Sitemize Hoşgeldiniz, Ziyaretçi! Giriş Kayıt Ol





Konuyu Değerlendir
  • 0 Oy - 0 Ortalama
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
20 kalibre çifte ile sülün avı
#1
Yılbaşında sigarayı bıraktım...

Yaklaşık 22 senedir içiyordum. Artık yeter dedim.

Kendime de bunun karşılığında ödül olarak "Yıldız" marka 20 numara bir çifte aldım.

Aldığımdan beri dağda bayırda plaka kırarak yaklaşık 150-200 fişek yaktım ama avda kullanmak, av sezonunun sonuna denk geldiği için bir türlü kısmet olmamıştı.

En sonunda bu çifteyi avda kullanmak artık rüyalarıma girmeye başlayınca geçen haftasonu, sezon dışı avlanmanın mümkün olduğu tek mekan olan Şile’deki özel avlağın yolunu tuttum.

Bu arada bu benim ilk çiftem, ve de ilk 20 kalibre silahım. Plaka atışlarında son derece keyif verdi, ama avda nasıl olacağını bir türlü kestiremiyordum. Malumunuz, 12 kalibreye alışınca, 20 insanın gözüne biraz küçük görünüyor. Sanki güçsüz kalırmış gibi geliyor.

Her ne kadar, saçmayı yiyen kuşun düşeceğini, işin tüfekte değil avcıda bittiğini bilsem de, yine de emektar 12’lik yarı otomatiğimi de bagaja atmadan içim rahat etmedi bir türlü. Fişek olarak da Federal’in 32 gram (1 1/8 ons) 6 numara bakır kaplı dolulu fişeklerini dizdim fişekliğe. 30 fişek alan fişekliğim boş kalmasın diye de son 5 hazneye elimde plak kırma atışlarından kalan 28 gram Yavaşçaları bastım. Karıştırmamak için bunların dibine çıkmaz kalemle işaret koydum.

Çiftenin sağ namlusuna IC, sol namlusuna M şok takıp selektörü de ilk atışı sağ namludan yapacak şekilde ayarlayıp çantaya yerleştirdim.

Cuma günü Ankara’dan yola çıkıp, Kocaeli’nde yaşayan kız kardeşimin evine ulaştım. Cumartesi sabah da erkenden Şile’nin yolunu tuttum.

GPS’e fazla güvenmenin sonucu olarak, önce Kocaeli’nin kenar mahallelerinde, ardından Gebze-Mollafenari köyü taraflarında epeyce bir kaybolup zaman kaybettikten sonra saat 9.30 sularında avlağa ulaştım.

GPS ile yol boyunca yaptığım kavgalar neticesinde yay gibi gerilen sinirlerimi yatıştırmak için avlaktaki çadırda demlenen bir bardak çayı içip, rehber-çantacı Atilla ve de avlağın dünyalar güzeli dişi drathaar’ı Cesi ile birlikte meranın yolunu tuttuk.

Avlanacağımız tepenin yamacını soluk soluğa tırmandığımda (daha sigaranın olumsuz etkilerini tam olarak üzerimden atamadım maalesef) benim önümden çıkan Cesi’yi fermada gördüm. Nefesimi kontrol etmeye çalışarak fişekleri sürdüm. Tüfeği kapatmamla irice bir sülünün çalının dibinden fırlaması bir oldu. Arpacığı sol tarafımdan yamaç aşağı basan kuşun üzerine getirip tetiği çektim ama tetik duvar. “Niye patlamıyor lan bu tüfek” diye kendi kendime söylenirken emniyeti kapalı unuttuğumu farkettim.

Bu arada, bu hareket bir “redfin klasiği” dir. Her avımda ilk fişekte muhakkak emniyeti kapalı unuturum. İstisnası yoktur.

Alelacele emniyeti açıp tüfeği tekrar omuzladım, bu arada kuş 40-50 metre mesafedeydi. Açık şokla zor vururum diye düşünüp yine de çektim tetiği. Nafile tabii. Kuş yamaç aşağı bastı gitti. Kendi kendime kızmaktan bir hal oldum. Bu arada çifteyi kırınca bir de ne göreyim. Karıştırmamak için (güyya) dibine işaret koyduğum 28 gramlık Yavaşçalar fişekleri sürmüşüm yanlışlıkla. O mesafeden hem açık şok, hem 28 gram. Koca horoz güldü geçti tabii.

Aksi gibi bu fişekler atıştan sonra şişip namlu içinde kalıyorlar, ejektörü de kitliyorlar. Yine aynısı oldu. Saya söve tüfeği söktüm, bıçağımla ejektör pimini dürteleyip fişeği fırlattım. İki yeni federal sürdüm. Bu sefer ingiliz usulü: “açık emniyet, kırık çifte” taşımaya karar verdim.

Sinirim biraz geçip nefesim de kendine gelince tekrar düştüm Cesi’nin peşine, yamaç aşağı sıkıları taraya taraya yürümeye başladım. 5 dakika geçmeden beeper tasma “ferma ferma” diye ötmeye başladı. (Bu beeper tasmalar ne büyük bir kolaylıkmış). Köpek sık çalıların arkasında olduğu halde, tasma sayesinde ferma durduğunu rahatlıkla anlayabiliyorsunuz. Tüfeği kapattım, omuzuma götürürken sülün fırladı. 20-25 metre mesafe var. Fazla uzamasına izin vermeden çektim tetiği ama düştü mü düşmedi mi o taraftaki sık meşelerden dolayı göremedim. Tüfeği kırıp kuşu son gördüğüm yere doğru yürürken, Cesi’cik düşen kuşu almış yanıma geldi. Kuşu kıtkaya takıp tekrar yamaç yukarı taramaya başladık. Bir saat kadar kah soluklanmak için dinlenip, kah sık bitki örtüsünü tarayarak dolandık.

Bu arada sıklığa girdikçe tüfeğin ahşabını çizeceğim diye içim gidiyor, avı mavı değil tüfeği nasıl koruyacağımı düşünüyordum habire.

Neyse yaklaşık bir saat sonra tam biz Atilla ile koyu bir sohbete dalmışken, tasmanın yine ferma işareti verdiğini duyduk. Köpeği göremediğimiz için kendi aramızda “orda mı, şurda mı” diye fikir alışverişinde bulunurken sülün yaklaşık 10 metre uzaktan bana doğru fırladı. Arpacığı üzerine getirip sol tarafımdan uzaklaşmasını bekleyerek takip etmeye başladım.

Beynim sürekli olarak, “bekle biraz uzaklaşsın, bekle biraz uzaklaşsın” diye bağırıp duruyordu ama maalesef sağ elimin işaret parmağı bu uyarıları dinlemek istemedi, kuş hizamdan geçer geçmez tetiği çekiverdi. Zavallı hayvanın sol göğsünü pulverize etti haliylen.

Tüfeğe bir türlü tam olarak güvenememenin bir sonucu sanırım. Uzaklaşırsa vuraram paniği ile yakında çektim. Neyseki sağ göğsü ve iki budu hala sağlamdı. Smile

Bunu da kıtkaya takıp tepenin yamacını Darlık barajı istikametine doğru taramaya devam ettik. Bu arada sıcak da yavaş yavaş etkisini göstermeye başladı. Soluklanmak ve de köpeği dinlendirmek için sık sık mola vererek baraj tarafındaki yamaçtaki sıkılıkları dolanmaya devam ettik. Yaklaşık 1,5 saat boyunca S’ler çizerek yamacı dolandık. Yine biz tam koyu bir sohbetin orta yerindeyken, Atilla birden “Eyvah köpek ferma veriyor” dedi. Sohbete dalınca köpek bizden hayli uzaklaşmıştı. Tasmanın tiz sesi, yamacın epey altındaki çalıların arasından geliyordu. Daha yamaçtan inmeye fırsat kalmadan 35-40 metre kadar ileriden kocaman bir horoz fırladı yukarı doğru. Kuşu namluların arasına hizalayıp çektim tetiği, taş gibi düştü.

İşte bu son atış, tüfek hakkındaki bütün soru işaretlerini de sildi süprüdü kafamdan. Mesafe güzel, kuş iri... Demek ki yirmi kalibre, mirmi kalibre demeyeceksin. IC şokla bile olsa vurdu mu indiriyor aşağı. Bir daha da kuş avına 12 otomatiği hayatta götürmem. Götürsem de yedek tüfek olarak bagajda bekler.

Bu arada tabii 20 kalibrenin en çok hoşuma giden tarafı da hafifliği oldu. Saatlerce elimde tüfek yürüdüğüm halde, ağırlığı hiç rahatsız etmedi.

Saat 13.00 sularında, güneş iyice tepemizi delmeye başlayınca, avı bitirmeye karar verdim. Köpek de yorulmuştu zaten. Yamaç aşağı vurup, çadırların yanına geldik. Güzel bir av sonrası çayı içtikten sonra, Atilla ve Cesi ile vedalaşıp Kocaeli’nin yolunu tuttum.

Velhasıl kelam, 7 senelik av susuzluğumu tam olarak gidermese de son derece güzel bir av günü oldu benim için. Sevgili çifteme de daha bir sevgi ile bakmaya başladım.

Kalın sağlacakla.


Eklenti Dosyaları Resim(ler)
   
 
Alıntı

#2
Sn Redfin sigarayı bırakarak zaten hariha bir iş yapmışsınız, ama şu Şile ve sülün olayını biraz açarsanız sevinirim...
 
Alıntı

#3
Sn. Redfin, bizde sizle sulunu avladık, güzel anlatımınız ve paylaşımınız için teşekkürler.

Gecmis senelerde bende bir sülüne 10-15 m'den 2 atış yapmıştım. Hayvan dalga gecer gibi ağır çekimde önümden yürür adımlarla kalktı uçtu gitti. Siz vuslata ermişsiniz, ne mutlu size. Sn. Melihaga'nin dediği gibi, su avlak olayını biraz acarsanız seviniriz.

Sigarayı birakmanizada sevindim. Bizim sülalenin geleneklerine uyarak 35 yastan sonra sigaraya başladım. Bakalım geleneğin devamını getirip birkaç sene sonra birakirmiyim bilmiyorum.

Saygılarımla...
 
Alıntı

#4
Sn. Melihağa,

Şile'de Darlık köyü sınırları içerisinde bulunan özel avlak'ta yıl boyu sülün ve keklik avlamak mümkün. Av sezonu dışında avlanmanın mümkün olduğu tek yer burası sanıyorum. Keklik ve sülünler üretim popülasyonu olduğu için MAK kararları ile sınırlı değil. Giriş için belli bir para ödüyorsunuz. Bu paraya 5 adete kadar kuş vurma hakkı da dahil. Daha fazla vurmak istediğiniz takdirde (5'in üzerinde) her ekstra kuş için yine para ödüyorsunuz.

Eğer benim gibi, apartman çocuğu olduğunuz için kendi köpeğinizi besleyemiyorsanız, köpek ve çantacı da alabiliyorsunuz.
 
Alıntı

#5
redfin demiş ki:Sn. Melihağa,

Şile'de Darlık köyü sınırları içerisinde bulunan özel avlak'ta yıl boyu sülün ve keklik avlamak mümkün. Av sezonu dışında avlanmanın mümkün olduğu tek yer burası sanıyorum. Keklik ve sülünler üretim popülasyonu olduğu için MAK kararları ile sınırlı değil. Giriş için belli bir para ödüyorsunuz. Bu paraya 5 adete kadar kuş vurma hakkı da dahil. Daha fazla vurmak istediğiniz takdirde (5'in üzerinde) her ekstra kuş için yine para ödüyorsunuz.

Eğer benim gibi, apartman çocuğu olduğunuz için kendi köpeğinizi besleyemiyorsanız, köpek ve çantacı da alabiliyorsunuz.

Sn Redfin bu ücret ne kadar acaba...
 
Alıntı

#6
Sn. Kara,

Aman diyeyim... Aman...

35 yaşınıza kadar içemişsiniz, bu yaştan sonra başlanır mı hiç?

16-17 yaşlarında bir özenti başlamıştık. O zaman kızanlara, sigara içme diyenlere "25 sene içeyim sonra bırakırım" diyordum. Zaman ne çabuk geçti anlamadım. 25 seneyi tamamlayamadım, çok hasar verdi bu lanet şey bana. Bundan sonra da tövbe ettim.

Yol yakınken bırakın gitsin. Zaman geçtikçe bırakması daha zor oluyor. Artık bir zaman sonra öyle bir hale geliyorsunuz ki, zaten siz onu bırakmasınız, o sizi öldürüp bırakacak. O raddeye gelmeden atın gitsin.
 
Alıntı

#7
melihaga demiş ki:Sn Redfin bu ücret ne kadar acaba...

Sn. Melihağa,

Avlağa giriş 200 lira, çantacı ve köpek için de 50 lira ödüyorsunuz.
 
Alıntı

#8
Sn.redfin, bu harika hikaye ve anlatım için çok teşekkürler, kendim gitmiş kadar oldum. Bu arada resimde yüzünüzden okunan mutluluk ise bambaşka da, bu sülünler nerede pişecek, kiminle götürülecek, işte beni ilgilendiiren bütün mesele bu ki, sanırım Sn.Barış' ın da en büyük kaygısı bu olacaktır...Big Grin
 
Alıntı

#9
lupus demiş ki:Sn.redfin, bu harika hikaye ve anlatım için çok teşekkürler, kendim gitmiş kadar oldum. Bu arada resimde yüzünüzden okunan mutluluk ise bambaşka da, bu sülünler nerede pişecek, kiminle götürülecek, işte beni ilgilendiiren bütün mesele bu ki, sanırım Sn.Barış' ın da en büyük kaygısı bu olacaktır...Big Grin

Üstadım sanırım bu mesele benide ilgilendiriyor, düşünmekten bir hal oldum...Big Grin
 
Alıntı

#10
redfin demiş ki:
melihaga demiş ki:Sn Redfin bu ücret ne kadar acaba...

Sn. Melihağa,

Avlağa giriş 200 lira, çantacı ve köpek için de 50 lira ödüyorsunuz.

Üstadım avcılığınıza güveniyorsanız, hesaplar ağadan, gidelim bizde sonra beraber nasıl pişirip, kiminle, nasıl yiyeceğimizi düşünürüz, ama eğer boş dönersek o zaman ağanın gazabından nasıl kurtulursunuz o konuda bişey diyemiyorum şimdilik...Big Grin Big Grin Big Grin
 
Alıntı

  


Foruma Git:


Bu konuyu görüntüleyen kullanıcı(lar): 1 Ziyaretçi