Sitemize Hoşgeldiniz, Ziyaretçi! Giriş Kayıt Ol




Konuyu Değerlendir
  • 6 Oy - 4.17 Ortalama
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Silahların Tarihsel Gelişimi
#21
ilksurfer demiş ki:Tufegin kesfinin Cin'den Osmanli'ya oradanda Avrupa'ya dogru gittigi dusunulurse kelimenin de misketten turemis olma olasiligi bence daha mantikli...
nacizane böyle bir geçiş yolunun olmadığını belirtmek isterim. Zira bildiğimiz manasıyla tüfeğin geliştirilmesi son derece batı (avrupa) merkezli olup Osmanlı'nın süper-güç olduğu/olmaya başladığı dönemde hızla kendi ordusuna uyarlaması durumu söz konusu. Evvelinde deneysel Çin topları vb. sözkonusuysa da bunu ciddi anlamda savaş aracı olarak kullananlar Avrupalılar. İlk dönemde yaptığı fetihler sayesinde kaliteli maden yataklarına sahip Anadolu ve Balkanlar maden sahası ile elindeki parasal gücü savaş teknolojisine aktaracak vizyon sahibi padişahların çektiği teknik adamlar olan Osmanlı ordusunun ise top, tüfek vb. konuda çok daha kaliteli silahlarla donanması durumu söz konusu. İşin içinde Avrupa'nın tabiriyle Savaş Makinesi'ni hızla döndüren, yüzbinlerce kişiyi bir araya toplayıp mühimmatla donatan Osmanlı ve gözü kara, cesaretli savaşçılar çıkaran Türkler olunca İstanbul da alınmıştır Belgrad da. Hatta Avrupa'nın bugünün Robocop'u sayılan, karşısına 2-3 kişi çıkmadan dövüşmeyi namertlik sayan şövalyelerini tokatlayan (kelimenin tam anlamıyla) bir ordudan bahsediyoruz.

Osmanlı'da topçuluk ise ayrıca irdelenmesi gereken bir konu. Kemal Tahir'in eşsiz eseri Devlet Ana'da çok güzel belirtilen mermi, çekirdek atan taşınabilir topa ulaşma, bunu bir savaş gereci olarak kullanma yarışı 1200-1300 yılları arasında nükleer silah (bugün nasıl nano-teknoloji, barutsuz elektronik tüfekler konusunda yarış varsa) ya da uzaya çıkma yarışında olduğu gibi o zamanın yüksek bir ülküsü, bir üstünlük konusu olmuştur -diye biliyorum.

İstanbul'un alınması esnasında piştollerin yaygın olarak kullanıldığı söyleniyor. Yine de 1450 civarında Osmanlı ordusunun ciddi bir ateşli silah (buna tüfekler vb. de dahil) gücü var.

Sonrasında silahların evrilmesi çok yavaş ilerliyor. Fitilli tüfekten çakmaklıya geçiş (proto-tip seviyesinde) bir elli sürüyorsa mermi kapsülü, fişeğin bulunmasına kadar 200 sene geçmesi durumu söz konusu.

Silah eşsiz bir güç aracı. Keşke biz de vaktinde (15. yy sonundan 19.yy başına kadar) İstanbul'da ahlaksız isyanlarla, birçok çapsız padişahla uğraşana kadar silah sanayiine yatırım yapabilseymişiz.

Selamlar
 
Alıntı

#22
Sn. gabe,

Bilmiyorum "Ateşli Silâhlar Tarihi - 1700'e Kadar (Kenneth Chase; İş Bankası Yayınları; 2008; ISBN:978-9944-88-462-4)" adlı kitabı okudunuz mu. Şayet mezkûr kitapta bahsedilen Çin eserlerine inanılırsa gerek ateşli silâhlarda kullanılacak karakterde barut, gerekse ateşli silâhlar genelde bulduğumuz Avrupa kökenli bilgilere göre öğrendiğimizden daha erken tarihlerde kullanılmaya başlanmıştır Eski Dünya'da. Çin/Hindistan-Avrupa deniz yolları da ancak 1400'lerin sonlarında keşfedilmiştir. Yani o tarihten önce Çin'den (veya oradan bazı bilgiler Hindistan'a geçtiyse) ve Hindistan'dan Avrupa'ya ticari mal ve/veya bilgi geçişi ya kıt'a Asyası yollarından ya da Hint Okyanusuna kıyısı olan Arap yarımadasından geçerek o zamanki kervan yollarından Avrupa'ya geçmiş olabilir. Bir ihtimal yine aynı Arap yarımadsı noktalarından Kuzey Afrika ve Endülüs yoluyla Avrupaya geçmiş olmasıdır. Ki yine o tarihlerde Maveraünnehir-Anadolu arasında neredeyse devamlı bir kavimler trafiği vardır. Osmanlı tarihi bilhassa ilk 100-150 yılı bakımından çok pusludur ve de daha sonradan yazılmıştır. İstanbul'un fethini dahi ancak kuşatma sırasında orada bulunan bazı Bizanslı, İtalyan, Sırp tarihçilerden öğrenebilmekteyiz. Osmanlıların I. Murad zamanında top, Yıldırım Beyazıd zamanında tüfek kullanmaya başladıkları anlaşılabilmektedir bazı kaynaklardan. İstanbul kuşatması sırasında hem Osmanlı hem Bizans tarafında tüfek bulunduğu ve kullanıldığı yazar. Meselâ; Yıldırım'ın kuşatılan Niğbolu'ya yardıma gittiğini gösteren minyatürde Osmanlıların içinde bulundukları kalenin mazgallarından dışarıya hem top hem hackenbüsche (daha sonra arkebüs ismine dönüşen ve sopalara takılı, kor, sıcak tel veya kav/fitil ile ateşlenen basit "tüfek" namluları) namluları çıkmaktadır.
Barutun bulunuşu ile ilgili Avrupa bilgileri de daha ziyade hem destanımsı karakterdedir, hem de barutun "ilk" icadından ziyade yeniden keşfiyle ilgili gibidir.
"nacizane böyle bir geçiş yolunun olmadığını belirtmek isterim" diye yazmışsınız fakat kanımca bu şekilde kestirip atmadan önce durumu tekrar bir inceleseniz. Her şey bir yana, "Ümit Burnu" ve "Boynuz/Horn Burnu" yolları keşfedilmeden önce Asya-Avrupa İpek ve/veya Baharat yolları nerelerden geçiyordu diye bir değerlendirme yapmanızı öneririm.

Üzerinde doğru dürüst, kesin ve zamanında yazılmış belgeler olmadan bu tip şeylere kesin karar vermek pek doğru olmasa gerek. Hele konuyla ilgili her taraf konuyu kendilerine mal etmeye çalışırlarken. Unutmayalım ki 100-200 sene önceki tarihimizi dahi bir çok yönden kesin ve detaylı olarak bilmiyoruz.

Saygılar,

alikozanoglu
 
Alıntı

#23
Sn. alpago,

Üç ayı aşkın bir zamandır bu konuyu da bizi de boşladınız. Özledik yani.
(Diğer konular yürüyüp gidiyor da bu pek garip kaldı.)

Saygılar,

alikozanoglu
 
Alıntı

  


Foruma Git:


Bu konuyu görüntüleyen kullanıcı(lar): 1 Ziyaretçi