Sitemize Hoşgeldiniz, Ziyaretçi! Giriş Kayıt Ol




Konuyu Değerlendir
  • 1 Oy - 5 Ortalama
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
AR-15/M-16
#1
Aslında AR -15 başlığı altına eklemeye çalıştım fakat forum sürekli arıza verdi, uygun görülürse başlık altına taşınabilir.
Sayın strongarm' ın yazmış olduğu son derece bilgilendirici ve bizim modern piyade tüfeğimize bakış açımızı genişleten bir yazı. Burada paylaşmadan geçseydim gerçekten büyük bir eksiklik olacağını düşündüm.

Saygılar...

"Merhabalar.


George Sullivan, 1950' li yılların başlarında, küçük bir atölye ve az sayıda kalifiye elemanla kurduğu firması Armalite'ı 1954 yılında, Fairchild Engine and Airplane Kuruluşu' na bağlamıştı...Kendisi aynı zamanda Dünya' ca ünlü Lockheed Şirketi'nin Patent Müşaviri idi.

Sullivan'ın gayesi, özellikle ordu kulanımı için cazip olabilecek hafif silah tasarımları yapmak, onları atölyesinde prototip seviyesinde realize ederek, ordonat ihalelerine katılmak veya doğrudan gidip ürününü tanıtmaktı. Havacılık ve uzay sanayiinde populer olan yeni malzeme ve proseslere yakın oluşu, hafif silah üretiminde de aynı unsurların kullanımı ile değişik ve cazip ürünler çıkartabileceği inancını doğurmuş, küçük firmasını bu amaçla kurmuştu. İlk planda üzerinde çalıştığı , düşen hava pilotlarının kullanabileceği, çok amaçlı, hafif, tabanca/tüfek boyutu arası bir silahtı...Muhtelif prorotip evrelerinin çok da başarılı olduğu söylenemezdi. Prototiplerin deneme atışlarını, bizzat atölyesine yakın bir poligonda gerçekleştiriyordu.

Eugene Morrison Stoner, lise tahsilinden sonra çalışmaya başlamış, İkinci Dünya Savaşları'nda Deniz Kuvvetleri Ordonatı'nda tasarımcı olarak görev almış, terhisinden sonra, uçak parçaları imal eden bir firmada çalışmış ve bu arada, kendi adına bir, ikili bir ekip olarak da başkaca iki değişik patent almış, yeni şeyler araştırıp bulabilme yeteneğini havi biriydi...Hafif silahlara meraklıydı ve 1950'li yılların başlarından itibaren, düşündüğü, değişik bir gaz sevketmeli çalıştırma sistemi üzerine garajında prototip çalışmaları yapmaktaydı...Atış denemeleri için oturduğu yerin yakınlarındaki bir poligonu kullanıyordu. Mamafih, o zamana kadar  hafif silahlarla ilgili üzerine patent tescilli bir buluşu yoktu...Sahip olduğu üç patentin tamamı da uçak sanayiinde kullanılan valf ve kavramalarla ilgili idi.

Gerek Sullivan, gerekse Stoner, denemeleri için aynı poligonu kullanıyorlardı...Muhtemelen, Sullivan Stoner'in elindeki, hayli sıradışı tüfeğin değişik görünümünden etkilenmişti... Mamafih, silah da meraklı kişiler nezdinde etkilenilmeyecek gibi değildi...Kabaca M1 Karabini andırıyordu, ancak sol tarafında, namlunun ortasından çıkıp arkaya uzanan ve kapak takımının olduğu silindirik blokun içine giren, eğilmiş bükülmüş ince bir boru vardı... Tanıştılar...

Sullivan, Stoner'in buluşundan, daha doğrusu, kendisi patent müşaviri olduğu için onun yenilikçi yaklaşımından çok etkilenmişti...Teklif ettiği, '' Baş Tasarımcı '' payeli iş teklifini Stoner kabul etti ve 1954 yılında, Armalite, Stoner'in katılımı ile dokuz kişiye çıkan kadrosu ve yüksek bir ivmeyle çalışmalarını devam ettirdi. Stoner ilk iş olarak, üzerinde çalışılan, sürgü kollu, .223 çaplı, beş atışlı hayatı idame silahının gelişimini bitirdi...Kuruluş, Armalite isminin ilk iki harfi AR kodunu, tanımları
için esas kabul etmişti. AR 5 rümuzunu alan bu ürün, kısa sürede Amerikan Hava Kuvvetleri'nce envantere alındı...Stoner, firma başarılarına ilk imzasını atmıştı...Bu arada, buluşu olan gaz sisteminin patent müracaatını da Fairchild Engine destekli olarak başlatmıştı.

Stoner'in, patent müracaatında yer alan, değişiklik iddiaları, üç ana esasta toplanmıştı;

- Normalde namlu gerisini kilitleyerek kapatmak olan kapak takımına ( mekanizma başı, bolt ), ikinci '' Sabit bir Gaz Pistonu '' görevi
vermek ve bu kapak takımını, kilitten kurtarma görevini üstlenip, onu ön içinde taşıyan '' Taşıyıcı Blok '' a, bu sabit pistonu saran, hareketli bir '' Silindir '' işlevi atamak,( mekanizma taşıyıcı, bolt carrier )

- Namlu içinde, belirli bir mesafede açılan delikten, hareketli silindire kadar uzanan bir boru ile alınan barut gazını, mekanik sistemlere göre, neredeyse altı kat hızla, taşıyıcı blok olan silindire '' Hareket Verici '' olarak aktarmak ve aktarım işini gerçekleyen, '' Gaz Sevk Borusu '' nun ( gaz borusu , gas tube ), Hareketli Silindir ile irtibatının, kilit açımını takip eden kısa bir mesafe sonunda ayrılarak kesilmesiyle, sadece, belirli bir miktar gaz hacminin çalışma için alınmasını sağlayarak, muhtelif barut hak ve namlu boylarında, değişmeyen, düzenli bir sürgü geri hareket hızı çıkarmak,

- Atış sırasında, hareket gören, çekirdek ve tüm parçaların, namlu ekseni üzerinde arka arkaya
dizilişinin getirdiği, olağanüstü dengeden, peşpeşe atışlar için gerekli istikrarlı, değişmeyen namlu
pozisyonuna yönelik, bilinen şartlara ek olarak istifade etmek...


Stoner, gaz sevki için kullanılan çalıştırma şeklinin, namlu içinden bir boru ile alınan basınçlı gazın, doğrudan kapak taşıyıcı blok içinde bir deliğe veya tersi çıkıntıya çarptırılarak elde edilen hareket enerjisinden faydalanan, '' Doğrudan Gaz Çarpma= Direct Gas Impingement '' ( doğrudan gaz tahrikli )  olmayıp, alınan gazın, seyyar bir hacim içinde genişleyerek oluşturduğu iş yababilme kabiliyeti olduğunu, bu patentte, üzerine basarak ifade etmişti... Yani, Stoner'in tüfeğinde, normal gaz pistonlu sistemlerde, namlu alt veya üstüne yerleştirilmiş bir gaz silindirine, çok kısa bir kanalla nakledilen barut gazı, uzunca bir boru ile, kilitli kapak görevi de olan ( mekanizma başı ) sabit gaz pistonunu ( mekanizma başı ile yekpare ) saran, hareketli gaz silindirine sevkediliyor, ancak, metal kütlelere göre çok hafif olan gazın sürati ile bu aktarım ve neticedeki hareket çok daha kısa sürede gerçekleşebiliyordu.

Stoner, bu tüfeğinin, prototip safhasında, o zamanlarda, bilinen ve uygulanan, namlu ekseni ve kundak omuz temasının, aynı doğru üzerinde olduğu yapılanma yerine, klasik tüfek dipçiklerini tercih etmişti. Prototip ve Patentte yer alan çizimler, kabaca, bir M1 Karabin profilindeydi... Yenilikçi, zeki bir tasarımcının bu şekli seçmesi, muhtemelen, geliştirdiği '' Inline '' ( aynı eksende hizalanmış ) geri tepme elemanları dizilişinin, diğer şartlar ne olursa olsun, avantajlı durumunu, her hal-u karda gösterebileceği ana düşüncesinden kaynaklanmıştı...Stoner'in patenti, 1960 yılında Amerikan Patent Dairesi'nce tescil edildi.

1950'li yılların ortalarından itibaren, Amerikan Ordonatı, kullanmakta olduğu, M1 ve türevi M14'ler yerine, daha hafif, kullanım ve yapımı daha basit, daha modern bir tüfek arayışına girmişti. Belçika yapımı FAL, Rus yapımı AK47 ve İspanyol yapımı CETME dönemin en gelişmiş üç piyade tüfeği örneğiydi. Ordonat yetkilileri, ulus olarak daha alt bir seviyede olma niyetinde değildiler.

Stoner ve Sullivan, patent müracaatlı gaz çalışma sistemini böyle bir tüfek için kullanabileceklerini düşündüler...Çalışmalar Stoner önderliğinde başladı...

Muhtemelen, FN/FAL, çalışmalar için esas kabul edilmişti...Zira, ortaya konan AR10 olarak tanımlı tüfeğin ana çizgileri, zikredilen silaha hayli benzerlik taşıyordu. Ancak, Stoner, patent müracaatlı gaz sisteminin, bütün gereklerini, hiçbir taviz vermeden bu ürüne aynen uygulamıştı...Stoner'in ideal yaklaşımını, '' Tesbih '' taneleri gibi, namlu uzun ekseni üzerine ard arda dizilmiş atış ve geri tepme öğelerinin getirdiği, simetrik ve kusursuz denge, salvo ve seri atışlı bir tüfekte, mutlaka diğerlerinden daha istikrarlı ve hassas atış verecektir. şeklinde özetlemek mümkündü...Stoner, tezini gerçeklemek, bir ideali, gün ışığı altına çıkarmak için,tüm gerekeni, bazıları biraz demode olsa dahi, tüfeğine tatbik etmekten çekinmemişti...Sullivan'ın buna gönülden desteği de barız şekilde gözardı edilemezdi.

Stoner'in, 7.62mm NATO çaptaki, AR10' da tavizsiz uygulamaları şunlardı;

- Kapak, namludaki fişek yatağı hemen arkasına dönerek kilitlenir şekilde yerleştirilmişti.

- Kapağı önünde taşıyan blok, hemen arkada yer alıyor ve ön üstünde, vida ile tesbit edilen, '' Gaz Giriş Yolu '' (Gas Key)' ni taşıyordu. Burnu aşağı doğru yatay bir çizmeyi andıran bu aksamın önünde, döner kapağı ( mekanizma başı / bolt ), taşıyıcı bloğun geri hareketi ile namlu ekseni etrafında çevirerek kilitten
kurtaran dikine bir pim ( Cam Pin ) yer alıyordu, dönü hareketi, taşıyıcı üzerinde yer alan eğimli, oval bir boşluğun, pim gövdesine teması ve zorlaması ile gerçekleşiyordu. Gaz Giriş yolu, kapak arkasında yer alan küçük bir gaz genişleme hücresine açılıyordu. Buraya dolacak gazın, kaçmaması için, kapak arkasının, hücre içindeki gövde çevresine, ard arda bir kaç ince sekman ( bolt / gas rings ) yerleştirilmişti.

Ateşleme İğnesi, arkadan, taşıyıcı blok içinden, bir kanalla, gaz hücresine, oradan kilitli kapağa geçerek, fişek haznesi gerisine kadar ulaşıyordu. Taşıyıcı Bloğa enine, yaylı bir pim ile öne hareket alır şekilde tesbit edilen ateşleme iğnesi, arkada, daha geniş bir çap üzerinde geri getirme yayını havi idi. Silindirik bir boru olan Taşıyıcı Blok, ateşleme iğnesi arka altında, horozun hareketi için açılmış bir kanaldan sonra daha da geri giderek, kendi ile aynı çaptaki, irca yayı kılavuzuna ( buffer ) dayanıyordu. Gaz Hücresi, normalde kilitli kapak arkası tarafından kapatılan sağ tarafa açılmış, tahliye delikleri taşıyor, barut gazı, haraket eden taşıyıcı bloğun, kapak üzerinde geri gidişiyle bu delikler tahliye için açığa çıkıyorlardı. Taşıyıcı Blok ( bolt carrier ), Kilitli Kapaktan ( bolt ) , çok da fazla olmayan bir çapa sahip olduğu için, kapak dönü zorlaması için gerekli manivela gücü azdı. Ancak, çalışma şeklinin getirdiği kolaylık nedeni ile bu bir mahzur değildi,

- İrca Yayı, yine, geri tepme ile hareket eden aksamın, namlu uzun eksenli olması prensibi gereği, yer kalmadığı için arka kundak içine alınmıştı. Aslında, bu uygulama, o zaman için dahi, demode olmuş sayılabilirdi. Zira, tüfeğin boyunu, zaruri olarak uzattığı gibi, dipçiğin katlanarak, istendiği zaman genel uzunluğu indirmesine mani oluyordu. FN/FAL'de da aynı olan bu husus, sonradan, yapılanma değiştirilerek gövde içine alınmıştı. Ancak. Stoner'in felsefesine göre bu zorunluydu. Aksi halde, gövde içi, sürgü alt veya üstünde yer alan bir irca yay ve kılavuzu, hedeflenen, namlu uzun ekseni üzerinde simetrik ağırlık dağılımı tezini bozacaktı.

- Tüfek, kapak takımını havi bir üst, tetik takımı ve kumanda manivelalarını taşıyan ikinci bir alt gövdeden oluşmuştu. Her iki gövde, ön ve arkadan iki sökülebilir yaylı pim sistemi ile yekdiğerine bağlanıyordu. Bu yapılanma, büyük ölçüde. FN/FAL'den kopya edilmiş, eksik olarak, ondaki ön menteşe üzerinde, üst gövdenin, kırma bir tüfek gibi açılmasına cevaz veren, açma mandalı yerine, söküm sonrası, tüfek üzerinde kalan bir yaylı pim tercih edilmişti. Aliminyum alaşımlarından, kalıplı dövme ile yapılan iki gövdeden üstte olanı, tam boy, iki ucu kapalı bir Taşıma Kulpu taşıyordu. Kulpun oluşturduğu boşluk alt kısmında, bir kanal içinde, önden yukarı doğru. Boynuz şeklinde '' Kurma Kolu'' yer alıyordu. Bu kol alt kısmı, Gaz Giriş Yolu önünde, Kapak Dönü Pimi'nin etrafında dönerek yerinden çıkışına engel olacak şekilde konumlandırılmıştı.

- Kurma Kolu, Stoner'in dengeli geri tepme parçaları prensibine bağımlı olarak, tek yönlü idi. Yani, geri giderken, önden takıldığı, Taşıyıcı Bloğu, İrca Yayı zorlamasına karşı, arkaya hareket ettiriyor, sonra, aynı yayın, kendini değil, Taşıyıcı Bloğu öne itişiyle yerine oturuyordu. Taşıyıcı Blokta sabitlenmiş ve atış sırasında onunla beraber ileri geri hareket edecek bir kurma kolu, simetrik ağırlık dağılımını bozacağı için düşünülmemişti.

- Alt Gövde üzerinde solda, atış kumanda, şarjör ve son atışı takiben geride kalan kapak takımını serbest bırakma mandalı yer alıyordu. Namlu, Üst Gövde önüne , geniş bir somunla tesbit edilmiş ( barrel nut ), ortadan biraz ileride bir delikten alınacak barut gazı için, paslanmaz çelik ince bir boru, bu delik civarı tesbitli arpacık montaj yuvasından, arkaya, geniş, Namlu Tesbit Somunu içindeki çepeçevre açılmış deliklerin birinden geçip, Taşıyıcı Blok üzerindeki Gaz Giriş Yolu içine, belli bir mesafe girecek şekilde arkaya uzatılmıştı.

- Hafif metal alaşım şarjör, Fiberglas ön kundak ve gerektiğinde, üçlü salvo. Seri ve tek atış özellikli tetik takımı yapılanmaları, Stoner ve Fairchild Engine adına patent müracatlıydı. İçinde geri getirme yay ve kılavuzunu taşıyan ve Alt Gövde arkasına tesbitli dipçik de fiberglastan yapılmıştı,

Tüm yapılanma, hatta, yukarıda, biraz abartılmış hacimde gibi görünen Taşıma Kolu dahi, , omuzdan, gerektiğinde kalçadan atışta bile, simetrik ağırlık dağılımı ile, salvo ve otomatik atışlarda, tüfeğin, en az namlu sapması verecek kütle merkezi çıkarmasını sağlar düşüncede planlanmıştı. Unsurlardan birinin dahi değişmesi, yapım teori ve felsefesini alt üst edebilirdi.

Yapılandırılması yukarıda ifade edilen şekilde olan AR l0'un atış sırasındaki çalışması şu şekildeydi;

- Ateşlenen barut hakkının oluşturduğu basınçlı gaz, çekirdeği yiv ve setlere uyarak, namlu içinde ilerletirken, aynı değerde basınç da, Kilitli Kapağı geri doğru itmekteydi. Tabiaten, geri tepme etkisi de ateşleme ile başlamış oluyordu. Ancak, kapak, ışınsal kilit çıkıntıları ile namlu gerisine bağlandığı için ve çekirdeğin öne doğru, namlu cidarına sürtünerek çıkardığı ileri itiş nedeniyle tüfeğin, gerek tam kütle, gerekse aksam olarak herhangi bir hareket gösterdiği söylenemezdi.

- İlerleyen çekirdeğin, Gaz Sevk Deliğinden öteye geçişi ile Sevk Borusuna da giren barut gazı, büyük bir hızla, çekirdek daha namludan çıkıp gidemeden, Kilitli Kapak arkasındaki, Taşıyıcı Blok üzerindeki, Gaz Giriş Yolundan, Gaz Basınç Hücresine giriyor ve ön taraftaki Kilitli Kapağı öne, arkadaki kapalı hücre duvarını da arkaya doğru itmeye başlıyordu.Çok hafif olan gaz kütlesi nedeniyle, bu vakıa sırasında, çekirdek, halen, namlu içinde öne hareketine devam etmekteydi. Burada önemli olan, ve AR 10'u ayrıcalıklı kılan husus, gazın, Basınç Hücresine dolup Taşıyıcı Bloğu geri itişi ve onun, Kilit Çevirme Pimini, üzerinde yerleşmiş olduğu eğimli oval oluk vasıtasıyla, kapağı kilitli durumdan açma hareketi sırasında, namlu içi ve kapak arkası gaz basıncının aynı değerde oluşu, dönerek açılmaya başlayan Kapak Kilit Çıkıntılarına hemen hemen hiç zorlanma yöneltilmemesi idi. Kapağın, elle açılması sırasındaki kilit çıkıntılarına yüklenenden fazlasını vermeyen bu özellik, başka hiç bir gaz sevketmeli sistemde mümkün değildi.

Gaz Sevk Borusuna yöneltilen hacim, namlu içindekinin tamamı olmayıp, kaçak seviyesinde olduğundan nisbeten daralan kanal hacminde ısısı fazla artmıyor, Basınç Hücresine dolarken, daha yüksek hacimli ortama geçiş nedeniyle ısı kaybettiği için, Taşıyıcı Blok içinde kayda değer bir ısı artışı görülmüyordu.

- Kilitli Kapağın, Taşıyıcı Bloğun geri hareketi sırasında, dönerek, tam açılması sırasında, genelde kullanılan namlu boyunda, çekirdek dışarı çıkmış oluyor, daha uzun namlu halinde ise, Gaz Sevk Borusu ile Taşıyıcı Blok Üzerinde yer alan, Gaz Giriş Yolu, arkaya hareketle birbirinden ayrıldığından, kapak gerisine gaz sevki kesiliyor, komple kapak takımının, muhtemel, daha hızlı geri hareketi önleniyordu. Basınç Hücresine dolan gaz, geri gidiş nihayetinde açılan tahliye deliklerinden sağ tarattaki Kovan Atma Boşluğuna yönlendiriliyor, gene geri giden bloğun, bu açıklığı dış etkenlere karşı kapatan yaylı kapağı iterek açması ile silahtan dışarı atılıyordu.

- Namlu içinde kalan gaz basıncı, komple kapak takımının aldığı arkaya doğru momentle beraber, silahın boşaltma, kurma işlimlerini çıkartmasını sağlıyor, Taşıyıcı Bloğun en arkada irtibatta olduğu Geri Getirme yayı, bu esnada komprese olarak, yeniden dolum için gerekli enerjiyi sağlıyordu.

İzahattan çıkartılabileceği gibi, Stoner'in sisteminde, diğer gaz piston vuruşlu türlerden tek menfi yönü, sınırlı olarak, Basınç Hücresine dolan hacmin bırakabileceği artıklardı. Esasen, Hücre içindeki Gaz Tutma Segmanları ve merkezden geçen Ateşleme İğnesi optimum hareket toleransları ile sistem, bir ölçüde, sürtünerek, kendi kendini temizler nitelikte idi. Taşıyıcı Blok ve Gaz Borusu ayırımını takip eden kısa ve az hacimdeki artık gaz, bunun yanında, kovan içinden, fişek yatağı toleransları
dışına kaçan ve nihayetinde tam açılan namlu arkasından mekanizma içine giren, namlu içinde kalan gaz, diğer sistemlerden fazla sayılmazdı. Dolayısıyla, fazladan bir kirlilik ve ısı transferinden söz etmek mümkün değildi.

Bunun dışında, özellikle ikili üçlü salvo ve otomatik atışlarda, tüfek tam balans halinde ve kilit açımında hiç zorlanmadan çalışmaktaydı. Sullivan'ın, aluminyum alaşımlarına aşırı güveni ile, benzerlerinden yaklaşık bir kilo kadar hafiflik sağlama amacıyla alaşım/kompozit/çelik bünyede yapılan namlu, denemeler sırasında dağılarak Ordonat Testlerinden elendi,

Stoner, muhtemelen, sisteminin, bu şekilde, sınırda uygulamalarından ve çok da anlaşıldığı pek söylenemiyecek, '' Simetrik Dengeli Tek Hareket Eksenli '' teorisinin mevcut düzenlerden cüzi farklarının takdir görmemesinden sıkılmış olmalıydı. Daha ucuza malolup, daha anlaşılabilir yapılanmalar tasarlamak üzere, AR 10 projesini, Armalite'ın tasarrufuna bıraktı.

Stoner'in, yakın mesai arkadaşları, Robert Fremont ve James Sullivan, bir süre sonra, Ordonatın, 460 metreden, 3.5 mm çelik levhayı delip, halen ses hızı üzerinde bir sürati muhafaza edebilecek Winchester tasarımı, 5.56 mm bir mermi için silah talebi üzerine, AR 10'un küçültülüp, 2.5 Kg. Ağırlığa indirilmiş bir versiyonunu tasarlayıp, testler için teslim etiler...

Stoner, testlerin devamı süresince, silahın, doğru kulanımını direkte edebilmek için, bir süre daha proje ile ilgilendi, ancak, bu test neticeleri de müsbet değildi.Mamafih, araştırmalar,AR15 tanımlı bu tüfekle techiz edilmiş belirli sayıda birliklerin, daha muteber addedilen M14'lerle mücehhez ve daha çok sayıda elemanı havi grupların neredeyse iki katı kadar daha etkili olduğunu göstermekteydi...

AR15'lerde, Kurma Kolu, Taşıma Kulpu içinden alınmış, iki tarafa uç verecek şekilde üst gövde gerisinden çıkacak biçimde şekillendirilmişti.

Ayrıca, ateşleme iğnesi geri getirme yayı, kovan arkası ile temasın, sadece, kapak tam kapalı durumda olabileceği gerçeği nedeniyle kaldırılmıştı.

1959 yılı sonuna kadar, küçük bütçesi için hayli yüksek harcama yaparak AR15'i geliştiren Armalite, daha fazla dayanamayarak patent Haklarını Colt'a, kelepir sayılabilecek bir meblağa devretti ve 1960 yılında, Stoner, Armalite'dan ayrılarak danışman olarak Colt'a iltihak etti.

1963 yılında, M14'ün, yeterli talebi karşılayamama riski nedeni ve bunun sadece Colt AR15 tarafından yerine getirilebileceği gerçeği nedeniyle, Ordonat ilgisi tazelendi, ancak, her türlü iklim şart ve harp koşullarında silah yapılanmasının yeterli olamıyacağı görüşü ile ve bazı testlerin de desteğiyle tüfeğe kirlenme halinde, kapak grubunun tam yerine oturmasını sağlayacak, '' Sürgü İteleme Baskısı= Forward Assist Button '' eklendi. M16 Ordonat Tanım Kodunu alan silahın, bu aksamı havi olan ve olmayan iki grubu, Hava Kuvvetleri ve diğer piyade birimlerine dağıtıldı.

1963'te , yüzbin adedi aşan Hava Kuvvetleri ve Orman İçi Harekat birimleri siparişleri akabinde, Amerikan Ordonatı, aniden, Sürgü İteleme Baskılı M16'ları genel dağıtıma aldı.

1965'te Vietnam Birlikleri'ne ulaşan M16'ların, ilk kullanım raporları iç açıcı değldi. Hatta, bazı Deniz Komando Birliği mensupları, kayıplarının, büyük kısmının, askerlerin elinde, çalışmaz hale gelen tüfeklerden olduğunu ileri sürdüler... Araştırmalar sonunda, dağıtılan tüfeklerin hiçbirinde, ne kullanım talimatı, ne de temizleme takımı olmadığı görüldü.

Mermi dolumunda kullanılan barut ve namlu içinin, rutubetli orman şartlarına dayanıklı olmadığı gerçekleri de tesbit edilen diğer hususlardı. Ayrıca, yüksek atım sürati de temizliğin uzun süreli ikamesine elverişli değildi.

1967 yılında, kullanılan barutun değiştirilmesi, temizlik takımı ve çok basit çizimli şekillerle izahlı kullanım kitapları ve otomatik atış süratini düşüren bir tampon ilavesiyle, M16'nın bütün şikayet edilen hususları, tamamen ortadan silindi...Ancak, başlangıçtaki kötü şöhreti, kullananlar dışında, halen devam etmekteydi.

Amerikan Ordusu, M16'yı, 11 yıl süren Vietnam Harbi süresince ve daha sonra günümüze kadar kullanıma devam etti ve halen de etmektedir... Amerikan Ulusun'un tarihindeki en uzun süreli çatışma olan Vietnam Savaşları'nın bazı istatistik değerleri şöyleydi;

-Savaş 11 sene devam etmiş, yaklaşık 352 Milyar Dolara mal olmuştu...
-Savaşta ölen Kuzey Vietnamlı sayısı, yarıdan çoğu sivil olmak üzere bir milyondu...
-Savaşa yaklaşık, altıyüzbin Amerikan askeri iştirak etmiş ve bunların ondabiri civarında kısmı kaybedilmişti.
-Kaybedilen Amerikan Askerleri'nin yarıdan çoğu mermilerle, diğer kısmın üçte ikisine yakını topçu atışlarıyla hayatından olmuştu..
-Amerikan Helikopterleri, Amerikan Cephesi'nin en aktif elemanlarıydı. 12000 Helikopter iştirak etmiş ve bunların yarıya yakını, karşı taraf ateşiyle düşürülmüştü.
-Yaralı Amerikan Askerleri'nin helikopterlerle, hastahanelere sevki en çok bir saat içinde oluyor ve bunların ancak yüzde biri hayatını kaybediyordu.
-Amerikalı'lar, savaş süresince, her gün, 10 000 top atışı gerçekleştrdler. Günlük maliyeti bir milyon dolar olan bu harekatın, 24 saat düzenli sürülüşü öngörüşüyle tekrarı, her sekizküsür saniyede bir top atışı demekti...
-Amerikalı'ların, yerden ve havadan bombardımanı, savaş süresince, Resmi Kuzey Vietnam ölüm adedine göre, telefat başına on tondu. Yaklaşık yirmi milyon genel nüfustaki, erkek, kadın ve çocuk başına oranlanırsa, değeri, yarım ton bombaya tekabül ediyordu.
-Telef edilen Vietkong başına harcanan mermi adedi, 250 000 taneydi. Bunun teorik süresi, 600 Atım/Dakika üzerinden, yaklaşık bir hafta süreye demekti.


Amerika'nın, Vietnam Savaşları öncesi, yaptığı bir araştırma, harp sırasında, çatışmaların, daha çok tesadufi karşılaşmalar ve çok kısa mesafeler içinde olduğunu, taraflardan, ateş gücü yüksek olanın, çatışmadan galip ayrıldığını gösteriyordu. Kayıpların, büyük kısmı, gene, rastgele atışlar neticesinde oluyor, genelde, savaşa iştirak edenlerin büyük kısmı, bu süre içinde, ya silahını hiç kullanmıyor, ya da nadiren, nereye attığını bilmeden ateş ediyordu. Bu nevi karşılaşmalarda, cephane yönünden avantajlı olan, silahını taşımaktan yorulmamış bulunan taraf, her zaman kazanan grup olmaktaydı.

Yukarıda zikredilen istatistiklerin gösterdiği bir hakikat, Amerikan Tarafının, üslerinde sor derece güvende ve rahat olduğu, kayıplarını, zorunlu transportlar sırasında verdiği idi. Bu geçişler sırasında hafif, ateş gücü yüksek, cephanesi bol ve kolay taşınır ağırlıkta piyade silahları, en esaslı güvence demekti.

Hafif, neredeyse dolu olarak üç kilodan az gelen, yakın mesafeden öldürücü etkisi, çekirdeğinin yüksek çıkış hızının getirdiği özellikle tahripkar ve namluyla aynı eksenli geri tepme elemanlarının verdiği tabii atış hassasiyetinin yüksek değerleriyle M16, Vietnam şartları için ideal piyade tüfeği idi.

M16, alaşım gövde, detaylı iç yapı ve komposit kundağına rağmen, bu savaş şartlarında gösterdiği performansla, çok sağlam bir tüfekti, Bu güne kadar imal edilen sekiz milyon adedin, çeyreğinin Vietnam'da kullanılmış olduğu düşünülürse, silahbaşına, resmi kayıtlara göre, yarım milyon Vietkong üzerinden, tüfek başına atım adedi, 250 000 atım/Vietkong olarak, yaklaşık altmışikibinbeşyüz atım adedine tekabül ediyordu. Buna erişebilecek, ne bir başka silah, ne de onu bu kadar atışa muhatap kılacak zenginlikte ulus düşünülemezdi. Vietnam savaşlarında tüm cephe tecrübesi, kum çuvallarından oluşturulmuş üs duvarları arkasında, namlu geçecek kadar açılmış kovuklardan, saatlerce, yanındaki şarjör istiflerini boşaltmak olan çok asker mevcuttu.

Bu gerçekler, M16'nın, test edilmiş ve onaylanmış, gelmiş geçmiş en sağlam piyade tüfeği oluşunun ve yarım asırdır, A.B.D. Envanterinde kalış sebebinin en geçerli kanıtlarıydı.

M16, çalışma sistemi olarak, ikinci bir örneği olmayan bir silahtı. Bu bakımdan, çoğu kimse, hatta. Silah Yazarları tarafından dahi, yanlış olarak, gene çok az mensubu olan, Doğrudan Gaz Çarptırmalı (Direct Gas Impingement) düzeni ile karıştırıldı. Bu tür silahlarda da, namludan alınan ve M16 benzeri ince bir boruyla kapak takımının, taşıyıcı bloğuna iletilen basınçlı gaz, bu bloğun üzerine sahip olduğu kinetik enerjiyi çarparak aktarıyor ve görevi nihayete eriyordu. Buna mukabil, M16'da, Taşıyıcı Blok içine, bir sevk kanalı ile nakledilen barut gazı, işine yeni başlıyor, önce genişleyip Gaz Basınç Hücresini dolduruyor, sonra, öne Kilitli Kapağı, arkaya Taşıyıcı Bloğu itmeye başlıyordu. Bu iki çalışma sistemi, sadece, gaz aktarım kanalının uzun ve benzer yapısı ile benzerlik arzediyordu ve muhtemelen, kavram karmaşasının ana nedeni de buydu.

Diğer taraftan, M16, gelmiş geçmiş en istikrarlı atış kabiliyetine sahip, en iyi tasarlanmış piyade tüfeğiydi... Stoner tasarımının ilk safhalarında, muhtemelen, '' Dünya'nın en iyi Piyade Tüfeği '' gibi bir iddiada değildi... Ancak, Armalite ile biraraya gelişi ve olaylar onu, buna yönlendirmişti. Büyük ihtimalle, zamanının en ileri örnekleri sayılan, FN/FAL, AK47 ve CETME'de, namlu uzun ekseni ile çakıştırılmış omuz kontaktının, yalnızca, geri tepme sademesine mukabil olduğunu, öte taraftan, namlu uzun ekseni üzerinde, genelde, gaz pistonu vuruş eksenli ikinci bir hareketli kütle olup bu devrenin de ihtimam gerektirdiğini , her iki eksenin aynı olması halinde, silahın, tabiaten, en dengeli atış konumuna ulaşacağını görmüştü..

M16'nın, başta gelen özelliği, tasarımı gerçeleyen aksamın, tüfek üzerinde, birbirini tamamlar oluşu idi. Aynen bir bisiklet zinciri veya tank paleti gibi, birinin eksik olması halinde, ana araç işe yaramaz hale geliyordu.Dipçik içinden alınan geri getirme yayı ve tamponu, kapak takımı üzerinde, onunla beraber hareket edecek kurma kolu gibi tali aksam yanında. Gaz sistemi iptal edilerek, namlu üzeri veya altında ikinci bir hareket ekseni oluşturacak piston sistemi gibi uygulamalar, tüme yönelik diğer silah öğelerini gereksiz hale getiriyordu. Bu nevi tatbikat için, daha ekonomik ve akılcı çözümler vardı. Nitekim Stoner, '' Simetrik Ağırlık Dağılım ve Dengeli Geri Tepme Öğeleri ''  kaygusu olmadangeliştirdiği AR 16'da, bunları çok rasyonel şekilde kullanmış ve Armalite, bu tüfeğin 5.56mm çapta küçültülmüş versiyonu olan AR18'i muhtelif ülke ordonatına satmıştı. Bu tüfeğin esasları, sonradan. HK 36, SCAR gibi yeni konseptler için rehber oldu.

Gerek Amerikan Halkı'nın mutaasıp silah tutkunluğu, gerekse M16'nın, birbirinden tamamen ayrı yapılabilen alt ve üst gövdelerinin getirdiği. '' Modüler '' yapılanma, AR15 Platformu'nun A.B.D. Silahseverleri nezdinde çok tutulmasına, talebin devamlı yüksek seyrine yol açtı.

Silah üreticileri, A.B.D. Iç ve dışında, bu cazip talep hacmine kayıtsız kalamadılar ve AR 15 konsepti, en çok üretilen otomatik tüfek satüsüne ulaştı.İmalatın büyük çoğunluğu, yaklaşımın ana gayesine uymayan, ayrı hareket eksenli piston vuruşlu aksam ihtiva etmesine ve bunun imali için, çoktan süresi dolmuş olan, Colt mülkiyetindeki Stoner Patenti esaslarını, kanunen kullanmasına rağmen, durumdan rahatsız olan Colt, Yirminci Asrın son yıllarından itibaren, patentinin, değişik yapılanmada, farklı piston şekilli versiyonlarının patentlerini almaya başladı. Bu, durumdan bihaber olarak, yatırım yapmış, büyük bir kaç firmanın Amerika'daki müstakbel satış planlarını bir süre sonra etkilemeye başladı...

Bir zamanlar karşı iki Blok olan A.B.D ile Komunist Ülkeler piyade tüfekleri, M16 ve AKM47 olarak zaman zaman, her iki tüfek, aslında, farklı iki kulvar elemanı olmasına rağmen yapıldı. AKM47'ler, en zor şart ve iklimde, çalışma verecek, orta atış hassasiyetinde, tolerans aralık ve güç sağlama öğeleri yüksek tutularak işini sürdürebilen olağan bir tasarımken, M16'lar, aynı şartlarda, görevini aksatmadan ifa eden, tasarım asaleti olan, bir teorinin gerçeğe dönüştürüldüğü silahlardı ve muhtemelen, daha dasağlamdılar, zira, Komunist Blok Ülkeleri'nin, Amerikalı'lar kadar çok sayıda atış yapabilmesi ve silahlarını hor kulanması hayli zordu.

M16'ların, Sürgü İteleme Baskısı (Forward Asist Button), bu nedenle, Amerika dışı ülkelerde, hep yadırgandı ve bu aksama ne görev atanılacağı, kullanıcılar nezdinde soru işaretlerine muhatap oldu. Zira, bu parça, yüksek atım adedi görmüş ve temizlenmemiş tüfeklerde, yerine tam oturmayarakateşleme vermiyen Kapak Takımını iteleyerek yerine getiriyor ve Ateşleme İğnesi ucunun, kapsüle temasını sağlıyordu. Zira tek yönlü Kurma Kolu, Kapak Takımını, sadece geri çekiyor, öne itemiyordu.Ülkemizdeki gibi, bu silahı devamlı temiz tutan ve Amerikalı'lara göre '' Devede Kulak '' atışa muhatapeden kullanıcılar, bir süre ne işe yaradığına karar veremedikleri bu baskı aksamının, '' Sessiz Kapama '', yani, Kapak Takımının ses çıkartmadan yapılabilmesi için düşünüldüğü zannına kapıldılar. Her nekadar, bu işe yarayabilirse de, yapım gayesine taban tabana zıt olarak, bu uygulama, Kapak Grubunun, yavaş hareket nedeniyle, yerine tam oturmaması neticesi doğurabilir, bilen kişilerce, bir kaç vuruş daha yaparak, oturma tam sağlanabilirse de, görevinin, bu olmadığını sananların, icabında, tam kapanmayan kapak nedeni hayatlarına da mal olabilirdi.

'' Yağmur yağarken kaplarını iyice doldurma '' meraklısı olan üreticilerin, bilerek veya bilmeden, çok rağbet ettikleri, M16'ya gaz pistonu ekleme furyasında, bunların oluşturduğu anafora, gafilene dahil olan, araştırma yönü eksik bazı kuruluşlar, özellikle bizim gibi, bol keseden boşa para harcıyan fakir ülkelerde, ilerisi için vahim hatalar yapabilirlerdi. Bunlar bilmelilerdi ki,

Yeniden gaz pistonu eki yapılmış bir M16'da,


-Geri getirme yayını, kundak içine koymak gereksizdi. Zira, tek eksenlilik artık ortadan kalkmıştı. Üstelik, bu tüfeğin katlanabilir dipçikle techizini de önlüyordu.
-Kurma kolunun, tek yönlü olması da gereksizdi. Zira, simetrik ağırlık dağılımı esaslı Dengeli hareket prensibi de yok olmuştu.Bunun çift yönlü yapılması, Sürgü İteleme Baskısı yapım zorunluğunu da iptal ediyordu. Bu , ekonomi demekti.
-Kapak Taşıma Bloğunu da çok ince çapta tutmak gereksizdi. Zira, Kilidi, atış sırasında namluya karşı iten, Haraketli Silindirle mümkün olan rahat kilit rotasyonunda çalışabilen düşük manivela gücü de ortadan kalkmıştı.
-Ve...
-Zararın neresinden dönülse kardı.


Saygılar."
 
Alıntı
6 üye teşekkür etti:
Ahmet Özalp, lupus, Borz, Antiterör, ERTUNGA, şekerlioğlu
#2
Elinize sağlık Sn.Lastmohikan, günlerdir süren suskunluğu bozdunuz. Herkes tailde galiba, paylaşımlar sıfıra yaklaştı. Gidip bir kaç video çekip paylaşayım dedim, malum Çukurova sıcakları izin vermiyor. İyi geldi valla. Sağolun. Smile
 
Alıntı

#3
Nedemek efendim vazifemiz, hem birşey yapmış sayılmam, asıl emek yazarın kendisine aittir.

Saygılar...
 
Alıntı

#4
Bu yazı, AR15 hakkında yazılmış olsa da, "beslendiği yere pisleyen" gaz sistemi yerine "yeni-eski icat" piston vuruşlu sisteme çevrilen (bunu HK416-417 ve tabii onların da feyz aldığı "özgün tasarım" Mehmetçik-1 olarak okuyabiliriz) klonlarını yerden yere vuruyor.

Gaz sistemi 1960lardan beri devrede, zayıflıkları ve güçlü tarafları biliniyor. Yeni klon pistonlu ;AR-15ler de daha yeni yeni kullanılıyor, hangisinin daha uygun olduğunu zaman gösterecek sanırım...

Böyle uzun ve ayrıntılı bir yazıyı kaleme alan Sn. strongarm'a ve dikkatimize getiren Sn. L@stmohik@n'a teşekkürler..

Saygılarımla..
 
Alıntı

#5
Yazıyı yazan kişi forumda olsaydı gerçekten çok iyi bir bilgi kaynağı olurdu...
 
Alıntı

#6
AR-15 ile ilgili iyi bir animasyon.
Saygılar.

[Resim: gun1.jpg]
 
Alıntı
2 üye teşekkür etti:
Antiterör, heisenberg
#7
Parçaların gösterildiği 1.ci bölümü daha sonra buldum.


[Resim: maxresdefault.jpg]
 
Alıntı

#8
Amerikan Ordonatı tarafından hazırlanmış, resmi talimname kıvamında bir video;









Videoda Sn.strongarm' ın yazısında açıkladığı '' INLINE '' tasarım felsefesi, '' DİREK GAZ TAHRİK SİSTEMİ '' nin çalışma şekli ayrıntılı olarak gösterilmiş.

4:50' den itibaren Sn.strongarm' ın da üzerinde durduğu, yazılı resmi teknik şartnamelerimize kadar '' SESSİZ DOLDURUŞ KOLU '' olarak girmiş olan  '' FORWARD ASSIST ASSEMBLY '' nin aslında hangi amaca hizmet ettiği de açıklanmış. Küffar aynen şöyle diyor;

'' This permits the rifleman to seat the bolt manualy in event it fails to do so automaticly. '' 

'' Bu sistem, mekanizma başının kendiliğinden otomatik olarak yerine oturmadığı durumlarda atıcının bunu elle yapmasına izin verir / imkan sağlar. ''

Anlaşılacağı üzere silah çalışırken herhangi bir nedenle mekanizma başı tam olarak yerine oturmayıp, namluya kilitlenmezse, atıcının bu kolu iterek mekanizma başını yerine oturtması için eklenmiş bir ayrıntıdır. İşin ilginç yanı ABD Hava Kuvvetleri kendisi için verdiği siparişlerde, ABD Kara Kuvvetleri' nin aksine bu mekanizmayı istememiştir. Pratikte de, irca yayı evsaf ve kıvamında, şarjörü ve fişekleri evsafa ve standartlara uygun, mekanik aksamı temiz ve usulünce yağlanmış kaliteli bir AR15' de, kurma kolunu ne kadar yavaş bırakırsanız bırakın mekanizma başı yerine tam oturmakta ve namluya kilitlenmektedir, dolayısı ile bu mekanizmayı kullanmadan da namluya sessiz bir şekilde fişek sürmek mümkündür.  

Bu arada, Vietnam' daki danışmanlar vs den sonra M16' yı resmi olarak ilk kez bir muharebede ( Ia Dang ) kullanmış olan birliğin komutanı, Bir Zamanlar Askerdik filmine ilham kaynağı olan Harold Gregory Moore bu ayın onunda, doksan beş yaşına üç gün kala hayatını kaybetti.  Black Rifle II kitabının yazarı Christopher Bartocci, Hal Moore ile bu konuda röportaj yapma şansı bulmuş, Vietnam ve M16 ile ilgili tecrübelerini sorduğunda, Sn.strongarm' ın yazısında bahsettiği minvalde, usulünce temizliği ve bakımı yapılmış M16' ların sorunsuz bir şekilde çalıştığı şeklinde cevaplar almış... Ve çok farklı AR15/M16' larla, çok farklı şartlarda, milyon adetten fazla atış tecrübesi olan Bartocci de mekanizma itme kolunu ömründe belki bir, belki iki kez kullandığını söylüyor. 


Saygılar.
 
Alıntı
14 üye teşekkür etti:
Sabri, cnrabt, hymer, Gravis_Pro, hunter 12, FRD, Antiterör, heisenberg, şekerlioğlu, emre76, Simurg, blacksea, PersonalDefence, alpago
#9
Barut konusuna gelecek olursak... 1964 yılında American Ordonatı, ABD Kara Kuvvetleri' nin menzil erişimini arttırmak için ısrar ettiği çıkış hızı değeri karşılayabilmek için 5.56X45 mm fişeklerde uzun çubuk tanecikli Dupont barutu yerine ( IMR 4475 ), Olin Mathison üretimi WC846 küresel barutu kullanmaya başladı. Bu barut ile istenen çıkış hızları sağlanmakla birlikte, yanma artıkları hızlı ve tortulu kirlenmeye, dolayısı ile tutukluklara, yanma hızı, basınç tepe eğrisi zamansız kırımlara neden oldu. Burada yapılan hayati hata, fişeği ile birlikte bir bütün olarak geliştirilen sistemin tek bir unsurunu, diğer unsurlarla optimize etmeden değiştirmek olmuştu.
 
Alıntı
1 üye teşekkür etti:
alpago
#10
Hemen hemen hiçbir yerde kaydı geçmeyen bir başka ayrıntı da, XM16E1 bakım kitlerinde verilen PL Special ( VV-L-800 ) bakım yağının bu sistemin temizlik, bakım, yağlaması için uygun bir kimyasal olmamasıydı. 1967 yılından itibaren bakım kitlerine konulan bakım kimyasalı bu sistem için daha uygun olan LSA ( MIL-L-46000 ) ile değiştirildi.
 
Alıntı
1 üye teşekkür etti:
alpago
  


Foruma Git:


Bu konuyu görüntüleyen kullanıcı(lar): 1 Ziyaretçi