaçlı olarak düşünülmüştür.
Teke avının mesafe ve şartları ile geyik ve domuz avının şartları büyük değişkenlik gösterir.Dağ avı tamamen bedensel performansa dayalı bir avlanma sistemidir.Kondisyonunuzun mükemmel olması,kilo sorununuzun olmaması,kalp ve solunum sisteminizde hiç bir sorunun olmamasını ve sakin bir ruh halinde olmanızı gerektirir.Yükseklik korkunuzun olması size baştan kaybettirebilir.Sürekli dikine çıkılan sarp kayalar,ayağınızı koyacak yer dahi bulamayacağınız taşlar sinsice sizi bekler.Küçük bir hata ya ağır yaralanmanıza veya direk ölümünüze sebep olabilir.Bunca eziyet ile 3-4 saat tırmanarak çıktığınız yerde bir taşı kaydırmanızdan veya ters rüzgarda kalmanızdan dolayı teke sizi farkederek daha siz onu görmeden 3 dağ öteye aşar.Dolayısı ile bu kadar zahmetli bir avda şansınızın bir defa olması dolayısı ile açığınızı kapatacak olan ekipmanın çok büyük önemi vardır.Ekipmandan kastımız kıyafet vb değil tüfek ve optiğinizdir.Bu yazının temel aldığı konuda budur zaten.Dağda kullanacağımız bir dürbünü seçelim ama önce olası karşılaşacağımız şartları değerlendirelim'ki nasıl bir optik almamız gerektiğine karar vermemizde yardımcı olsun.
Dağ şartları her zaman tahmin edilebilir değildir.Aşağıdan durgun gördüğünüz bir zirve çıkınca sizi kuvvetli rüzgarlarla karşılayabilir,güneşli gördüğünüz hava bir anda kara dönüşebilir veya bir anda gelen sisin saatlerce içinde kalabilirsiniz.Bırakın teke izlemeyi 5 metre ötenizi görmeniz mümkün olmayabilir.Bunların hepsinden sıyırdık diyelim.Gece yola çıkıp saatlerce yürüdükten sonra sağ salim bek yerinize( bakacak,meteris,ateşlik,gözet yeri) oturdunuz.Hava açıldı etrafa bakmaya başladınız,eğer gözleriniz alışkın değilse 100 metre ötenizde duran tekeyi fark etmeyebilirsiniz.Hayvanlar ile doğanın renkleri müthiş bir şekilde uyumludur.Bir dostum bana eğer teke kendisini görmeni isterse görürsün demişti,bencede çok doğru bir tanım ancak bu bir yere kadar.Elinizde hd versiyon iyi bir el dürbünü var ve bir miktar hayvan anatomisini bilirseniz taştan tekeyi ayırabilirsiniz.Aksi takdirde rehberiniz saatlerce size yer tarif eder.Atış mesafeleri genel olarak 200 ile 500 metre aralığında ve genellikle açılı bir şekilde olur.Mesafeyi ve açıyı tam olarak bilmek zorundasınız.Bunun için güvenilir iyi marka bir mesafe ölçere ihtiyacınız var.Swarovski,leica,zeiss ve leupold bu konuda kendisini ispat etmiş iyi markalardır,Muhakkak bunlardan birine sahip olmak durumundasınız aksi takdirde başarısızlık kesin sonuçtur.Dağda mesafeyi tahmin etmek çok yanlış bir iştir,hiçbir zaman tutmaz.Vadi aralıkları,av ile aranızdaki küçük tepeler,av ile aranızdaki açı farkları her zaman yanılmanıza olduğundan fazla veya eksik tahmin yapmanıza sebep olur.Bu şansa bırakılacak bir konu değildir.Ancak dikkat edilmesi gereken diğer konu ayar esnasında kullandığınız mesaferi ölçeri kullanmanızdır.Markalar arasında farklı ölçümler olabildiğine bir çok defalar şahidim.Tüfek dürbününüzü avdan önce sıfır açıda çok düzgün bir şekilde ayarladığınızı var sayıyorum,aynı mermiyi kullanıyorsunuz,gece 3,5 saat tırmanıp zirve yaptınız,güneş doğdu hayvan aşağıda sizden habersiz dişileri kovalıyor.Mesafeyi ölçtünüz,var ise kule ayarlarınızı yaptınız,sakince nişan aldınız,hassası kurdunuz GÜM teke koşmaya başladı,2. yi sürdünüz ama teke yok dürbüne sokamıyorsunuz,
zoom yüksekte kaldı,düzelttiniz hayvanı buldunuz ama 200 metre daha mesafeyi açtı ve gidiyor 2. güm gitti gider.İçinizde müthiş bir burukluk,ve suçlu arama duygusu.
1- Dürbünümün ayarımı bozuldu?
2- Mermim kötümü idi ?
3- Mesafeyimi yanlış ölçtüm ?
4- Tüfeğimi titrettim ?
5- Desteğimmi kötü idi ?
6- Dürbün ayaklarım sorunmu yaptı ?
7- Duruşumu rahat değildi ?
8- Acaba vurdumda yaralımı gitti ?
Bunların hepsi mümkün.Sıra ile tek tek inceleyelim
Dürbün ayarları bir çok sebepten bozulur...
1-Ayar yaptığınız rakım ile atış yaptığınız rakım uyumlu değildir.
2-Ayar yaptığınız zamanki ile atış yaptığınız zaman arasında ciddi soğukluk farkları vardır.Soğuk hava yoğundur ve atışınız alt gider.
3-İlk montaj esnasında hatalar vardır.Vidalar doğru sıkılmamıştır,base vidalarına doğru yapıştırma işlemi uygulanmamıştır veya hiç uygulanmamıştır.Atışta oynamaya sebebiyet verir.
4-2 parçalı bir ayak sistemi ise ön ve arka arasında uyum problemi vardır kısa mesafe atışı ile dürbün sıfırlanıp hatanın farkına varılamamıştır.
5-Kullanılan dürbün kalitesizdir ayar tutmamaktadır,ancak atıcı tecrübesi yeterli olmadığı için bunu fark edememiştir.
6-Herşey doğrudur ancak taşıma esnasında dürbün kasılmaya veya darbeye maruz kalmıştır.

Mermim kötümü idi ?? işte yaşadığımız en büyük sorun budur.Ülkemize malesef 2. sınıf mermiler ithal edilmekte bunlarda'da kalitesiz çekirdekler,birbirini tutmayan barut ölçüleri had safhada mevcuttur.

Mesafeyi yanlışmı ölçtüm ???
Hayır aslında doğru ölçtünüz ancak açının hesabını yapamadınız.0 açı esası ile atış yaptınız ve merminiz üst gitti.Peki bunu nasıl çözeriz.İşte çok önemli bir konu daha ancak detaya girmeden basite indirgeyerek anlatmak
istiyorum.Tüm açılı atışlarda mermi üst gider bunu çözmek için dürbüne ya bir açı ölçer takıp basit hesaplama yöntemi ile reel mesafeyi bulup dü
rbün ayarlarını ona göre yapmalıyız.veya açı ölçüm hesabıda yapabilen mesafe ölçerlerden bir tane edinip mümkün oldukça namlu seviyesinde tutup çıkan rakama göre ayar yapmalıyız veya açıyı rakımı ölçüp hesaplamaları kendi içinde yapan bir el dürbünü edinip sorunu basitçe kökünden çözmeliyiz ( swarovski el range,bushnell arc gibi)

Tüfeğimi titrettim ???
Bilinçli olarak tüfeği titretmediniz ama direk kundağı taşa yasladığınız için vibrasyondan dolayı titreşim oluştu ve ıska attınız.Altına çanta mont vb bir şey koysa idiniz teke ile yanyana resim çektirebilecektiniz.

Desteğim'mi yanlıştı ???

Buda ıska sebeplerinden birisidir.Yivli tüfek ile muhakakki desteklenerek atış yapılmalıdır.Desteksiz atışı düşünmek bile istemiyorum( mecburu durumlar istisna) tüfek desteği için bipod kullanımı gereklidir ancak olmazsa olmaz değildir. İçine gömülebilen orta sertlikte bir çanta veya taşa temas etmeyecek yumuşaklıktaki mont aynı işi yaklaşık olarak görür.Ben ağırlıktan kaçındığım için bipod kullanmıyorum ancak bunu sorun etmeyen arkadaşların kullanmasında fayda var.

Dürbün ayaklarımmı sorun yaptı ???

Mümkündür iyi montaj yapılmamış bir ayak sistemi veya ucuzuna kaçılmış bir ayak sistemi dürbün tüfek arasındaki ilişkiyi her zaman bozar.Hele dağda zor taşıma şartlarında dayanıksız bir sistem sizi her zaman yarı yolda bırakabilir.

Duruşummu rahat değildi ???

Buda önem arzeden bir konudur.Atış esnasında çok rahat olmalısınız,zoraki bir taşa tutunmaya çalışmak,ayağınıza sağlam bir destek bulamamak,Tüfeği sabitlediğiniz zaman aynı açıda vücudunuzu tutamamak,nefes alma sorunu yaşamak,Kendinizi kasmak veya patlamadan gayri ihtiyari korkmak size ıska attırır.Son anda tetiği çekerken tüfeği farkında olmadan hareket ettirip hedef hattını bozarsınız.Siz tüfekten korkmayın TÜFEK SİZDEN KORKSUN.

Acaba vurdumda yaralımi gitti ??

İşte en çok yaşanan olaylardan birisi.Herşey düzgün,atışta hata yok kesin vuruldu ama gidiyor veya gitti.Teke avlarında muhakkak'ki atıştan sonra hayvanın bulunduğu yere çıkıp kan ve iz kontrolü yapılmalı,hayvanın gittiği istikamete doğru takip yapılmalıdır.İlk anda kan olmayabilir Şu anki federaller gibi sert ve hemen parçalanan bir çekirdek atmış olabilirsiniz ve kemiğe vurur vurmaz parçalanmış derine nüfuz etmemiş ancak hayvanda uzun vadede ölümüne sebep olacak iç kanamaya sebep olmuştur.Veya mermi işkembeyi delmiş hayvan koşmaya devam etmektedir,ölüm kesindir ancak takip mesafesi uzun olur doğru olan bir müddet bekleyip hayvanın yatmasını ve yaranın soğumasını beklemektir.Hayvanı ciğerlerinden vurmuşsanız beyindeki oksijen tükenene kadar koşmaya devam eder ancak bu arada yere serpilmiş gibi duran ciğer kanını akıtmış olabilir.Bu kan ilk vurulduğu yerde değil 10-15 metre sonra başlayabilir ve 25- 30 metre aralıklarla devam eder.Ölüm kesindir takip şarttır.

Peki böyle şeylerin yaşandığı bir avda nasıl bir dürbün ve nasıl bir çap ve çekirdek kullanmalıyız.Teke doğaya çok uyumlu renklerde olduğundan ayırt edilmesi çok zordur( benim gibi acemiler için tabi) bu durumda dürbünün lens kalitesi ve çözünürlük yeteneği devreye girer yani lensleri çok kaliteli bir dürbün olmalı.Atış mesafeleri uzun olduğundan 12 kuvvet'in altı bir ölçü kullanmak yanlış olur.Uzun yürüyüş mesafeler olduğundan taşınabilmesinin kolaylığı bakımından objektifi 50 nin üstünde olmayan,hafif malzemeden mamul bir dürbün olmalı.Hassas atış yapılacağından dürbün kılları mümkün oldukça ince olmalı.24 e kadar büyütme oranı olan ancak kafa ölçüsü 50 nin üstünde olmayan,tüp çapı 30 veya 34 olan mümkün ise Avrupa imalatı dürbünler bu tarz avlanmalar için daha uygundur.Size avı vurduran dürbündür.Vurabilmeniz için önce görebilmeniz gerekir.

Bence ideal ölçüler ,,2-12x50---2,5-15x56----3-18x58---5-30x50---4-12x42 veya 50---6-24x50----4-16x50 gibi veya bunlara çok yakın ölçülerdir.

Mermi çekirdeği olarak çabuk deforme olabilen, 150 grain'in altında olmayan,parçalanıp derine nüfuz yeteneğini kaybetmeyen,sivri uçlu,mümkün ise kimyasal yapıştırma işlemi ile imal edilmiş( scirocco,accubond,sst,tsx gibi),çekirdek çapı olarak 270 ( 7 mm ) nin altında olmayan ancak 8,5 mm nin'de üstünde olmayan büyük kovanlı mermiler tercih edilmelidir.Bu konuda 270 win,7 mm rem mag,30-06,,300 win mag,300 weatherby mag,8x68 s,300 ve 270 win short mag,7x64 favori kalibrelerimdir.Ancak seçim hakkım kısıtlı olsa 270 veya 300 win mag tek seçimim olurdu.Dürbün olarakta 5-30x50 tek tercihim olur.Markanın önemi olmamakla birlikte mümkün olan en kalın namlulu,sentetik kundaklı ve hassas tetikli tüfeği tercih ederim.
 
Alıntı

#14

Namluda cekirdek sıkışması
quote='lupus' pid='18699' dateline='1228818623']
Sn.Ağa'm, bunda çekirdeğin kadığı yerde çok önemli. Ancak HK gibi bazı firmaların namlularını orta hattı geçmiş en azından bir '' squib load '' '' namluda çakılmış '' çekirdek testine dayanıklı olarak üretiyorlar. Firma bu testi hemen her modelinde yaparak, namlu deformitesi, fonksiyonellik ve dağılım özelliklerine bakıyor. Özellikle HK USP serisi bu testten rahatlıkla geçebiliyor. Şimdi sıkı durun, halihazırda aynı namluya bu testi ardışık olarak iki kez yapmaya cesaret eden tek firma ise HS, Böhler yapımı namluları bu testi ardaşık olarak iki kez geçebildiğini kanıtlamış durumda. Cool
[/quote]

 
Alıntı

#15
Namlu degistirmek icin gereken yasal prosedur.


(30-03-2012, 10:36 AM)lupus demiş ki: Sn.karacay, buluduğunuz ildeki silah tamir bakım yetki belgesi olan bir ustanın, silahınızın namlusunun değişmesi gerektiğini bildirir arıza / kırım raporu ile silahınızın kayıtlı olduğu ruhsat şube büro amirliğine müracaat edecekseniz. Onların düzenlediği bir belge ile Ankara'da Kriminal Daire Başkanlığı Kriminal Polis Laboratuvarı'na müracaat edeceksiniz. Oradan size silahın balistik kaydı olmadığına ve namlusunun değiştirilmesinde bir mahsur olmadığına dair bir rapor ve izin düzenlenecek. Bu izinle MKEK'ye müracaat edeceksiniz. MKEK Browning distribitörü ile temasa geçer, distribitör alicenaplık gösterip, kendi ithal etmediği bir silah için FNH ile irtibata geçerse, FNH de halihazırda üretimi olmayan bu model için stok tutmaya devam ediyorsa, sizin için bir namlu ithal edilir.FNH bilemem, ama Beretta'nın halen tam bir Model 70 yapabilecek şekilde stok tuttuğunu kesinlikle biilyorum, umarım aynı şey FNH için de geçerlidir.

MKEK bazen distribitörle veya üretici ile çözemediği sorunlar için silahı Kırıkkale'deki atölyelere gönderiyor, atölyeden size '' Şu gün gelin...'' diyorlar ve sorunu o gün çözüyorlar.Aynı şekilde namlusu şişmiş bir ÜN-MAK Kobra'nın namlusunu Kırıkkale'de bir günde yaptırmıştık ( Bu ucube için niye o kadar uğraştıysak... Smile ...) . Ancak sonuçta bu silah da MKEK'den alınmış bir tabancaydı. Eğer bu seçeneklerin hiç birisi olmaz ise MKEK sizi sorununuzu çözebilecek bir atölyeye yönlendirecektir...
 
Alıntı

#16
Ruhsat yenileme süresini geçirmiş kullanıcılar için izlenmesi gereken yol.


Sn.berkeley, silah ruhsat şube müdürlüğü silahı teslim aldıktan sonra en geç altı ay içerisinde devir edilmesi gerekir.
Aksi takdirde 16 / i maddesi gereğince silah devlete kalır.

Silah sahibi, silahı teslim ederken ruhsat fotokopisini alır. Müteakiben bir vekalet, ruhsat fotopisi, teslim tesellüm tutanaklarının fotokopisini alıcıya gönderir. Silahı satın alacak kişi bu evraklar ve vekilin dilekçesi ile kendi şubesine müracaat eder. Silahı satın alacak kişi tüm işlemleri bitirdikten sonra, satın alacak kişinin ruhsat şube müdürlüğü satın alacak kişi adına yol nakil belgesi düzenler. Satın alacak kişi silahın emanette bulunduğu ruhsat şube müdürlüğünden silahı teslim alır. Noter onayını müteakiben de alıcı adına ruhsat düzenlenir.
Sn lupustan elbette Smile

 
Alıntı

#17
RE: Fiziksel yeterliliğin atışa etkisi
dogo Yazdı:

Tabancanızın uzvunuz gıbı davranmasını saglamak ıcın; yılda 200 fısek yetmeyecektır. El yapınıza veya fızıksel ozellıklerınıze uyan bır tabanca edındıkten sonra; bol antreman, uzuvlarınızla butunlesmıs bır kılıf(tabanca yerı), sonrasında ıstemeden olusan ıdeal kas hafızasının bedendekı alıskanlıkları ve bu alıskanlıkların reaksıyonlarına olan hakımıyetınız(Forumda Sn.Ilksurfer ın belırttıgı Dogal Nısan Noktanızın bedenınızde oturması) , dıngın ve tabanca atıcıgına gonul vermıs sportıf bır ruh, butun mevzuat engellerıne ragmen yılmadan ve uluslararası antremanlara ılaveler katarak salıselerle ya da programları zorlastırarak calısmak ve bunun sonucunda ortaya cıkan ıyı bır tabanca atıcısının hedef uzerınde; gerek kılıftan kutleye, gerek hedefe ve gerekse parkur anlamında ulastıgı mutlu son. Bu guzel maratonda kosmak ıcın, tabanca atıcılıgının mevzuatının ıyılestırılmesı ve tabu olarak gorulmesıne son verılmelıdır.

--------------------------------------------------------------------------------
Kan, ter ve gözyaşı; hayallere, umutlara ve neşeye ulaşmak için gereklidir.
 
Alıntı

#18
(03-04-2012, 11:33 PM)lupus demiş ki:
(03-04-2012, 10:16 PM)Mercankaya demiş ki: Vzor 27, 1927 üretimine mi denk geliyor acaba?

Vzor 27 üretim yılını değil, sadece model tanımını gösterir...Vz 27, Vz 24 biraz daha basitleştirilmiş versiyonu olup, 1926'da tasarlanmış, 1927'de de üretimine başlanmıştır, 1947 yılına kadar da üretimde kalmış, 650.000 adet civarında üretilmiştir...Üretimin 452.000 adeti Alman işgali yıllarında yapılmıştır...Genelde Alman işgali yıllarında üretilen tabancaların gövde sol yanında, daire içinde Almanca '' Çek '' manasındaki "Tschechisch" kelimesinin baş harfi vardır...Ayrıca sürgü sol yanında bu tabancaların üretildiği fabrikaya Almanların verdiği fabrika kodu olan '' fnh '' harfleri vardır. Savaş bittikten sonra işgal yıllarından kalan parçalarla yaklaşık olarak 5000 adet tabanca üretilmiştir ve bunların üzerinde gövde sol yanında daire içerisinde '' T '' harfi, sürgüde de '' fnh '' harfleri mevcuttur, ancak Wehrmacht kabul kodları yoktur. Bu silahların seri numaraları 500.000' den küçüktür...



1949 yılında Türkiye' ye 3826 adet Vz 27 satılmış, ancak bu tabancaların hangi kurum tarafından satın alındığına dair bir bilgim yok...Yukarıdaki silahın seri numarası da 500.000' den oldukça büyük olup, 600.000' e oldukça yakındır, tetik korkuluğu sol önündeki ayağa kalmış Çek Aslanı da yeni nesil bir onay kodudur. Bu tabanca İkinci Dünya Savaşı sonrasında üretilmiş, ihtimal 1949 yılında ülkemize giren tabancalardan birisidir....

 
Alıntı

#19
(04-04-2012, 12:11 AM)lupus demiş ki: Arkadaşlar, ülkemizde henüz pek bilinmeyen pek çok modifiye müdahaleleri vardır...Bunlardan birisi de hizmet tipi tabancaların vuruş hassasiyetine müdahale etmektir. Bu müdahalelerin en önemlisi de vuruş hassasiyetinin önemli bir ksımını sağlayan namlu / sürgü toleranslarına müdahale etmektir. Müteakiben de ihtiyaç duyulursa namlu femi taçlamasına, sürgü / gövde toleranslarına müdahale etmektir. Bu şekilde bizim düzeyimizdeki atıcıların oldukça tatmin olacağı vuruş hassasiyetleri elde edilebilir.

CZ 75 bu konuda müdahalenin en kolay olduğu tabancalardan birisidir. CZ 75 namluları fabrikada sürgüye alıştırılarak oturtulur. Bu iş için üretim aşamasında namlunun atım yatağı arkasında sağda ve solda iki ayrı kot bırakılır ( Ortada ve en üstte olan kilit kılavuz çıkıntısı değil...). Bu kotlar yavaş yavaş ve kademe kademe alınarak, her CZ 75 ve türevinin namlusu, her bir tabancaya ayrı ayrı oturtulur. Bu işlem esnasında mekanik vuruş hassasiyeti ile birlikte, geniş bir toleransla sıhhatli çalışma da gözetilir. Bu şekilde CZ 75 namluları sürgüye oturduğunda ileri ve geriye çok az oynar.

Standard bir CZ 75 namlusunun arkasındaki bu kot alanlarına hassas kaynakla ek yapılır, müteakiben de namlu alıştırılarak sürgüye tekrar adapte edilirse, namlu sürgü içerisinde kütük gibi durur, ileri ve geri hareket de dahil olmak üzere hiç bir yöne devinmez, bu şekilde MKEK fişekleri ile 5, hatta neredeyse 10 m de sadece bir tek delik açan, 15, hatta 25 m de vuruşları en fazla 5 cm içerisinde toplayabilen ki, bunda atıcı kaynaklı kusurların da etkisi vardır, CZ 75 elde edilebileceği tecrübe ile sabittir...Smile

Namlu tolerasnları ile ilgili daha önce kaleme alınmış bir mesaj;

lupus demiş ki:Sn.Kara, yüzünüzdeki gülümsemeyi biraz daha arttıracağını düşündüğüm bir ayrıntıyı daha paylaşmak isterim...Cool Geçen haftalarda standard hizmet sınıfındaki SIG Sauer P226 SL, HK USP F, HK USP C, Glock 19 gibi silahları yan yana incelerken tüm arkadaşlarla birlikte güzel bir ayrıntı gözledik; Namlu-sürgü kilitlenme sıkılığı ve stabilitesi konusunda SIG Sauer gerçekten rakipsiz. HK Custom Sport ' un bile namlu kilitleri sağ-sol ve düşey eksende oldukça stabil olmasına rağmen, özellikle ön-arka eksendeki stabilite konusunda SIG Sauer kesinlikle rakipsiz.

Bunu şu şekilde test edebilirsiniz; Namluyu icra yayı ve kılavuzu olmadan sürgüye yerleştirin, bir parmağınızla da namluya üstten çok hafif bir baskı uygulayarak, namluyu stabilize edin. Bundan sonra namlu alt kilit kamasını yatay eksende sağa-sola hareket ettirmeye çalışın, daha sonra da yine bu namlu kilit kamasını direk sağa-sola çevirerek, namluyu kendi ekseni etrafında çevirmeye çalışın. Bu testlerde her namlu az ya da çok oynamak kaydı ile, stabilite sıralaması en sıkıdan en gevşeğe doğru SIG Sauer, HK ve Glock şeklinde olacaktır. Özellikle yan eksende en fazla gezinen namlu Glock namlusu olacaktır...

Ama SIG Sauer ' in bu konuda rakipsiz olduğunu, bu şekilde yerleştirilmiş bir namluyu yatağında ileri-geri oynatmaya çalıştığınızda anlıyorsunuz...Cool .Tüm namlular az ya da çok ileri geri hareket ederken, SIG Sauer ' in standard üretim hizmet tipi tabancalarında namlu neredeyse zerre kadar kıpırdamıyor...

İşin asıl zor olan kısmı ise, bu kadar sıkı toleranslarla üretilmiş bir tabancada tam mekanik çalışma güvenilirliği sağlayabilmektir. İşte zurnanın tam zırt dediği yer de burası oluyor, bir şekilde toleransları sıkılaştırılmış silahlarda bu uğurda feda edilen en hayati özelliklerden birisi maalesef mekanik çalışma güvenilirliğidir. Aynı zamanlarda deneme imkanı bulduğumuz SW PC 945 ve modifiye edilmiş TİSAŞ ZIG M1911 'lerde bunu bizzat gözleme imkanı bulduk. Özellikle toleransları sıkılaştırılmış ve 15 m ' ye araya kağıt sokmadan vuruş yapabilen ZIG M1911 ' le biraz hızlı atış yapmaya başladığınızda, 230 gr FMJ mühimmatla bile aralıksız en fazla üç atış yapabiliyorsunuz, en çok dördüncü fişek besleme rampasına çakılıyor...

İşte SIG Sauer P serisini SIG Sauer yapan şey budur. Tasarım aşamasında İsviçrelilerin amacı P210 kadar olmasa da, ona yakın vuruş hassasiyeti sağlayabilen, ancak P210 ' dan daha ucuza üretilebilen ve sahada daha güvenilir mekanik çalışma özellikleri sunabilen bir hizmet tabancası üretmek idi ki, şahsen bunda oldukça başarılı olduklarını düşünüyorum...

Saygılar.

(04-04-2012, 01:35 PM)lupus demiş ki: Sn.fuat_61, CZ 75 namluları '' semi-drop in '' dir, yani yukarıda da belirttiğim gibi her sürgüye her namlu alıştırılarak oturtulur, müteakiben de namlu, sürgü ve gövde bir araya getirilip, içi yağ dolu bir banyoda bir makina yardımı ile kaç yüz kere manüpüle edilerek üç parça birbirine alıştırılır...İç parçalarındaki freze izleri ve çapaklara rağmen CZ 75 ' lerin bu kadar güzel çalışmasının nedenlerinden birisi de budur...CZ ' nin uzun yıllardır her üç parçada da seri numarası kullanmasının bir nedeni de sadece Orta Avrupa gelenekleri ve hukuki yükümlülükler değil, bir aşamadan sonra bu üç parçanın tamamen birbirine ait olmasıdır...Özetle CZ fabrikasından çıkmış bir CZ 75 ve türevinin namlusunu alıp, direk o model bir tabancaya takamazsınız...Ancak piyasadaki CZ 75' lerin namluları hizmet tipi performans verecek şekilde alıştırılarak takıldığı için, büyük oranda bir CZ 75 'in namlusunu bir diğerine takıp silahı çalıştırabilirsiniz, ancak namlu tam oturup, silah tam olarak çalışmazsa da şaşırmayın ve silahta veya namluda kusur aramayın, bu tamamen normal bir durumdur...

BHP ve Sarsılmaz namluları tam '' Drop In '' dir, yani FNH veya Sarsılmaz fabrikasından çıkmış herhangi bir namluyu, ait olduğu modelden herhangi bir tabancaya direk takabilirsiniz. Bu durum H&K, Glock, Beretta, S&W için de geçerlidir. Yalnız TSW serisi 3 ncü nesil S&W namluları CZ ' ye benzer bir şekilde '' semi drop in '' dir...Hatta buna sürgü taşıyıcı gövde kızaklarındaki fazladan kalınlık ve sıkılık da eklenip, silahlar CZ ' nin yaptığı gibi veya S&W PC / Pro serisinde olduğu gibi fabrikada tam olarak alıştırılmadıkları için, MKEK' den alınan 5906 TSW' lerin bir kısmı ilk başlarda nadiren de olsa tutukluk yapmış, ancak kısa bir müddet kullanımı müteakiben bu sorun ortadan kalkmıştır...Tabii hemen piyasaya çakalları TSW serisi için '' fason üretim '' teranesi okumaya başlamışlardı...Smile

SIG Sauer namluları da '' drop in '' dir. SIG Sauer fabrikasından çıkmış ve bir model için üretilmiş herhangi bir namluyu, ilgili modelden herhangi bir tabancaya direk takabilirsiniz. İşte yine zurnanın tam zırt dediği yerde SIG Sauer' in farkı ortaya çıkıyor...Çünkü ne olursa olsun namlu sürgüye kilitlendiğinde kilit noktalarında hiç bir yöne kıpırdamıyor, ancak silahı monte ettiğinizde silah sorunsuz bir şekilde çalışıyor, vermesi gereken klasik dağılım özelliklerini veriyor...

Bu böyle olmaz üstad Exclamation. Silahlarla ilgil yazdığınız her teknik yazı, otomatik olarak buraya kopyalanmalı. Yada bir kitap yazmalısınız. Shy
 
Alıntı

#20
(05-04-2012, 06:02 PM)harun demiş ki: Zoom seçimi konusunda yardım isteyen arkadaşlara işte tam bu görüntüyü ifade etmeye çalışırım. 22x bir dürbün ile aldığınız görüntü 1000 m üzeri atış yapmak için bile yeterli büyütmeyi, net hedef tespiti ve hedef yönlendirmesini sağlayacak kapasitedir. Memlekette sahip olabildiğimiz kalibrelerdeki anlamlı azami vuruş menzilleri 600-800 metreler arasında olmaktadır. Bu durumda 15x, 22x gibi büyütme oranları gayet yeterli olmaktadır.

Yeri gelmişken dürbünlerle ilgili bazı genel bilgiler aktarayım:

Yüksek zoom'lu bir dürbün seçtiğinizde, dürbünün içindeki lens adedi ve/veya lens kalınlıkları artmaktadır. Bu durumda dürbünün ışık kırıcılığı da artmaktadır. Yani güzel, parlak bir görüntü elde edebilmek için daha fazla ortam ışığı gerekmektedir. Sonuçta 42x bir dürbününüz var diye gerinirken, akşamüstü ışık azaldığında hedef tespitiniz oldukça zorlaşabilir.

Yüksek zoom kullanmanın diğer bir yüzü de, azami büyütme oranıyla birlikte asgari büyütme oranının da artmasıdır. Bunun ne zararı olabilir? Dürbünün büyütme oranı arttıkça görüş alanınız (Field of View) daralır. Görüş alanınız daralmışsa, hareketli hedefleri takipte zorlanırsınız; yakın mesafede aniden ortaya çıkan fırsat hedeflerini kaçırırsınız. Dürbünün asgari büyütmesi 1x yada buna yakın ise, her iki gözünüz açık iken hedef takibi yapabilir ve ateş edebilirsiniz. Bu genellikle orman içi gibi görüş/atış menzilinin kısıtlı olduğu yerlerde ortaya çıkar. 100 metre gibi menzillerde yüksek büyütme kullanmak durumunda kalıyorsanız, görüş alanı 1 metrenin altına bile düşebilecek ve fırsat hedeflerini dürbün içinden tespitiniz, hareketli hedefleri de takibiniz hemen hemen imkansız bir hal alacaktır.

Dürbün seçimi de hemen herşeyde olduğu gibi bir optimizasyon problemidir. Seçiminizi yaparken bunları da hesaba katmayı ihmal etmeyiniz.
 
Alıntı

  


Foruma Git:


Bu konuyu görüntüleyen kullanıcı(lar): 3 Ziyaretçi