Sitemize Hoşgeldiniz, Ziyaretçi! Giriş Kayıt Ol




Konuyu Değerlendir
  • 3 Oy - 3 Ortalama
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Namlunun Tarihsel Gelişimi
#1
Namluların Tarihi ve Teknik Gelişimi

Bir ateşli silahın imalat işlemleri sırasında sert bir çelik çubuk, çelik bir namlu haline getirilmek için bir uçtan diğer uca kadar delinir. Ardından namlunun iç tarafı, ateşleme işlemi denilen çevrilme ile tam olarak düz hale getirilir. Yivsiz namlu, bu şekilde yapılır ve yuvarlak, küresel kurşun bir mermi bu namludan ateşlenebilir. Bu silahın en büyük dezavantajı kullanılan küresel mermi namlu çapında olsa bile namluya tam olarak uymaz. Yanan barutla oluşan basınçlı gazların önemli bir kısmı, küresel merminin kenarlarından ön tarafa geçerek silahın etkinliğini azaltır.

16. yy.da savaşan askerler açısından, namlu ağzından silahın doldurulması işleminin pratik olmadığı kısa sürede görüldü. Bu nedenle namlunun dip kısmından doldurulabilen ve birkaç defa ateşlenebilen silahların yapımına girişildi. Bu sistemde önce ayrı bölümler dolduruluyordu. Daha sonra bu kısım namlu dibine yerleştiriliyordu.

Namlu dibinden doldurma konusunda yapılan çalışmalar, bir eksen etrafına yerleştirilen birkaç namludan oluşan bir silahın yapımına yol açtı. 18. yy?ın erken ve orta dönemlerinde savunma için kullanılan bu silahlar, çok heybetli görünen el silahları idi. Bu silahlar 14 gr. veya daha fazla ağırlıkta olan bir mermiyi atabilen, 15-20cm. uzunluğunda bir namluya sahiptiler. Bu el silahlarının ilk yapılanlarında, ilk atıştan sonra namlu kısmı el ile döndürülerek daha sonraki atışlar için aşağıdaki dolu bir namlunun pozisyonuna getiriliyordu.Üst üste bir çift namlunun bulunması, ayrı ayrı ve yeniden doldurmaksızın dört atışın yapılmasına olanak sağlıyordu.

Orta çağda, 15 veya daha fazla namlusu olan birkaç silah yapıldı. Bununla birlikte, bu silahların çoğunda namlu sayısı altıdan azdı. Bunların çoğunda modern tek veya çift namlulu silahların çapının yaklaşık olarak, yarısı kadar olan bir namlu çapı bulunuyordu. Çok sayıda namlusu bulunan bu eski silahlara, günümüzde ??Pepperbox?, '' Biberlik '' denilmektedir.Yanan barutun basınç etkisinden daha fazla yararlanmak için namlunun boyu uzatılmıştır. Ancak burada da bazı komplikasyonlarla karşılaşılmıştır. Mermi taklalar atarak çabucak hızını kaybetmiş ve uzun namlulu silah kullanışsız duruma düşmüştür.

Namlulardaki en büyük gelişme namlu içine yiv ve setlerin açılması ile oluşmuştur. İlk kayıtlara 1450 ile 1500 yılları arasında rastlanmıştır.
Almanya ile Avusturya'dan çıkarak yayıldığı görülmüştür. Yaygın olarak kullanımı seneler sonra gerçekleşmiş ve şekilleri değişerek günümüze kadar gelmiştir. Bu teknik sayesinde mermi çekirdeği, katettiği yolun büyük çoğunluğu boyunca takla atmadan ve sallanmadan yol almaya başlamıştır. Merminin kendi çevresinde dönüşü, namlu uzunluğundan bağımsız olarak, uzun mesafelerde bile mermiye etkinlik kazandırmıştır.
Namlu içindeki yivler, şu anda genellikle namlunun içerisine bir kere de spiral oluklar açan bir matkap aracılığı ile yapılmaktadır. İşlem sırasında çelik namlunun içerisindeki çok küçük sert parçalar matkabın kesici ucuna zarar vermekte ve bu zararın oluşturduğu iz, bu namlu içersindeki tüm yiv boyunca devam etmektedir. Böylece her yiv oluğu, içerisinde matkabın kesici ucuna uyan bir dizi iz oluşturur. Bu izler matkabın her kullanılışında değişmekte, ayrıca aynı namlu içerisindeki her yivde de değişmektedir. Bu nedenle aynı imalatçı tarafından üretilen iki silah namlusundaki izlerin şeklinin aynı olması mümkün değildir. Böyle bir namludan geçen merminin yüzeyinde karakteristik çizgiler oluşacaktır.

Broche Cut denen teknikte, en inceden başlayarak, silahın kalibresine kadar olan peş peşe yerleştirilmiş kesme aparatları kullanılarak yiv açılır. Bu aparatların sayısı üretim tekniğindeki hassasiyette belirleyici rol oynar. Bu gün hale çek hassas müsabaka silahlarında kullanılan namlularda, bu tek nik tercih edilmektedir.

Button Cut denen teknikte, aynı bir düğme yada ceviz gibi parça, içeriden dışarıya doğru sıkıştırarak yiv set profilini oluşturur. Bugün pek çok üretici bu tekniği kullanmaktadır.

Cold Hammer Forging, soğuk dövme tekniği, İkinci Dünya Savaşı öncesinde Almanya'da hızlı bir şekilde namlu üretimi için geliştirilmiş bir metoddur. İçine boş delik açılmış olan namlu, verilmek istenen yiv set profilinin üzerine geçirildikten sonra, dışarıdan dövülerek yiv set açılır.

Elektro kimyasal yiv set açma teknikleri ise, yeni yeni gelişmekte olup, sadece ısmarlama namlu üreten firmalarca kullanılmaktadır.



Çeşitli gelişmeler sonucunda silahlar, 18. yy son yarısında fonksiyonel açıdan en yüksek duruma ulaştılar. Daha eski modellerde namluların birleştiği kısmın her atışta el ile döndürme zorunluluğu bulunmakta ise de, 1830 yılında Londra' lı Joseph Land' ın çalışmaları sonucunda, namluların birleşme yerinin döndürülmesi işlemi mekanik hale getirildi.Bu Pepperbox silahlarının dezavantajı, tetik çekildiğinde namlunun otomatik olarak dönmesinin yanı sıra, horozunun kalkarak, hedefin görülmesini zorlaştırmasıydı.

Samuel Colt 1835 yılında nişan alma sorununu çözdü. Colt, bölümler ihtiva eden silindiri bulunan, ancak silahın namlusunun sabit kaldığı bir tabanca (revolver) geliştirdi. Samuel Colt bunu, silindiri döndüren ve her atıştan sonra aynı hizada kilitlenen bir iç mekanizma geliştirerek sağladı. En büyük dezavantajı, silindirin önünden her bölümün barut ve mermi ile doldurulmasıydı. Arka tarafta her bir bölümün baş kısmında küçük bir kapsül yer alıyordu. Bu yapı da işlemi yavaşlatıyordu.

Pepperbox tipindeki ilk Fransız revolveri 1851 yılında yapılan Lefaucheux idi. Yapımından hemen sonra arkadan doldurulan mermilerle birlikte birçok revolver ortaya çıktı. 1900'lü yıllarda en fazla gelişimi, bu toplu tabancalar (revolver) gösterdi. Bundan sonraki gelişimleri ise pek fazla değildi. Manufrance gibi 0.25 kalibrelik otomatik silahlar ortaya çıktı. I. Dünya Savaşı'ndan önce Colt 0.45 modeli ve Luger gibi daha geliştirilmiş silahlardan bazıları yapıldı.
 
Alıntı
1 üye teşekkür etti:
Antiterör
#2
paylaşım için teşekkür ederim abi çok şey öğrendim sayende
 
Alıntı

#3
ne demek... daha bi sürü yazı varda sırayla yazıcam.
bi anda yüklenmek istemedim.
 
Alıntı

#4
ee hadi sayin smith yuklenin biraz yazilara, bekliyoruz merakla
 
Alıntı

#5
Çok sağolun devamını bekliyoruz.saygılar
 
Alıntı

#6
Sn. arkadaşlar,

Şayet Kenneth Chase'in İş Bankası Yayınlarından çıkan kitabı "Ateşli Silâhlar Tarihi - 1700'e Kadar" içinde Çin için yazılanlar doğruysa tabanca-tüfek türünden ateşli silâhların yapımı çoğu literatürde yazıldığı gibi Avrupa'da 1300'lerin ortalarında değil de Çin'de 1200'lerde başlıyor. Chase'in iddiası Çin'in dünyaya açılmaya başlamasıyla bazı eski yayınların genel okuyucunun erişimine sunulmasına dayanıyor.

Her halükârda, ilk başlarda, yanyana uzunlamasına dizilmiş metal şeritlerin üzerlerine sıkça metal bilezikler bağlanarak yapılan namlular olduğu gibi içi delik kütüklerden, sarılmış deriden yapılan namlular da var. Ben ortaokulda av fişeklerinden esinlenerek o zamanlar "dosya kağıdı" dediğimiz A-4 parçalarını üzerine muşamba cilâsı (balmumlu) sürülmüş yuvarlak kurşun kalemlere tutkalla sarıp, yonttuğum kibrit uçlarıyla atış yapan namlular imal ederdim. 1960-70 gibi çok ince bir çelik boru astar üzerine fiber-glass sarılarak yapılan bir av tüfeği namlusu da vardı Winchester veya Remington'un.

İnsanoğlu topu, tüfeği çok benimsemiş. Avrupa'da bazı şato harabelerinde bulunan ilk tek namlulu (sopaya takılarak yapılan) metal tüfeklerin yanında 3'ü birarada olup tek sapa takılanları da bulunmuş. Yani "birden fazla atmak" hep kafamızı kurcalamış. Her ne kadar ilk kuyruktan dolma tüfekler kavlı çakmakla ateşleniyorsa da muhtemelen ilk kuyruktan dolma toplar daha eski. Namlunun kuyruk tarafında borunun bir kısmının takriben yarısı üstten açık bırakılmış. Buraya konulan çok kısa sadece barut ve çekirdek ile doldurulmuş bir atım yatağı bir nevi fişek vazifesi görüyor ve arka tarafına sürülüp namluya sıkıştırılmasına yarayan bir "kama" ile sabitlenip ağızdan dolma toplar gibi falyaya bir kor parçası veya kızgın tel filân değdirilerek ateşleniyor.
Gerçek mekanik seri imalâtlı "kuyruktan dolma" askeri tüfek ise 1813 yılında John Hall tarafından patenti alınan tüfekler. Bunlar 10,000 tanesinin tüm parçaları birbirine uyacak şekilde üretilecek diye garanti verilerek yapılmış. John Hall bunları üretecek makinaları da tasarlamış. 1830'larda İstanbul'daki Amerikan elçisinden örnekleri istenilen "oynar atım yataklı tüfekler" bunlar olsa gerek.
Bunun gibi, yivli namlular da neredeyse yivsiz namlularla aynı zamanlarda ortaya çıkıyor tüfeklerde (dönen okların daha düzgün ve isabetli gittiğini görenler namlulardan atılan çekirdekleri de döndürmeyi düşünmüş olmalılar). İlk revolver diyebileceğimiz silâhlar da oldukça eski. Alman yapısı "çarklı çakmak" ateşlemeli bir tabanca 1610 tarihli. Tek namlu arkasında dönen 6 atım yatağı var. Yani Samuel Colt'a neredeyse çeyrek milenyum kala. Herhalde daha eski kavlı çakmaklılarıda olsa gerek.
Aslında yenilik fikirlerde değil de üretim teknolojilerinde. Gaz kaçakları filan bakır veya pirinc kovanların üretimine kadar pek önlenememiş. Ondan sonra da "Hareketli Nagant" gibi sistemlerle bu iş hatta biraz da abartılmış. "Dan Wesson" tabancalarında da iç namlu top/silindir önüne kullanıcı isteğine göre iyice yaklaştırılarak gaz kaçağının azaltılması sağlanmış.
Ben ne desem boş.

Saygılar,

alikozanoğlu


Eklenti Dosyaları Resim(ler)
   
 
Alıntı

#7
Sn arkadaşlar,

Kendi tavsiyeme kendim uymadığım için bir önceki mesajım aslında eksik oldu "namlu teknolojisi" bakımından:

Her neyse, evvelâ geniş bir lâmayı bir yuvarlak çubuk üzerine kıvırıp çatı oluğu yapar gibi kıvırıp sonra da ek yerinden kaynaklamaya başlamışlar. Daha sonra, bu lâmanın çubuk üzerine bir şerit gibi helis biçiminde sarılıp kaynaklanması başlamış biraz daha sağlam olduğu için. Bu bahsedilen kaynak ek yerlerinin demirci ocağında akkora yakın ısıtılıp üzerine silis kumu ekilmesi ve birbirine dövülerek birleştirilmesiyle olurmuş. Bir zaman sonra da demir lâma yerine arasına çelik tellerin de katıldığı ve birbiri üzerine sarılan tel kümelerinin lâma şekline sokulmasıyla “sarma/damask/dımışki” namlular ortaya çıkmaya başlamış.
Bunların üzerine sarıldığı çubuğa kaynamamasına dikkat edilmiş. Ortaya çıkan borunun içi kazınarak, yani raybalanarak temizlenmiş. Atılacak çekirdeklerin döndürülmesi için yiv açma ameliyesi de bundan sonra yapılmış. Belki ilk yiv-set yukarıda bahsedilen lâmaların birbirine hafif kıvrılarak kaynatılmasıyla ortaya çıkmış olabilir. Fakat, dönen okların daha isabetli olduğunu çok iyi bilen silâh üretici ve kullanıcılarının çekirdekleri döndürerek fırlatma fikrine çok uzun zaman yabancı kalacaklarını hiç sanmıyorum.
"Namlulara yiv açılmasına ne zaman başlandığı tam olarak bilinmemekte. Yalnız, ilk yivli namluların 1450’den sonra Nürnberg, Leipzig veya Viyana’da yapıldıkları tahmin ediliyor. 1498 tarihli bir atıcılık yarışması davetiyesinde ise yivli tüfeklerden bahis edilmişti.
Yivli namlulardan atılan kurşunların hedeflerine daha isabetli olarak gitmeleri iki sebebe dayanır. Yivi kavraması için kurşun ya kendi başına yada bir bez veya deri parçası içinde namlu içine sıkıca girer. Atış sırasında namlu içinde, yivsiz tüfeklerin namluya gevşek giren kurşunları gibi sağa sola vurarak değil sıkı ve düz bir şekilde ilerler.
Küresel dahi olsa döküm sırasında içinde hava kabarcığı kalabilen, üzerinde kalıp izleri olan, ufak tefek eğrilikler bulunan bir kurşun çekirdeğin gerçek ağırlık merkezi onun geometrik merkezi ile %100 çakışmaz (havada uçan bir cismin en ağır tarafı öne dönmeye yatkındır ve bu hareket yalpalamaya ve takla atmaya sebep olur). Bu merkez kayması kurşunun namludan hedefe kadar olan uçuşunu, aynen tüysüz bir ok gibi, kötü yönde etkiler. Kurşunun namluya sıkıca oturması ile gaz kaçağı da önlenmiştir. Bu şekilde kurşun hızı artırılmıştır. Kurşun namlu ağzından tam çıkarken gaz kaçağının sebep olabileceği sapmalar da önlenmiştir.
Buna rağmen ilk kesin delil 1493-1508 seneleri arasında Almanya Kralı olan Maximilian I. in armasını taşıyan silâhtır. Çakmağı eksik olan bu silâhın şeklinden zamanında kavlı çakmak taşıdığı tahmin edilmektedir. 1560’tan sonra yivli silâhlar için özel yarışmalar düzenlenmeye başlandı. 1605 Senesinde Basel’de yapılan bir atış yarışmasında yivsiz tüfekler 160 metre uzaklıktaki 75 cm.lik hedeflere atış yapacaktı. Yivli tüfekler ise şaşırtıcı bir mesafe olan 253 metredeki 105 cm.lik hedeflere atış yapacaklardı."

Hedef mesafesi %60 artarken hedef boyutları sadece %30 artıyor. Demek ki yivlerin ve namluya sıkı uyan çekirdeklerin menzil ve grupman üzerindeki etkileri çabuk anlaşılmış.

Saygılar,

alikozanoglu


Eklenti Dosyaları Resim(ler)
   
 
Alıntı

#8
Arkadaşlar poligonal namlu üzerine ayrıntılı içeriğe sahip olan varsa burada paylaşırsa sevinirim.Poligonal namlu nedir? Hangi marka ve model poligonal namluda öncülük yapmıştır?Günümüzde hangi markanın hangi modelleri bu namluya sahiptir?Saygılar.
 
Alıntı

#9
Sn. gun.

Yiv-set veya benzerleri yerine beşgen, altıgen, vb. kesitli. Yani köşeli bir profilin belirli bir hadve ile dönmesiyle çekirdeği kendi ekseni etrafında döndüren namlu içi biçimi.
1800'lerin ikinci yarısında ağızdan dolma Whitworth toplar ve tüfekler hexagon/altıgen namlularından kendileri de altıgen kesitli mermi ve çekirdekleri atıyorlardı.
Normal, yani yuvarlak kesitli çekirdekleri altıgen kesitli namludan atan en tyanınmış çağdaş marka herhalde Heckler & Köch. İlk mi bilemiyorum şu an.

Saygılar,

alikozanoglu
 
Alıntı

#10
Sayın üstadım alikozanoğlu; "ben ne desem boş" demişsiniz. Benim için hepsi dolu! Siz söz söylemeye devam edin. Kimse kalmasa da ben dinlerim. Ayrıntılı bilgiyi ben burada başlıca sizden ve sayın lupustan edindim.

Saygılar.
 
Alıntı

  


Foruma Git:


Bu konuyu görüntüleyen kullanıcı(lar): 1 Ziyaretçi