Sitemize Hoşgeldiniz, Ziyaretçi! Giriş Kayıt Ol




Konuyu Değerlendir
  • 7 Oy - 4.29 Ortalama
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Silahların Tarihsel Gelişimi
#21
ilksurfer demiş ki:Tufegin kesfinin Cin'den Osmanli'ya oradanda Avrupa'ya dogru gittigi dusunulurse kelimenin de misketten turemis olma olasiligi bence daha mantikli...
nacizane böyle bir geçiş yolunun olmadığını belirtmek isterim. Zira bildiğimiz manasıyla tüfeğin geliştirilmesi son derece batı (avrupa) merkezli olup Osmanlı'nın süper-güç olduğu/olmaya başladığı dönemde hızla kendi ordusuna uyarlaması durumu söz konusu. Evvelinde deneysel Çin topları vb. sözkonusuysa da bunu ciddi anlamda savaş aracı olarak kullananlar Avrupalılar. İlk dönemde yaptığı fetihler sayesinde kaliteli maden yataklarına sahip Anadolu ve Balkanlar maden sahası ile elindeki parasal gücü savaş teknolojisine aktaracak vizyon sahibi padişahların çektiği teknik adamlar olan Osmanlı ordusunun ise top, tüfek vb. konuda çok daha kaliteli silahlarla donanması durumu söz konusu. İşin içinde Avrupa'nın tabiriyle Savaş Makinesi'ni hızla döndüren, yüzbinlerce kişiyi bir araya toplayıp mühimmatla donatan Osmanlı ve gözü kara, cesaretli savaşçılar çıkaran Türkler olunca İstanbul da alınmıştır Belgrad da. Hatta Avrupa'nın bugünün Robocop'u sayılan, karşısına 2-3 kişi çıkmadan dövüşmeyi namertlik sayan şövalyelerini tokatlayan (kelimenin tam anlamıyla) bir ordudan bahsediyoruz.

Osmanlı'da topçuluk ise ayrıca irdelenmesi gereken bir konu. Kemal Tahir'in eşsiz eseri Devlet Ana'da çok güzel belirtilen mermi, çekirdek atan taşınabilir topa ulaşma, bunu bir savaş gereci olarak kullanma yarışı 1200-1300 yılları arasında nükleer silah (bugün nasıl nano-teknoloji, barutsuz elektronik tüfekler konusunda yarış varsa) ya da uzaya çıkma yarışında olduğu gibi o zamanın yüksek bir ülküsü, bir üstünlük konusu olmuştur -diye biliyorum.

İstanbul'un alınması esnasında piştollerin yaygın olarak kullanıldığı söyleniyor. Yine de 1450 civarında Osmanlı ordusunun ciddi bir ateşli silah (buna tüfekler vb. de dahil) gücü var.

Sonrasında silahların evrilmesi çok yavaş ilerliyor. Fitilli tüfekten çakmaklıya geçiş (proto-tip seviyesinde) bir elli sürüyorsa mermi kapsülü, fişeğin bulunmasına kadar 200 sene geçmesi durumu söz konusu.

Silah eşsiz bir güç aracı. Keşke biz de vaktinde (15. yy sonundan 19.yy başına kadar) İstanbul'da ahlaksız isyanlarla, birçok çapsız padişahla uğraşana kadar silah sanayiine yatırım yapabilseymişiz.

Selamlar
 
Alıntı

#22
Sn. gabe,

Bilmiyorum "Ateşli Silâhlar Tarihi - 1700'e Kadar (Kenneth Chase; İş Bankası Yayınları; 2008; ISBN:978-9944-88-462-4)" adlı kitabı okudunuz mu. Şayet mezkûr kitapta bahsedilen Çin eserlerine inanılırsa gerek ateşli silâhlarda kullanılacak karakterde barut, gerekse ateşli silâhlar genelde bulduğumuz Avrupa kökenli bilgilere göre öğrendiğimizden daha erken tarihlerde kullanılmaya başlanmıştır Eski Dünya'da. Çin/Hindistan-Avrupa deniz yolları da ancak 1400'lerin sonlarında keşfedilmiştir. Yani o tarihten önce Çin'den (veya oradan bazı bilgiler Hindistan'a geçtiyse) ve Hindistan'dan Avrupa'ya ticari mal ve/veya bilgi geçişi ya kıt'a Asyası yollarından ya da Hint Okyanusuna kıyısı olan Arap yarımadasından geçerek o zamanki kervan yollarından Avrupa'ya geçmiş olabilir. Bir ihtimal yine aynı Arap yarımadsı noktalarından Kuzey Afrika ve Endülüs yoluyla Avrupaya geçmiş olmasıdır. Ki yine o tarihlerde Maveraünnehir-Anadolu arasında neredeyse devamlı bir kavimler trafiği vardır. Osmanlı tarihi bilhassa ilk 100-150 yılı bakımından çok pusludur ve de daha sonradan yazılmıştır. İstanbul'un fethini dahi ancak kuşatma sırasında orada bulunan bazı Bizanslı, İtalyan, Sırp tarihçilerden öğrenebilmekteyiz. Osmanlıların I. Murad zamanında top, Yıldırım Beyazıd zamanında tüfek kullanmaya başladıkları anlaşılabilmektedir bazı kaynaklardan. İstanbul kuşatması sırasında hem Osmanlı hem Bizans tarafında tüfek bulunduğu ve kullanıldığı yazar. Meselâ; Yıldırım'ın kuşatılan Niğbolu'ya yardıma gittiğini gösteren minyatürde Osmanlıların içinde bulundukları kalenin mazgallarından dışarıya hem top hem hackenbüsche (daha sonra arkebüs ismine dönüşen ve sopalara takılı, kor, sıcak tel veya kav/fitil ile ateşlenen basit "tüfek" namluları) namluları çıkmaktadır.
Barutun bulunuşu ile ilgili Avrupa bilgileri de daha ziyade hem destanımsı karakterdedir, hem de barutun "ilk" icadından ziyade yeniden keşfiyle ilgili gibidir.
"nacizane böyle bir geçiş yolunun olmadığını belirtmek isterim" diye yazmışsınız fakat kanımca bu şekilde kestirip atmadan önce durumu tekrar bir inceleseniz. Her şey bir yana, "Ümit Burnu" ve "Boynuz/Horn Burnu" yolları keşfedilmeden önce Asya-Avrupa İpek ve/veya Baharat yolları nerelerden geçiyordu diye bir değerlendirme yapmanızı öneririm.

Üzerinde doğru dürüst, kesin ve zamanında yazılmış belgeler olmadan bu tip şeylere kesin karar vermek pek doğru olmasa gerek. Hele konuyla ilgili her taraf konuyu kendilerine mal etmeye çalışırlarken. Unutmayalım ki 100-200 sene önceki tarihimizi dahi bir çok yönden kesin ve detaylı olarak bilmiyoruz.

Saygılar,

alikozanoglu
 
Alıntı

#23
Sn. alpago,

Üç ayı aşkın bir zamandır bu konuyu da bizi de boşladınız. Özledik yani.
(Diğer konular yürüyüp gidiyor da bu pek garip kaldı.)

Saygılar,

alikozanoglu
 
Alıntı

#24
Ve son geldiğimiz nokta...

 
Alıntı
2 üye teşekkür etti:
demirci57, pasa_7676
#25
Bizimkilerin de boş durmaması sevindirici, taşıyıcı iskelet sistemi üzerine çalışmalar yapılıyormuş..

http://www.milliyet.com.tr/aselsan-turk-...m-2435102/
 
Alıntı
4 üye teşekkür etti:
Antiterör, demirci57, pasa_7676, lupus
#26
HÜCUM TÜFEKLERİNİN (Assault Rifle) TARİHİ ve GELİŞİMİ-I

Bir kaç yüzyıl gidip 1600' ler, 1700' ler ve 1800' lerde piyade askerlerinin nasıl savaştığını gözden geçirirsek bu günleri anlamamız daha kolay olur. 

O günlere baktığımızda silahların çoğu yivsiz ağızdan dolma misket tüfekleridir Bunların içinde en meşhuru, İngiliz Ordusu' na 100 yıldan fazla hizmet etmiş olan Brown Bess' tir. 


[Resim: Bess_1715.jpg]


1722-1838 arasında bir çok yerde hizmet vermiş çakmaktaşlı ateşleme sistemine ve ağızdan doldurma mekanizmasına sahip bu tüfek epeyce değişime uğramıştır. Namlu temizliği yapılamadığı için isabeti de düşen bu tüfeklerle 50-75 yarda ötesine isabetli atış yapmak pek mümkün olmuyordu. Yaklaşık 9-10 pound ağırlığında, kısa ahşap dipçik ve uzun ahşap el kundağına sahip olup, ucuna süngü takılabiliyordu. Sonradan standardize edilen yivsiz namlu .750 kalibreydi. Ağızdan doldurma işlevi nedeniyle ardışık kullanımı çok yavaş bir tüfekti.

Mamafih bu tarihlerde standart askeri stratejiler farklıydı. Askerler 3 sıra halinde dizilip 50-100 metre mesafedeki düşmana toplu ateş açıyor, ilk sıra ateş ettikten sonra en arka sıraya geçip tüfek dolduruyor, ikinci sıra bir adım öne çıkarak ateş edip, onlar geriye geçiyor ve her sıra bir subay tarafından koordine ediliyordu.


[Resim: Ekran_Resmi_2017_06_04_12_00_06.png]


Bu yöntemle ateş gücünü yüksek tutmaya çalışıyorlardı. Bu yivsiz misket tüfeklerinin isabeti düşük olduğu için her atışta bir kaç düşmanı vurmayı umuyorlardı. 200 yardanın üzeri Albay George Hanger' a göre aya ateş etmekle eşdeğerdi.

1800' lerde yivli namlunun icadı kitlesel ateş tekniklerini geri plana itti. Silahların isabeti arttı. Düzlük alanda ayakta düşmana ateş etmenin anlamı kalmadı. Amerikan İç Savaşı sırasında izlenen durum genelde çatışmanın 100 yarda içerisinde olduğu ve askerlerin biri birine sıkışık nizamda ateş ettikleri görülür.

I. Dünya Savaşı sırasında sıkışık nizamdaki saldırıların, makinalı tüfek, top ve siperler nedeniyle yararsız olduğu farkedildi. Askerler siperlerden daha uzun mesafelerde biri birilerine ateş etmeye başladılar. Bu arada yivli fişekler bulunmuş, silah doldurma ve ateşleme pratik ve hızlı hale gelmişti ( Fişeklerin gelişimini ayrı bir başlıkta inceleyeceğiz)

1890 yılında  Amerigo Cei-Rigotti adlı bir İtalyan subayı yeni bir tüfek icat etti. Bu tüfek hem tek tek, hem de seri atış imkanı veriyordu. Tüfek çıkartılabilir bir şarjörden 6.5X52 fişekler atabiliyordu. 1900 yılına kadar geliştirilmeye devam edildi. Gerçek anlamda geliştirilen ilk hücum tüfeği budur. Ancak yüksek oranda hatalı ateşleme, tutukluk, sıkışıklık ve isabetsizlik gibi nedenlerle hiç bir zaman popüler olmadı.

Bundan sonraki gelişme 1916' da Rusyada Vladimir Feodorov atrafından yapıldı. Feodorov Avtomat adı verilen bu tüfekte çıkartılabilir bir şarjör ve tek-seri atışlar için bir selektör vardı.


[Resim: Fedorov_avtomat.jpg]


İlk başta 6.5 mm özel fişekler kullanıldı, sonra çok miktarda üretildiği için Japon Arisaka 6.5x50  fişeklere uygun hale getirildi. Feodorov Avtomat çok miktarda üretilmese bile II. Dünya Savaşı' nda Rus birliklerince sevilen bir tüfekti.

Feodorov Avtomat daha sonra üretilen hücum tüfeklerine esin kaynağı olmuştur. Albay Feodorov keza karabina, hafif makinalı tüfek, orta makinalı tüfek ve mekanizma, tetik gurupları gibi icatlara imzasını atmıştır.

I. Dünya Savaşı başladığında Fransızlar Chaucat adını verdikleri bir hafif makinalı tüfek çıkarttılar. Bu tüfekte tek ve seri atış özelliği olmasına rağmen  hücum tüfeklerinden farklı çok büyük bir şarjör kullanıyordu. Oldukça güvensiz bir silahtı. Arazide çamurla kirlendiğinde  kesin tutukluk tapıyordu. .03-06 versiyonu birkaç atımdan sonra ısınınca tutukluk yapıyordu. Bazı silah uzmanlarına göre yapılmış en kötü makinalı tüfektir. Fakat sadece Fransızlar tarafından değil müttefikleri Belçilkalı ve Amerikalılar tarafından da kullanıldı. Hatta ele geçiren Alman askerlerince bile ellerinde buna karşılık bir silah olmadığından kullanılmıştır.


[Resim: Chauchat.jpg]


Chaucat'ın savaş şartlarında güven vermemesi nedeniyle Amerikan ordusunun talebi üzerine John Browning M1988 Browning Automatic Rifle (BAR) tasarımını 1918' de yaptı. Savaşın sonlarına yetişmesine rağmen kullanıldığı dönemde çok etkili oldu.


[Resim: B_A_R.jpg]


BAR çok başarılı olunca Fransız ordusu Chaucat'ların yerine 15.000 adet BAR sipariş verdi. BAR üretim 1950' li yıllara kadar sürmüştür.

BAR ve Chaucat büyük boy tüfek şarjörü kullanıyordu. Her ikisi de piyade tüfeği fişeği kullanıyordu.  I. Dünya Savaşı sırasında tabanca fişeği kullanan otomatik silahlar da tasarlanmıştır. Bunların en meşhuru Thompson hafif makinalı tabancadır. BAR ve Thompson' ın her ikisi de I. Dünya Savaşı' nın sonlarında bulunduğu için bu savaşta kullanılmadı. Ancak Thompson "Tommy Gun" adıyla gansterler tarafından ABD' de yoğun bir şekilde kullanılmıştır.

1. Dünya Savaşı' ndan sonraki barış döneminde geliştirme çalışmalarına devam edildi. Otomatik tüfeklerin büyük şarjörleri yerine daha ufak şarjörler yapıldı.  İsviçreli tasarımcı Furrer 7.65x35 için şarjör tasarladı. Alman Hautman Piderit ve yukarıda adı geçen Albay Federov keza hücum tüfekleri için daha kısa ve hafif şarjörler yapılmasını desteklediler.

Almanlar küçük gurup askerlerin kolaylıkla büyük guruplarla çatışmaya girebileceğini, bunun üstün ateş gücü ile olabileceğini gözlediler. Keza piyade savaşlarının 400 metre içinde olduğunu gözlemlediler. 1930' larda 5 Alman firması ( Geco, DWM, RWS, Rheinmetall ve Polte) orta boy tüfek fişekleri üzerinde araştırmalar yaptılar. Polte bu yarışmayı kazanarak 7.92x33 mm fişek 1938 de Almanların resmi mühimmatı oldu.

Bu şarjör ve çapla uyumlu tüfek yapmak üzere Whalther ve Haenel GmbH görevlendirildi. Haenel'in baştasarımcısı Hugo Scheimer tasarımı ile Whalter tasarımı Machinenkarabiner 1942' e karşı kazandı. Haenel tasarımı açık bir sürgüye sahipti, bir kaç denemeden sonra onlardan da kapalı bir sürgü sistemi yapmaları istendi.

O dönemde Hitler kısa kovanlı ve küçük çaplı fişeklere şiddetle karşı çıkıyordu. Alman ordonat ofisi ondan gizli olarak bir makinalı tabanca olarak MP 43' ü geliştirdi. (MP=Machine Pistol). 1944 yılına kadar çalışmalarını gizli tutabildiler. Hitler Eylül 1944' de Doğu Cephesi komutanlarını toplayarak neye ihtiyaçları olduğunu sordu. Alman generaller Hitler'den tasarımın gizlendiğini bilmeden " Biz bu yeni tüfeklerden çok sayıda istiyoruz.." deyince, Hitler " Hangi yeni tüfek? " deyince Hitler' in emrine uymayanları idam edeceği düşüncesi ile salona sanki bomba düştü. Fakat Hitler bir şans vererek bir deneme atışı yapmaya karar verdi. Tüfeğin atışlarından çok etkilenen Hitler tüfeğe " Sturmgewehr " (hücum tüfeği) adını verdi. MP44 adı StG44 olarak değiştirildi.


[Resim: Sturmgewehr_44.jpg]


StG 44 Almanlar tarafından Sovyetlere karşı doğu cephesinde yoğun bir şekilde ve beğeniyle kullanıldı. Rusya'nın aşırı soğuk ortamında bile güvenle kullanılabiliyordu. Rusların hafif makinalı tüfekleri kadar uzun menzilli olmasa da ateş gücü ve isabetliliği ile çok başarılı oldu.

StG 44 dünyanın ilk yüksek adetlerde seri üretimi yapılan hücum tüfeğidir. Bir Rus tank teknisyenin eline geçince daha sonraki önemli tasarımlara esin kaynağı oldu.

Bu konuyu devam olarak anlatacağım

Saygılarımla
 
Alıntı
18 üye teşekkür etti:
S@riyerli, heisenberg, PersonalDefence, madenci08, ilbay, sem, husrev, Oberon, xeorx, muhendis1969, lupus, LAMRETOEJ, Alphawolf, maho07, lenduha, Xlll, alpago, Ahmet Özalp
#27
HÜCUM TÜFEKLERİNİN (Assault Rifle) TARİHİ ve GELİŞİMİ-II

Hücum tüfekleri genellikle tek ve seri atış özelliği olmasına karşılık, tarihçede buraya gelinceye kadar StG-44 öncesi kullanılan iki yarı-otomatik tüfeğe değinmeden geçemeyeceğiz. II. dünya savaşı sırasında Alman'lara karşı kullanılan bu tüfekler çok etkili olmuş ve Almanların otomatik tüfek üzerine yoğunlaşmalarına yol açmıştır.

Bunlardan biri benim askerde temel eğitimdeyken iken demirbaşım, Amerikan M1 Garand diğeri Rusların SVT-40 Tokarev yarı-otomatik tüfeğidir.

M1 Garand dünyanın ilk yarı-otomatik piyade tüfeğidir. ABD'nin II. dünya savaşını kazanmasında önemli rol oynamıştır. ABD ordusunda Sprinfield 1903 tüfeklerinin yerine, 1936 yılında servise giren .30 kalibre ilk yarıotomatik piyade tüfeğidir. M1 John Cantius Garand tarafından tasarlanmıştır. Çocukluğunu Kanada da geçiren Garand gençliğinde ABD de Rhode Island'a taşınmış ve bir alet fabrikasında çalışmaya başlamıştır. Silah, atış ve silah tasarımına meraklı olan Garand 1. dünya savaşı sırasında bir hafif makinalı tüfek planı çizmiş ancak uygulamaya konmamıştır. Fakat bu tasarımı ABD hükümetinin dikkatini çekince Sprinfield silah fabrikasına danışman olarak atanmıştır. 

[Resim: garand_battle_rifle_m1_2.png]



Garand burada 50.000 psi basınç üreten güçlü .30-06 fişeklere uygun yarı-otomatik bir tüfek geliştirmeye çalıştı. 15 yıllık sürede bir kaç kez tasarım yeniden yapıldı ve rakiplerinin önüne geçti.  Yeterince sorunsuz olduğu anlaşılınca 1936 da ABD ordusunun piyade tüfeği olarak hizmete girdi.

[Resim: Ekran_Resmi_2017_06_16_08_58_21.png]

M1 Garand, günümüzdeki silahlarla karşılaştırıldığında göze basit gelebilir. Ancak tasarlandığı dönem için harika bir tüfekti. I. Dünya savaşı sırasında Fransız, İtalyan ve İsviçreli silah yapımcıları tarafından kullanılmış döner başlık sisteminden esinlenmiştir. Bu sistem etkili bulunduğu için 1957 de de M1 in yerine geçen M14 tüfeklerinde de kullanılmıştır.


M1 i farklı kılan özelliklerden biri kurma kolu geri çekildiğinde, sürgü geride kalıyor ve 8 fişeklik bir klip yukarıdan bastırılarak hazneye oturtuldunda sürgü kendi kapanıyordu. Son fişek atıldıktan sonra klip dışarıya fırlatılıyor, sürgü açık kalıyor ve yeniden yüklemeye hazır hale geliyordu. Bu klipin dışarı fırlama ping sesi efsane olmuştur. Amerikan orduların karşı savaşan Alman ve Japon askerlerin bu sesi duyduklarında yeniden fişek sürünceye kadar geçen sürede saldırıya geçtikleri anlatılır.


[Resim: Ekran_Resmi_2017_06_16_08_59_17.png]

Tetik çekilip fişek ateşlendiğinde namlunun ucuna yakın bir gaz odacığından namlunun altında yer alan piston sistemini ve kurma yayını ittirip sürgüyü açarak, horozu kurar, sürgü geri gelirken boş fişeği tahliye edip, sürgü tekrar yerine dönerken yeni bir fişeği atım yatağına sürüp atışa hazır hale gelir.  Yapı olarak namlu ile bütünleşik bir ana çelik gövde, ayrılabilir tetik gurubu ve gaz-piston sitemi mevcuttur. Tetik korkuluğu önünde bir emniyet mandalı bulunur. Dipçikte temel bakım malzemelerini içeren kapaklı bir odacık vardır

O dönemde M1 Garand'ın en büyük özelliklerinden biri, nişangah sistemidir. Mesafeye göre ayarlanabilir Ghost-sight tipi bir gez sistemine sahiptir. II. Dünya savaşında keskin nişancılar tarafından da etkili bir şekilde kullanılan M1 hala çok isabetli bir tüfektir. 

1936 dan 1957 yılına kadar Springfield, Winchester, Rock Island, Arsenal, Harvester ve Harrington&Richardson silah firmaları tarafından 6 milyon adet üretilmiştir.  Avrupa, Güney Amerika, Asya ve Ortadoğu ülkeleri ordularında kullanmıştır. Soğuk savaş döneminde Amerikan Ulusal Muhafızlarının temel silahıydı. Başkan Clinton döneminde Ordu envanterindeki bütün M1 ler pert edilmiştir.





SVT-38 (Samozaryadnaya Vintovka Tokareva= Tokarev kendinden yüklemeli  tüfeği) 20 yıllık bir araştırma sonucu 1938 de ünlü Rus Silah tasarımcısı Fedor Tokarev tarafından tasarlandı. Mossin-Nagant sürgü yüklemeli tüfeklerin yerine konan Sovyetlerin ilk yarı-otomatik piyade tüfeğidir. SVT-38 tasarımında bazı düzetmeler yapılarak 1940 da SVT-40 olarak üretimini sürdürdü. Her ikisinin 1.000.000 adet üretildiği düşünülmektedir. II. Dünya savaşı sırasında Rus deniz piyadeleri ve üzerine dürbün takılarak 50.000 SVT-40 keskin nişancılar tarafından kullanılmıştır.

SVT-40 Amerikan M1 tüfeğinden aşağı kalır bir tüfek değildir. Hatta dışarıdan daha kolay takılan şarjörü nedeniyle  avantajlı bile sayılabilir. Fakat Alman Gew.41 yarıotomatik tüfeğinden daha iyi bir tüfek olduğu ifade edilmektedir.


[Resim: Ekran_Resmi_2017_06_16_10_23_21.png]

SVT-40 gaz tahrikli, dışardan şarjör beslemeli yarıotomatik bir tüfektir.  Gaz odası , namlunun ucuna takılan bir namlu freni ile bütünleşiktir. Piston namlu üzerinde yer alır ve 36 mm hareket eden kısa vurmalı bir piston sistemine haizdir.  Sürgü pistonun vurması ile geri hareket eder. Kurma kolu sürgü ile bütünleşiktir. Emniyet mandalı teik korkuluğunun arkasında yer alır. Silahın üzerinde mesafeye göre ayarlanabilir bir V gez sistemi vardır.

http://www.tabancatufek.com/forum2/showt...#pid319617





Gerek M1 Garand, gerekse SVT-40 kendilerinden sonra geliştirilecek hücum tüfeklerine esin kaynağı olmuştur.

Saygılarımla
 
Alıntı
12 üye teşekkür etti:
husrev, lenduha, batuhanvurall, Xlll, TTD, Oberon, alpago, heisenberg, Ahmet Özalp, Gazanfer, demirci57, xeorx
#28
1776 dan bu yana Amerikan askeri tüfekleri



 
Alıntı
3 üye teşekkür etti:
S@riyerli, batuhanvurall, demirci57
  


Foruma Git:


Bu konuyu görüntüleyen kullanıcı(lar): 2 Ziyaretçi