Sitemize Hoşgeldiniz, Ziyaretçi! Giriş Kayıt Ol





Konuyu Değerlendir
  • 0 Oy - 0 Ortalama
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
308 Winchester Tarihçe
#1
Merhaba Sayın Üyeler,

İnternette rastlamış olduğum 26 sayfalık 308 Win üzerine yazılı makalenin (birazda kendi yorumumu katarak) ilk beş sayfasının çevirisini sizinle paylaşmak istiroum. Vakit problemi nedeniyle şu an için bu kadarını çevirebilmiş durumdayım. İlgilenen arkaşlar için makalenin tamamı ve diğer kalibreler ile alakadar bir çok materyal aşağıdaki adrestedir;

https://www.ballisticstudies.com/Knowledgebase/.308+Winchester+7.62+NATO.html

Saygılarımla


308 Winchester (7.62 NATO)

Amerika Birleşik Devletleri Başkanı olarak ikinci görev süresinin sonuna doğru, George Washington 1796'da kendi adına verilen veda gecesinde emekli olmak istediğini açıklamıştı. Açıklamasının bir parçası olarak, yılların kazandırdığı bilgeliğini Washington?daki genç ülkeye aktarmak, Amerikan halkına ticareti sürdürmelerini, ancak Avrupa ile rekabete devam etmelerini ancak her zaman tarafsızlık aramalarını tavsiye etmişti. Bu Amerikan halkının ve politika yapıcılarının temel değeri haline gelmişti. 1914?de Amerika?nın Avrupa?da ki savaşa girmeme kararını etkilediği bu politikaydı. Yine de, Şubat 1917?de, İngiliz İstihbaratı, Almanya Dışişleri bakanından Meksika?daki Amerikan Büyükelçisine müttefik bir saldırı önerdiğini istihbaratını elde etmişti. Bunun üzerine Amerika, resmi olarak 6 Nisan 1917'de savaş ilan etti ve Amerikan kuvvetlerinin 1918'de savaşın sonuna kadar Avrupa topraklarında savaşmasını sağladı.
 
Sanayileşmenin yaygınlaşması nedeniyle, Birinci Dünya Savaşı ondan önceki yaşanmış savaşlardan önemli ölçüde farklıydı. Kayıpların ana nedeni, yaygın olarak kullanılan topçu atışlarından kaynaklanıyordu. İkinci en büyük zayiat sebebi, Hiram Maxim?in tasarımına dayanan makineli tüfek kullanımından kaynaklanıyordu. Bu yeni savaş tarzı, milyonlarca askeri düşmanlarına paralel olarak çatışacak hendekler kazmaya zorlamıştı. Bu siperler, Avrupa çapında 473 mil (761 km) uzanıyordu.

Bu yeni savaşı biçimini tecrübe etmiş olan Amerikan ordusu 1920?lerde yeni bir araştırmaya başlayarak piyade mühimmatında geliştirmeler yapmak karar verdi. Makineli tüfekler, bolt action mekanizma hareketli tüfeklerle karşılaştırıldığında verimliliği ile özellikle ilgi çekmişti. 30-06 Springfield . Makineli tüfeğin en önemli dezavantajı, statik bir pozisyondan ateşlenmesi gerektiğiydi, ancak piyade tüfeği büyüklüğünde bir silah haline getirilibilirse, 12  kişiden oluşacak bir manga 40 kişilik bir takımın ateş gücüne sahip olabilecekti.

US Ordnance tarafından istihdam edilen ateşli silah tasarımcıları John D Pederson ve John C Garand, hızlı ateş gücü ile mühimmat ekonomisi arasında bir denge oluşturan yarı otomatik ateş kabiliyetine sahip prototip tüfekler üzerinde çalışmaya başladı. John Garand, bir tüfek tasarlama konusunda başarılı olurken,  Pederson, .30-06 Springfield mühimmatının yoğun ve tekrarlanan ateş sırasında mermilerin hedefine istikrarlı bir şekilde ulaşmasına engel oluşturacak kadar fazla geri tepme ürettiğine ikna olmuştu. Bu amaçla .276 Pederson (7x51), 2400 fps gibi hızlarda 140gr ile 150 gr arasında 7 mm mermi ateşleyebilen çok konik, pürüzsüz bir besleme kasasına sahip bir kalibre tasarlamıştı.


[Resim: 276-3aa35bf.jpg]

1932'de .276 Pederson kalibreli Garand tüfeği, US Ordnance?a sunuldu ve sonuç oy birliğiyle kabul edilmesi oldu. Oy birliği ile kabul edilmesinin akabinde, son onay için General Douglas MacArthur'a sunulduğunda, MacArthur tüfek tasarımını onaylamış olmasına rağmen, .276 Pederson kalibresinin yeni yapılacak tüfekte kullanılmasını uygun görmedi. Sebebi ise MacArthur?un , yeni tüfeğin önceki savaştan kalan stoktaki tonlarca mühimmatı kullanmak için .30-06 ateşlemesi gerektiğini düşünmesiydi. Garand daha sonra .30-06 kalibresine göre tüfeği tekrar dizayn ederek tasarımını değiştirdi ve son hali 1936'da, yani 1939'da başlayacak olan bir diğer Dünya Savaşı'ndan üç yıl önce onaylandı ve kabul edildi.

Birinci Dünya Savaşı sırasında uygulanan ilkelerin ardından, Amerika başlangıçta bu ikinci Avrupa savaşına karışmaktan da kaçındı. Bununla birlikte, şikâyetten uzak olan sınıflar için, piyade şefinden NCO?lar, radyocular, mühendisler ve paraşütçüler gibi askerler için hafif bir tüfek talebi 1940?ta resmi izin alınarak US Ordnance?a iletildi.


1941'de birçok ABD?li silah üreticisi, son derece kompakt, hafif ve uygun bir mühimmat kullanan tüfek tasarımlar sundu. .30-06  çok fazla geri tepme oluşturması ve mühimmatın long action tabir edilen uzun bir kurma yoluna sahip olması dolayısıyla, M1911 A1 servis tabancası ve Thompson makineli tüfeğinde kullanılmadı. Thompson ve 1911 her ikisi de .45 ACP çapında bir araya getirildi ve 230 gr?ni  850 fps'de yaklaşık 50 metre etkili bir menzil içinde ateşleme imkanı sağlanmış oldu.


22 Ekim 1941?de, US Ordnance, Winchester tarafından tasarlanan 30 kalibrelik M1 Carbine?i onayladı ve kabul etti. Sadece 2.36kg (5.2lb) ağırlığında olan M1 1860 fps gibi hızlarda 110gr lik mermi atabilme kapasitesine sahipti. Bu, önce 2. Dünya savaşı akabinde Kore ve Vietnam savaşının ilk aşamalarında birlikler arasında çok popüler bir tüfek oldu. Ancak, yakın mesafelerde (150 metre içinde) kullanım için ideal olan M1, piyade tüfeği ve hafif makineli tüfek arasındaki boşluğu tam olarak kapatmamıştı.


7 Aralık 1941'de Japonya, Pearl Harbor?a saldırarak ABD kuvvetlerinin önümüzdeki yeni yılda savaşa girmelerini sağlamıştı bile. Bu sırada 2. Dünya Savaşı sırasında, müttefikler, MP43 (1943), MP44 ve Stg 44 tam otomatik saldırı tüfekleriyle donanmış Alman askerinin acımasız eylemlerine tanık oluyorlardı. Bu silahlar 8x57 lik mühimmatın geri tepme etkisini azaltmak ve hafif makineli tüfekler için daha etkili bir menzilde kullanılmak adına 7.92x33 kalibre kullanacak şekilde üretilmişlerdi.


1944'te savaş bitmeden bir yıl önce, Albay Rene R Studler başkanlığındaki US Ordnance, Frankford Arsenal'de fişek araştırma ve geliştirme merkezinin yeniden açılmasını emretti. Asıl amaç, otomatik atış sırasında kontrol edilebilir bir geri tepme çerçevesinde, kullanışlı ve daha etkili bir menzil sağlayabilecek bir kalibre üzerine bir tüfek geliştirmekti. 30-06'nın daha kısa bir versiyonunun uygulanabilirliğini araştırmak için deneyler yapıldı. Temel tasarım olarak .300 Savage kalibresi ile başlayarak, son kalibre tasarımı T-65'e gelmeden birkaç yıl önce birkaç prototip kalibre geliştirilmişti. Genel olarak ifade etmek gerekirse T-65 .300 Savage? ye nazaran kovanın üst omuz açıları 30 dereceden 20 dereceye düşürülmüş olması dolayısıyla da kovan içindeki barut miktarını artırmak için gövde konikliğinin azaltılmış bir versiyonuydu. Kovan dip tablası tahliye esnasında daha güvenli olması için kalınlaştırılmış, ve uzun boyun kısmı fazladan barut almasına imkan tanımakla birlikte merminin kavrayışınıda artırmıştı. Dışa doğru, mermi .30-06'nın kısaltılmış bir versiyonuna benziyordu, ancak özünde, T-65, daha fazla değişiklikle bir araya getirilen .30-06 Springfield ve .300 Savage'ın ince bir karışımıydı.

[Resim: DSCF0551.jpg]

Soldan sağa

223 Rem.   -  300 Savage  -  308 Win

[Resim: 308-30-06-featured-small.jpg]

Üstte 308 Winchester

Altta 30-06 Springfield


Askeri balistik uzmanları ile birlikte, US Repeating Arms şirketi (Winchester), T-65'in geliştirilmesine büyük ölçüde dahil oldu. Bugün, Winchester markası, T-65'in geliştirilmesinden bu yana defalarca el değiştirdi ve Winchester'ın nihai tasarımını ne ölçüde etkilediğini belirlemek zor. Ancak açık olan şudur ki, 1952'de Winchester, T-65'i ticari olarak .308 Winchester adıyla standart hale getirmek için US Ordnance?a başvurdu ve izinler tamamlandıktan sonra bu isimle sivil kullanıma açılmış oldu.

Amerikan ordusu, yarı ve tam otomatik bir  tüfek ve fişeği geliştirme çabalarında yalnız değildi. İngiliz balistikçiler 1947'de başlayan ve (British Armament Design Establishment) İngiliz Silahlanma Tasarım Tesisine 7mm'lik prototip mermileri teslim ediyorlardı. 1949'da, birkaç Avrupa ülkesi ve ABD arasında Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) kurulmuştu. İttifak, bir askeri kalibrenin tüm taraflarca kullanım için standart hale getirilmesi gerektiği konusunda hemfikirdi. 1950'de İngiltere, 2595 fps'de 140gr 7mm'lik bir mermi atan .280-30 (7x43) kalibresinin testlerine başlamıştı. Test için gönderilen tüfekler arasında Belçika FN FAL ve o döneme göre çok radikal bir şekilde tasarlanmış EM2 Bullpup vardı. ABD ise T-65?i , John Garand'ın prototipini hazırladığı bir M14 tüfeği ile birlikte sundu ancak Belçikalı FN FAL daha etkili olduğunu kanıtlamasına rağmen, NATO?da çok fazla ağırlık taşıyan ABD, T-65 kullanan M14?ün daha üstün olduğunu konusunda ısrarcıydı.

Kanada tarafından desteklenen İngiltere, daha sonra 7 mm üzerine uzlaşma önerdi (esasen 7 mm-08). FN FAL bir adım daha ileri gitti ve T-65 mühimmatı kullanabilen tüfekler üretti. 1953?te US Aberdeen Deneme Alanları?nda yapılan testlerinin sonuçları açıklanmıştı. Çok uzun tartışmaların sonucunda T-65, NATO mühimmatı olarak kabul edildi ve 7.62 NATO adını aldı. Avrupa ve ortak ülkeleri 1954'te 7.62 NATO?da FN FAL?i benimsemiş ve üretmeye başlamışlardı. ABD, M14?ü standart piyade tüfeği olarak kabul etmişti. 7.62 NATO ayrıca M60 ağır makineli tüfeklerinde de kullanılmaya başlanmıştı.
 
M14, ilk savaş testlerini 1961'de Vietnam'da gördü. M14, M1 Garand'a karşılık olarak tam otomatik ateşleme kabiliyetine sahip 8 mermi alan ve klibin son atıştan sonra çıkarılıncaya kadar yeniden yüklenemeyen haznenin aksine 20 mermi kapasiteli şarjör taşıyordu . Yeni tüfek etkiliydi ve mermi çok güçlüydü.
 
Maalesef, M14'ün 7.62 NATO mühimmatının önemli bir eksikliğine sahip olduğu görülüyordu. 7.62 saldırı tüfeği kalibresi olarak geliştirilirken, .30-06?nın performansını verecek şekilde tasarlanmıştı ve 147 gr mermi ile 2750 fps hızlara kadar çıkabiliyordu, orijinal .30-06 150gr lik mermiden sadece 50 fps daha yavaş bir hızdaydı. Tam otomatik ateşleme sırasında tüfeğin kontrolü zordu ve bazıları tüfeğin orman savaşı için çok uzun ve zahmetli olduğuna inanılıyordu.  İşin garibi, şikayetlerin birliklerden gelmediği, bunun yerine yukarıdan geldiği görülüyordu.
M14, sahadaki yerini korurken, ABD Ordusu, 5.56 mm mermi kullanabilen, Eugene Stoner?ın AR15 tüfeği üzerinde testler yapmaya başladı. Sonunda, ABD Savunma Sekreteri Robert McNamara, AR-15'in etkin kullanımı hakkında tam bir deneme süreci başlattı ve M14'e karşı fiili mücadelede test edilmesini istedi. Bu testler tamamlandıktan sonra, 23 Ocak 1963'te McNamara, M14 sözleşmesinin  bittiği yıl daha fazla üretilmeyeceğini açıkladı. ABD, AR15 (M16) tüfeğini resmi piyade tüfeği olarak kabul edecekti.

Devasa miktarda yeni M14 tüfeği halihazırda kullanımda olduğundan dolayı M14, Vietnam savaşı 1968'de patlak verene kadar standart piyade silahı olarak kaldı. O zamana kadar teslim edilen M14 ler için ise geri çağırılarak yeni silahların gönderileceği söylenmişti. M14'ü kullanmaya devam eden birkaç ünite ve keskin nişancı ekibi dışında, ordudaki yüksek miktardaki M14 tüfeklerinin stokları hemen ABD'ye geri gönderildi.

Ne yazık ki, M16 ve mühimmatının tasarımındaki son dakika değişikliklerinden dolayı, M16'nın benimsenmesinin feci bir sonucu olduğu ortaya çıkacaktı. 1963 Kasım?ında Amerikan Kara ve Hava Kuvvetleri 104.000 M16 almıştı. 1966 ya gelindiğinde ise 419.277 adet daha sipariş verilmişti. Aynı yılın yaz aylarında dedikodular artmaya başlamıştı. Fişek besleme, ateşleme ve boşaltma problemleri Vietnam?daki Amerikan birlikleri arasında sıkça yaşanan problemlerdi. Vietnam?daki Amerikan Kuvvetleri?nin komutanı General William Westmoreland M16 lar için 6 hafta sürecek teknik bir inceleme ekibi talebinde bulundu.  İncelemelerin sonucunda Colt?un uzmanlarından biri ?Bu kadar bakımsız silahları hiçbir zaman görmediğini söylemişti.? Ancak sahada yeteri kadar bakım setleri de bulunmuyordu. Silah ile alakalı problemler o kadar ayyuka çıkmıştı ki, sahada kullanılan silahların %30 unun etkin bir biçimde kullanılamadığı ifade ediliyordu. Vietnamda?ki Amerikan askerlerinden bir kısmı öldürdükleri Vietkong askerlerinden aldıkları AK47 ler ile savaşmaya başlamıştı. 1967 de ordu ile Colt yetkilileri M16 üzerinde bir düzine değişiklik yapılacağı konusunda mutabakata varmıştı. Aynı saha, bakım ve kullanım koşulları altında ise M14 güvenilir bir şekilde kullanılabiliyordu.

Yaşananlara rağmen 7.62 NATO ABD ordusunda kalmaya, M60 LMG'de ağır baskılayıcı ateş unsuru ve keskin nişancı mühimmatı olarak kullanılmaya devam etti. Bir keskin nişancı mühimmatı olarak, 7.62'nin etkili olduğu kanıtlanmıştı ve sonuçta tüm müttefik keskin nişancı operasyonları için standardize edildi. ABD'de 7.62, Remington bolt action tüfeği, birincil keskin nişancı silahı olarak kabul edilmiş ve M14'de iki kişilik bir ekip içinde gözcü tarafından taşınan ikincil silah olarak kullanıyordu.

7.62 NATO her ne kadar Amerikan ordusunda kısa ömürlü olsa da, Kanada, İngiltere, Yeni Zelanda, Avustralya gibi ülkelerde 1980?lerin başlarına kadar yoğun kullanımına devam edildi. Sonraları FN?de 5.56 çapında fişek ateşleyebilen modellerin üretimine başlayacaktı.

Günümüzde ise 7.62 NATO hala daha popülerliğini korumakta ve uzun mesafe atıcılığına girişte ve ileri seviyelerde dahi kullanılabilecek bir kalibre olarak yaşamaya devam etmektedir. T-65?in 308 Win olarak sivil kullanıma açılmasından beri gücünü ve etkinliğini kanıtlamış olmasıyla birlikte yaygın kullanımı sebebiyle de ucuz ve güvenilir olması, mühimmatı popüler ve vazgeçilmez bir av kalibresi de yapmıştır.
 
Alıntı
17 üye teşekkür etti:
mimaslan, heisenberg, musti267, harun, Carbon12, mehmetstar, Colt1903, Kimble, red, yyildiz, Sabri, karabasan, sovalye05, XXAHMETXX, maho07, ERDAL, ertdr
#2
(28-02-2019, 09:34 PM)kara615 demiş ki:

7 Aralık 1941'de Japonya, Pearl Harbor?a saldırarak ABD kuvvetlerinin önümüzdeki yeni yılda savaşa girmelerini sağlamıştı bile. Bu sırada 2. Dünya Savaşı sırasında, müttefikler, MP43 (1943), MP44 ve Stg 44 tam otomatik saldırı tüfekleriyle donanmış Alman askerinin acımasız eylemlerine tanık oluyorlardı. Bu silahlar 8x57 lik mühimmatın geri tepme etkisini azaltmak ve hafif makineli tüfekler için daha etkili bir menzilde kullanılmak adına 7.92x33 kalibre kullanacak şekilde üretilmişlerdi.


Almanya ciddi materyal sıkıntısı çekiyordu. Mühendisler sahada ölçümlerde bulundular. Ortalama bir verin 200 metre civarında etkili atış yapabildiğini tespit etmişler.  Bunun üzerinde yapılan atışlarda etkinlik yoktu bariz çoğunluk atış   ıskaydı yani boşunaydı. 

 Halbuki mauser fişekleri bunun 5 katı etkin menzile sahipti.  Yani fişek fazlasıyla iri ve güçlüydü.  Bu kadar iri bir fişek yapmak müsriflikti. 

Bu sebepten dolayı fişeği oldukça küçülttüler. Bunun bir avantajıda  askere koşarken otomatik atış imkanı sağladı. Yani hucüm tüfeği kavramı  üretilmiş oldu. 

Bunu daha sonra  Ak-47  ve  m16 takip etti.
 
Alıntı
8 üye teşekkür etti:
kara615, red, Sabri, karabasan, XXAHMETXX, harun, ERDAL, ertdr
#3
Yağ gibi aktı derler ya! aynen öyle. Bir solukta ve keyifle okudum. Ellerinize ve emeğinize sağlık.

Saygılarımla.
 
Alıntı
1 üye teşekkür etti:
kara615
#4
(01-03-2019, 04:09 PM)karabasan demiş ki: Yağ gibi aktı derler ya! aynen öyle. Bir solukta ve keyifle okudum. Ellerinize ve emeğinize sağlık.

Saygılarımla.

Beğenmenize sevindim Sn. karabasan.
Muhakkak eksik ve hatalarım vardır, ustalardan düzeltmelerini rica ederim.
Zaman el verdikçe geri kalanları da çevirip yüklemeye çalışacağım.

Saygılarımla
 
Alıntı

#5
Sn kara615;
Emeğinize sağlık çok teşekkürler.
Saygılarımla.
 
Alıntı
1 üye teşekkür etti:
kara615
  


Foruma Git:


Bu konuyu görüntüleyen kullanıcı(lar): 1 Ziyaretçi