Sitemize Hoşgeldiniz, Ziyaretçi! Giriş Kayıt Ol




Konuyu Değerlendir
  • 0 Oy - 0 Ortalama
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Bireysel Silahlanma Hakkımız
#21
Sn.Alev Alatlı'nın yazısı harika.Sn.ekeke,daha önce gerek forumda gerekse de özel mesajlarımızda konuştuğumuz gibi, şu anda olan hukuk böyle.Ama bu konuda olması gereken hukuk arasında çok fark var. Fikirlerinizin çok büyük bir bölümüne katılıyorum.Bu konuyu hukuk bölümündeki "taşıma-bulundurma ayrımı"konusunda tartışalım.Saygılarımla.
 
Alıntı

#22
Ah biz de keşke sesimizi bu forum dışına duyursak... Sad
Eminim ki yüzleşmeyeceğimiz suçlama kalmayacak ama bir yerden başlamak lazım.
 
Alıntı

#23
bir haber...

yorumsuz, sadece güldüm...

http://www.sabah.com.tr/gny/haber,EEE473...67E77.html

Bireysel silahsızlanma için kanunlarımız yeterli değil

22.09.2008

28 Eylül Bireysel Silahsızlanma Günü öncesi bir açıklama yapan Umut Vakfı Kurucu Başkanı Nazire Dedeman: Türkiye'de bu konuyla savaşmak icin yasalarımız yeterli değil! ..

Bireysel silahsızlanma kavramını Türk toplumuna kabul ettirmek için 16 yıldır 'Umut Vakfı'na başkanlık ettiğine dikkat çeken Nazire Dedeman, '28 Eylül Bireysel Silahsızlanma Günü' öncesi ateşli silahlarla ilgili bir açıklama yaptı. "Bireysel silahlanma sorunuyla mücadele görevini bir anne, kadın ve bir yurttaş olarak 16 yılı aşkın süredir sürdürüyorum" diyen Dedeman, yaygın kullanılan ateşli silahların toplumda yarattığı tahribatlara dair şu bilgileri verdi:

YILDA 3 BİN KİŞİ ÖLÜYOR
"Her yıl yaklaşık 3 bin kişi, yani her gün 8 kişi ateşli silahlar nedeniyle ölmektedir. Bu yurttaşlarımızın 700'ü (günde 2 kişi) ateşli silahlarla kaza sonucu yaşamını yitiriyor. Bugün itibariyle ülkemizde yaklaşık 2.5 milyonu ruhsatlı olmak üzere, toplamda 8 milyon civarında ateşli silah bulunmaktadır. Temkinli bir tahminle, ruhsatsız silah sayısı ruhsatlıların en az üç katıdır. Silah sahiplerinin ailelerini de katarsak yaklaşık 40 milyon insan silaha her an ulaşabilecek durumdadır."

SUÇLAR GİDEREK ÇOĞALIYOR
Nazire Dedeman, "Türkiye'deki yaşam hakkımızı tehdit eden ateşli silahlara ilişkin yasal düzenlemeler son derece yetersizdir" dedi ve ekledi: "Ruhsatlı silahlarla işlenen suçlar her geçen gün artmakta, kurusıkı silahların yaydığı şiddet yeni kabul edilen yasaya rağmen devam etmektedir. Yasa, silah edinmeyi zorlaştıracak ve en önemlisi silahların imha edilmek üzere iadesini içerecek şekilde güncellenmelidir."



Torpido gözleri tabanca ile dolu

* Türkiye'de hareket halindeki 8 milyon araçtan yüzde 6'sında ateşli silah var.
* 280 bin aracın torpidosunda ateşli silah bulunuyor.
* Cinayetlerin yüzde 20'si sokakta, silahla işlenen her 10 cinayetten biri de trafikte meydana geliyor.
* Araçlarında ruhsatlı silah bulunduran kişiler trafik denetlemelerinde hiçbir ceza almıyor. Oysa, araçta silah bulundurmanın yaptırımı alkollü araç kullanmakla aynı kategoride olmalı.
* Dünyada her gün bin kişi ateşli silahlarla ölüyor, 3 bin kişi yaralanıyor. Bu sayının 250'si savaşlarda ölümlerden oluşurken; 750'si ateşli silahlarla meydana gelen cinayet, intihar, kaza gibi nedenlerle hayatlarını kaybediyor.
* Dünyada 875 milyon silah kullanımda bulunuyor. Bu silahların yüzde 74'ü sivillerin elinde. Yüzde 22.9'u devletlerin silahlı kuvvetlerinin, yüzde 3'ü polisin elinde. Ve her yıl dünyada yaklaşık 8 milyon yeni hafif silah üretiliyor.



Dört silahtan biri kurusıkı!

Türkiye'de polis sorumluluk bölgesinde meydana gelen asayiş olaylarında, 2007 yılına kıyasla, 2008 yılı ilk üç ayında şu değişimler yaşandı:
* Silah kullanımında yüzde 57 artış var. Ruhsatlı silahlar da arttı.
* Ayrıntılı silah dağılımında tabanca ve kurusıkı belirgin şekilde dikkati çekiyor. Silahla işlenen suçlarda, her 3 olaydan 2'sinde tabanca ve yivli tüfek kullanılmıştır.
* Malvarlığı ve kişilere karşı işlenen suçlarda kullanılan her dört silahtan biri kurusıkıdır.

İstanbul'da 503 kişi gitti
* 2007 yılında, İstanbul'da toplam 4 bin 196 kişiye adli otopsi yapılmış, bunlardan yüzde 12'sinin (503 kişinin) ateşli silahlarla öldüğü saptanmıştır. Bu olguların yüzde 5.2'si ise çocuktur.
* Bu olguların yüzde 90'ı (452 kişi) tabanca ve kısa ve uzun namlulu mermi çekirdeği atan silahlarla, yüzde 10'u (51 kişi) ise av tüfekleriyle yaralanarak ölmüştür.
 
Alıntı

#24
ha bide karar aldım kendi kendime, bu haber üzerine o gün en az 4 silah taşıyacam üzerimde, kontrole falan denk gelirsem avukat kimliğimide göstermeden bu özel güne inat taşıyorum diyecem, belki bu yoldan haber oluruz da sesimiz duyulur...
 
Alıntı

#25
melihaga demiş ki:bir haber...

yorumsuz, sadece güldüm...

http://www.sabah.com.tr/gny/haber,EEE473...67E77.html

Bireysel silahsızlanma için kanunlarımız yeterli değil

22.09.2008

28 Eylül Bireysel Silahsızlanma Günü öncesi bir açıklama yapan Umut Vakfı Kurucu Başkanı Nazire Dedeman: Türkiye'de bu konuyla savaşmak icin yasalarımız yeterli değil! ..

Bireysel silahsızlanma kavramını Türk toplumuna kabul ettirmek için 16 yıldır 'Umut Vakfı'na başkanlık ettiğine dikkat çeken Nazire Dedeman, '28 Eylül Bireysel Silahsızlanma Günü' öncesi ateşli silahlarla ilgili bir açıklama yaptı. "Bireysel silahlanma sorunuyla mücadele görevini bir anne, kadın ve bir yurttaş olarak 16 yılı aşkın süredir sürdürüyorum" diyen Dedeman, yaygın kullanılan ateşli silahların toplumda yarattığı tahribatlara dair şu bilgileri verdi:

YILDA 3 BİN KİŞİ ÖLÜYOR
"Her yıl yaklaşık 3 bin kişi, yani her gün 8 kişi ateşli silahlar nedeniyle ölmektedir. Bu yurttaşlarımızın 700'ü (günde 2 kişi) ateşli silahlarla kaza sonucu yaşamını yitiriyor. Bugün itibariyle ülkemizde yaklaşık 2.5 milyonu ruhsatlı olmak üzere, toplamda 8 milyon civarında ateşli silah bulunmaktadır. Temkinli bir tahminle, ruhsatsız silah sayısı ruhsatlıların en az üç katıdır. Silah sahiplerinin ailelerini de katarsak yaklaşık 40 milyon insan silaha her an ulaşabilecek durumdadır."

SUÇLAR GİDEREK ÇOĞALIYOR
Nazire Dedeman, "Türkiye'deki yaşam hakkımızı tehdit eden ateşli silahlara ilişkin yasal düzenlemeler son derece yetersizdir" dedi ve ekledi: "Ruhsatlı silahlarla işlenen suçlar her geçen gün artmakta, kurusıkı silahların yaydığı şiddet yeni kabul edilen yasaya rağmen devam etmektedir. Yasa, silah edinmeyi zorlaştıracak ve en önemlisi silahların imha edilmek üzere iadesini içerecek şekilde güncellenmelidir."



Torpido gözleri tabanca ile dolu

* Türkiye'de hareket halindeki 8 milyon araçtan yüzde 6'sında ateşli silah var.
* 280 bin aracın torpidosunda ateşli silah bulunuyor.
* Cinayetlerin yüzde 20'si sokakta, silahla işlenen her 10 cinayetten biri de trafikte meydana geliyor.
* Araçlarında ruhsatlı silah bulunduran kişiler trafik denetlemelerinde hiçbir ceza almıyor. Oysa, araçta silah bulundurmanın yaptırımı alkollü araç kullanmakla aynı kategoride olmalı.
* Dünyada her gün bin kişi ateşli silahlarla ölüyor, 3 bin kişi yaralanıyor. Bu sayının 250'si savaşlarda ölümlerden oluşurken; 750'si ateşli silahlarla meydana gelen cinayet, intihar, kaza gibi nedenlerle hayatlarını kaybediyor.
* Dünyada 875 milyon silah kullanımda bulunuyor. Bu silahların yüzde 74'ü sivillerin elinde. Yüzde 22.9'u devletlerin silahlı kuvvetlerinin, yüzde 3'ü polisin elinde. Ve her yıl dünyada yaklaşık 8 milyon yeni hafif silah üretiliyor.



Dört silahtan biri kurusıkı!

Türkiye'de polis sorumluluk bölgesinde meydana gelen asayiş olaylarında, 2007 yılına kıyasla, 2008 yılı ilk üç ayında şu değişimler yaşandı:
* Silah kullanımında yüzde 57 artış var. Ruhsatlı silahlar da arttı.
* Ayrıntılı silah dağılımında tabanca ve kurusıkı belirgin şekilde dikkati çekiyor. Silahla işlenen suçlarda, her 3 olaydan 2'sinde tabanca ve yivli tüfek kullanılmıştır.
* Malvarlığı ve kişilere karşı işlenen suçlarda kullanılan her dört silahtan biri kurusıkıdır.

İstanbul'da 503 kişi gitti
* 2007 yılında, İstanbul'da toplam 4 bin 196 kişiye adli otopsi yapılmış, bunlardan yüzde 12'sinin (503 kişinin) ateşli silahlarla öldüğü saptanmıştır. Bu olguların yüzde 5.2'si ise çocuktur.
* Bu olguların yüzde 90'ı (452 kişi) tabanca ve kısa ve uzun namlulu mermi çekirdeği atan silahlarla, yüzde 10'u (51 kişi) ise av tüfekleriyle yaralanarak ölmüştür.


İşte bahsettiğim şey budur Sn Ağam,

Biz adam olsak (ben kendi üstüme alınıyorum- alınmayanlar alınmasın tabii) bu habere "gerçek istatistiklerle-ruhsatsız silah problemini vurgulayarak"; derhal "tokat gibi bir cevap" verilmelidir...
Ama maalesef (bir keresinde Sn Lupus çok güzel söylemişti.."vatandaşlık bilinci" demişti) çoğunluğumuzda (silahla ilintili kitle), "vatandaşlık bilincinin" zerresi yok...Sad
Acı gerçek bu kanımca...

Sevgiler
 
Alıntı

#26
melihaga demiş ki:bir haber...

yorumsuz, sadece güldüm...

http://www.sabah.com.tr/gny/haber,EEE473...67E77.html

Bireysel silahsızlanma için kanunlarımız yeterli değil

“Güvenlik güçleri ‘bireyleri’ koruyamaz, ‘bireyin kendisini korumasının’ yolu açılmalıdır...”



Dürüst vatandaşın “silah taşıyabilmesi" konusunda yasakların, "TAMAMEN KALKMASI" gerekmektedir, ancak vatandaşın o silahı "KULLANIRKEN YANLIŞ TERCİHLER YAPMASI" SONUCUNDA ORTAYA ÇIKACAK CEZALAR çok ciddi boyutlara çekilmelidir.
Böylece vatandaşa, "kendini-ailesini koruma" imkanı sağlanmış, ancak olayın "nefsi müdaafa" olmadığı ortaya çıkarsa "HAYATININ ZİNDAN OLACAĞI" gerçeği de açıkca bildirilmiş olur. Bu şekilde vatandaş "işin ciddiyetini de anlamış olacaktır.

Buradaki önemli kriter, vatandaşa silah ruhsatı vermeden önce, “çağdaş bir atış eğitimi, silah emniyeti eğitimi, ilkyardım dersleri verilmesi, ve ondan sonra silahıyla yapacağı hareketlerin ve sorumluluğun"vatandaşın kendisine" bırakılmasıdır.
Talihsiz bir olay yaşarsa da "can güvenliği sebebiyle kendini koruma koşulları" nın oluşup oluşmadığına "kendisi karar vermeli", silahını çekmeden iki kere değil on kere düşünmelidir...Gerisi mahkemelerimize kalmalıdır...

Hem "dürüst vatandaşların", kanunsuzlarla ayrıştırılması (Güvenlik güçlerininin işlerini kolaylaştırması açısından), hem "bireysel can güvenliği hakkının tanınması" açısından, ülkemizde "vatandaşa silah taşıma hakkının tanınması" haricinde; "bu iki işleve birden yarayacak" başka bir çözüm de yoktur.

Mevzuatımız bu şekilde düzenlendiğinde..

Ruhsatsız silah bulunduran insana, direkt olarak "suçlu" gözüyle bakılabilecektir. Çünkü sıkıntısı "can güvenliği" ni sağlamaksa, devlet zaten ona "silah taşıma hakkı" vermektedir. Belli ki onun niyeti başkadır...(Tabi ki dededen kalma silahları olan vs..bir kitle vardır-Bu kanunla birlikte bir kerelik olmak kaydıyla onlarda çağırılır ve uygun olanlar kayıt altına alınır)
Yine bunu yapmaya ihtiyacı olmadığı halde (mevzuat yukarıdaki şekilde düzenlendikten sonra) , ruhsatsız silah sahipliğini seçmiş insana verilecek cezalar arttırılmalı, "çete suçları-çete bağlantılı suçlarla" aynı oranlara çekilmelidir.


Hali hazırda ülkemizde “silah taşımak”, yalnızca “bazı meslek guruplarının mensuplarına”, “belirli memuriyet hizmetlerinde bulunmuş olup emekli olmuş olanlara”, ve “sahibi olduğu ticari kuruluş çok yüksek miktarlarda ciro yapmış olan vatandaşlarımıza” verilmektedir.

Bunun haricinde bir de “can güvenliğinin tehlikede olduğunu düşündüğünden dolayı” silah taşıma ruhsatı için başvuru alınmaktadır ki, bu kararı vermek; yani “bir bireyin can güvenliğinin tehlikede olup olmadığına karar vermek” o yerleşimin en yüksek idari makamına bırakılmıştır.
Bugünkü mevzuatın eksiklikler, yanlış anlaşılmalar, suistimallere çok açık bir mevzuat olduğu gerçeğinin dışında, “can güvenliği açısından” çok daha önemli bir yönü vardır ki, henüz kamuoyu tarafından tatışmaya açılmamıştır..

Akla gelen bazı soruları sıralamak gerekirse....;

1. Kimi serbest meslek mensupları (örneğin kuyumcular) “silah taşıma hakkına sahip olmaktadırlar. Bundan kasıt “hırsızlıkla karşılaşma” ihtimallerinin yüksek olmasıdır.
Ancak sonuç, kuyumcu dükkanı sahibi bir bireyin hayati bir tehlike karşısında “kendini koruyabilecek imkana sahip olduğudur”
Oysa mesela bir kasap dükkanı sahibinin “silah taşıma hakkı” yoktur. Dolayısıyla “bir saldırı durumuyla karşılaştığında” aynı imkana sahip değildir.

“Can güvenliğinin sağlanması” en kutsal "insan hakkıdır. Ve "bir bireye saldırılma ihtimali oranlarına göre" hesaplanamaz.
Bu durum haksızlık doğurmaktadır.

2. Can güvenliğinin tehlikede olmasından dolayı, ruhsat talebi ise çok daha “vahim bir
durumla sonuçlanmakta ve ister istemez akla şu soruyu getirmektedir:

“Bir bireyin “can güvenliğinin tehlikede olup olmadığına, başka bir birey(veya kurum)
karar verebilir mi?” Ya da böyle bir kararı vermek hakkı var mıdır?

Bu karar “talihsiz bir anda” o makamın kararının “o bireyin yaşaması veya ölmesi ile
ilgili “karar vermiş” olduğu anlamına gelebilir ki, insan hakları açısından “hiçbir birey
veya kurumun böyle bir karar verme yetkisi yoktur.




CAN GÜVENLİĞİ AÇISINDAN NEFSİ MÜDAAFA MEVZUATI


Yine “can güvenliği” açısından, mevzuatımızdaki “nefsi müdaafa uygulaması” da bir çok yanlışlık ve eksiklikle doludur.
Uygulamamızda bulunan “orantılı güç” kavramı, yaşanılan gerçeklikle özdeşleşememektedir.

Saldırganın “silah sayılabilecek bir aleti” yoksa, vatandaşın da aynı şekilde karşılık vermesi beklenmekte , yine saldırganın elinde “kesici bir alet var ise” vatandaşın silahını çekmesi “nefsi müdaafa sayılmamaktadır.
Mevzuattan şöyle bir sonuç çıkarılabilinir;

Yüz kilo olan bir saldırganla karşılaşan, altmış beş kilo bir vatandaşın “onunla “güreşmesi beklenmekte”, “silahını kullanarak saldırganı etkisiz hale getirmesi durumunda” kendisi suçlu sayılmaktadır. Oysa bu karşılaşma baştan “orantılı kuvvetle” başlamamıştır. Dolayısıyla hali hazırda olan mevzuatla yargılanacaksa seçenekleri ya "ölümcül şekilde dövülmek, ya da "suçlu” damgası yemektir ki aslında mağdur olan kendisidir.
Acilen değişmesi gereken bu mevzuata da katkıda bulunmak gerekirse;

Mevzuat şu şekilde düzenlenmelidir...

1.Şiddet göstermenin "HİÇBİR ÖZÜRÜ OLAMAZ". Dolayısıyla bütün "can güvenliği" mevzuatı bu kavram üzerine bina edilmelidir.

2. Bir birey saldırılan konumundaysa , onun "elindeki tüm imkanları kullanarak" kendini savunma hakkı vardır..."Orantılı güç" meselesine ancak kendisi karar verebilir, "yaşamı için savaş vermekte olan bir insanı", “orantılı güç esasına göre” yargılamak mümkün değildir.
Saldırı olmamalıdır...Saldırma eğilimli adam "kanunun" kendi yanında olmayacağını baştan bilmelidir.

3. Bir insanın bir insana "sözlü tacizde" bulunması durumunda, diğer insanın da buna "silahlı saldırıyla" karşılık verme durumu oluşursa...bu noktada "TAHRİK SEBEBİYLE-CEZA İNDİRİMİ" durumu, asla söz konusu olmamalıdır.
Çünkü "nefsi müdaafa durumu", "fiziksel şiddet" durumunda ortaya çıkmalıdır.
Bu eğilim gözleniyorsa vatandaş, "silahlı olduğu" uyarısı yapmalı- ancak SALDIRI BAŞLARSA kendini savunmalıdır.
Durum bu vaziyete geldikten sonra ise “orantılı güç esasına” bakılmamalıdır. Çünkü “saldırgan her halukarda haksız olmalıdır”.



22.09.2008

28 Eylül Bireysel Silahsızlanma Günü öncesi bir açıklama yapan Umut Vakfı Kurucu Başkanı Nazire Dedeman: Türkiye'de bu konuyla savaşmak icin yasalarımız yeterli değil! ..

Bireysel silahsızlanma kavramını Türk toplumuna kabul ettirmek için 16 yıldır 'Umut Vakfı'na başkanlık ettiğine dikkat çeken Nazire Dedeman, '28 Eylül Bireysel Silahsızlanma Günü' öncesi ateşli silahlarla ilgili bir açıklama yaptı. "Bireysel silahlanma sorunuyla mücadele görevini bir anne, kadın ve bir yurttaş olarak 16 yılı aşkın süredir sürdürüyorum" diyen Dedeman, yaygın kullanılan ateşli silahların toplumda yarattığı tahribatlara dair şu bilgileri verdi:

YILDA 3 BİN KİŞİ ÖLÜYOR
"Her yıl yaklaşık 3 bin kişi, yani her gün 8 kişi ateşli silahlar nedeniyle ölmektedir. Bu yurttaşlarımızın 700'ü (günde 2 kişi) ateşli silahlarla kaza sonucu yaşamını yitiriyor. Bugün itibariyle ülkemizde yaklaşık 2.5 milyonu ruhsatlı olmak üzere, toplamda 8 milyon civarında ateşli silah bulunmaktadır. Temkinli bir tahminle, ruhsatsız silah sayısı ruhsatlıların en az üç katıdır. Silah sahiplerinin ailelerini de katarsak yaklaşık 40 milyon insan silaha her an ulaşabilecek durumdadır."

SUÇLAR GİDEREK ÇOĞALIYOR
Nazire Dedeman, "Türkiye'deki yaşam hakkımızı tehdit eden ateşli silahlara ilişkin yasal düzenlemeler son derece yetersizdir" dedi ve ekledi: "Ruhsatlı silahlarla işlenen suçlar her geçen gün artmakta, kurusıkı silahların yaydığı şiddet yeni kabul edilen yasaya rağmen devam etmektedir. Yasa, silah edinmeyi zorlaştıracak ve en önemlisi silahların imha edilmek üzere iadesini içerecek şekilde güncellenmelidir."

"BİREYSEL SİLAHSIZLANMA" NEDİR
NE OLMALIDIR



Toplumuzda bazı "silahlanma karşıtı" görüşler, kurumlaşmalar vardır, daima da olagelmiştir.
Bu çevrelerin, ulaşmak istedikleri amaç her ne kadar "kutsal bir amaç" gibi gözüküyor olsa da, günümüz gerçekleriyle örtüşmemekte; dolayısıyla da giderek"şiddetten uzaklaşması beklenen bir topluma" gidilmesi gereken yolda, yanlış adımlar atmakta; ve bu “bilimsel olmayan, yurdumuzun gerçeğini kavrayamamış yollarıyla”; kamuoyunu “problemin asıl çözülme noktasından” uzaklaştırmaktadırlar.

Yurdumuz okyanuslar ortasında bir ada değildir. Yüzyıllardır uğruna savaşılan bir coğrafyada, üstelik yaşadığımız yüzyılda bir de çok değerli olan “kaynakların ortaya çıktığı”; sınır komşularının “politik açıdan son derece istikrarsız olduğu” bir coğrafya üzerindedir.

Hal böyleyken, yukarıda verdiğimiz örnek durumunda olan; “silah kanunları bu derece
sıkı olan" İngiltere’de bile suçlular silah bulmakta güçlük çekmezken, dürüst vatandaşın "yasal silahlanması", "kendisini koruma hakkının" bu derece üzerine gidilmesindeki amaç ne olabiir???


Gerçek şu ki, bu “görüş” yalnızca Vatanımızın içinde bulunduğu jeo-politik koşullarndan, sosyo-ekonomik durumumuzdan bihaber olmakla kalmayıp, aynı zamanda Dünya’nın koşullarından, tarihten, “günümüzdeki koşullarla kıyaslayabileceğiz koşulları yaşamış tüm toplumların geçirdiği evrelerden de bihaberdir.
Ya da bu “görüşü”, bunlardan bihaber oldukları için savundukları "umudunu taşıyoruz"


“Bireysel silahsızlanma ” adı altında ısrarla kamuoyunu yanlış yönlendirmekte olan bu görüşün “her nedense” bir türlü kabul etmek istemediği bazı gerçekleri vurgulamak gerekirse;

- Toplumumuzda maalesef yaşanmakta olan “silahla işlenen suçların istatistikleri” ellerinde olmasına rağmen, “ruhsatsız silahlarla işlenen suçların, neredeyse “ruhsatlı silahlarla işlenen suçların on katı” olduğu gerçeğini görmezden gelmekte...
- Saldırganlığa meyilli bir bireyin “silahından çıkan bir merminin balistik inceleme sonucunda, “üzerine kayıtlı silahtan çıktığının anlaşılacağını bildiğinden dolayı” asla “kayıtlı silah kullanmayı tercih etmeyeceğini" görmezden gelmekte...
- Daha önce de vurguladığımız gibi, yurdumuzun jeo-politik yapısı itibariyle, bu coğrafyada “silah kaçakçılığının tamamen yok edilmesinin mümkün olmadığı” gerçeğini görmezden gelmekte...
- Ve son olarak, “bu coğrafyada yaşayan insanların”, insan haklarının en kutsalı olan, “yaşama hakkını” sürdürmek adına, önünde “çok ciddi tehlikeler” görebileceğini; en doğal içgüdüsüyle de “kendisini ve ailesini savunmak hakkı olduğu gerçeğini” görmezden gelmektedir...

Kendisi ve ailesini “savunma ihtiyacı” hisseden her birey de, (coğrafyamızda mutlaka silaha ulaşabileceğini düşünürsek) silah alacaktır.

Pekiyi, “savunma ihtiyacı hisseden “dürüst vatandaşlarla”, “her şekilde silaha ulaşabilen suçluları” nasıl ayıracağız???

Kamuoyuna adeta “süslü bir paket” şeklinde sunulan “bireysel silahsızlanma konseptinin”, “şiddetten uzak toplum" amacının gerçekleşmesinin “tek mümkün yolu”, “legal silahlanmayı teşvik etmek”, dolayısıyla da “illegal silahlanmayla” savaşmaktır.



Torpido gözleri tabanca ile dolu

* Türkiye'de hareket halindeki 8 milyon araçtan yüzde 6'sında ateşli silah var.
* 280 bin aracın torpidosunda ateşli silah bulunuyor.
* Cinayetlerin yüzde 20'si sokakta, silahla işlenen her 10 cinayetten biri de trafikte meydana geliyor.
* Araçlarında ruhsatlı silah bulunduran kişiler trafik denetlemelerinde hiçbir ceza almıyor. Oysa, araçta silah bulundurmanın yaptırımı alkollü araç kullanmakla aynı kategoride olmalı.
* Dünyada her gün bin kişi ateşli silahlarla ölüyor, 3 bin kişi yaralanıyor. Bu sayının 250'si savaşlarda ölümlerden oluşurken; 750'si ateşli silahlarla meydana gelen cinayet, intihar, kaza gibi nedenlerle hayatlarını kaybediyor.
* Dünyada 875 milyon silah kullanımda bulunuyor. Bu silahların yüzde 74'ü sivillerin elinde. Yüzde 22.9'u devletlerin silahlı kuvvetlerinin, yüzde 3'ü polisin elinde. Ve her yıl dünyada yaklaşık 8 milyon yeni hafif silah üretiliyor.



Dört silahtan biri kurusıkı!

Türkiye'de polis sorumluluk bölgesinde meydana gelen asayiş olaylarında, 2007 yılına kıyasla, 2008 yılı ilk üç ayında şu değişimler yaşandı:
* Silah kullanımında yüzde 57 artış var. Ruhsatlı silahlar da arttı.
* Ayrıntılı silah dağılımında tabanca ve kurusıkı belirgin şekilde dikkati çekiyor. Silahla işlenen suçlarda, her 3 olaydan 2'sinde tabanca ve yivli tüfek kullanılmıştır.
* Malvarlığı ve kişilere karşı işlenen suçlarda kullanılan her dört silahtan biri kurusıkıdır.

İstanbul'da 503 kişi gitti
* 2007 yılında, İstanbul'da toplam 4 bin 196 kişiye adli otopsi yapılmış, bunlardan yüzde 12'sinin (503 kişinin) ateşli silahlarla öldüğü saptanmıştır. Bu olguların yüzde 5.2'si ise çocuktur.
* Bu olguların yüzde 90'ı (452 kişi) tabanca ve kısa ve uzun namlulu mermi çekirdeği atan silahlarla, yüzde 10'u (51 kişi) ise av tüfekleriyle yaralanarak ölmüştür.
 
Alıntı

#27
Merak ettiğim Dedeman' ların korumalarının olası saldırganları ikna edebilme yeteneklerini geliştirmeleri için hangi manastırda eğitildikleridir..

Ha onlar özel güvenlik görevlisi ise ben de devletin ruhsat vermekte sakınca görmediği vatandaşım..Canımı, namusumu, çoluk çocuğumu koruma yetkisini ise devletten bile değil, insan olarak doğuşumdan alıyorum..
 
Alıntı

#28
nurikilligil demiş ki:Canımı, namusumu, çoluk çocuğumu koruma yetkisini ise devletten bile değil, insan olarak doğuşumdan alıyorum..

İşte budur Sn Killigil,
Haddim olmayarak tebrik ediyorum..Smile

İşte o kadar...
Kimse "bu hakkı elinizden alamaz, ve bu hakkı kullandığınız için sizi cezalandıramaz..."
Böyle bir hakkı yoktur...


Sevgiler
 
Alıntı

#29
nurikilligil demiş ki:Merak ettiğim Dedeman' ların korumalarının olası saldırganları ikna edebilme yeteneklerini geliştirmeleri için hangi manastırda eğitildikleridir..

Ha onlar özel güvenlik görevlisi ise ben de devletin ruhsat vermekte sakınca görmediği vatandaşım..Canımı, namusumu, çoluk çocuğumu koruma yetkisini ise devletten bile değil, insan olarak doğuşumdan alıyorum..

ama aranızda çok fark var, onları parası çok...

ayrıca dedemanları bilmiyorum ama bu tür şeyleri savunanların çoğu sialah kaçakçıları oluyor...
 
Alıntı

#30
dedemanlarin bu konuyo öncülük etmesinin sebebi tahmin ediyorum.90 li yillarin basinda ankarada dedeman ailesinden bir genc silahla öldürülmüstü.daha sonra birsürü sorusturma mahkeme yapildi.karar: kaza sonucu öldügünün aciklandi.
silahin sahibi ve maktülün yaninda olan kiside ankarali ünlü baba kürt ahmetin oglu melih turguttu.hani gecen senelerde kibrista bir kumarhanede catisma olmus iki kisi ölmüstü.iste ordaki taraflardanda birisiydi.
iste nazire dedeman o ölen gencin annesidir.
 
Alıntı

  


Foruma Git:


Bu konuyu görüntüleyen kullanıcı(lar): 1 Ziyaretçi