Cevapla 
 
Değerlendir:
  • 0 Oy - 0 Yüzde
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Kurtuluş Savaşı Silahları
05-01-2009, 11:06 PM (Bu Mesaj 05-01-2009 11:25 PM değiştirilmiştir. Değiştiren : lupus.)
Mesaj: #1
Kurtuluş Savaşı Silahları
Arkadaşlar, son zamanlarda duyduğum en ilginç iddialardan birisine göre, kurtuluş mücadalesi esnasında yabancı menşeli silahlardan ziyade, yerli üretim silahların kullanıldığı iddiasıdır. Değerli üyelerimizden bu konudaki cehaletimi mazur görmelerini, bu konunun gerek ağır, gerekse de hafif ateşli silahlarla ilgili ayrıntıları hakkında, özellikle de belgeye dayalı bilgisi olan arkadaşlarımızın katkılarını rica ediyorum.

Saygılar.
Tüm Mesajlarını Bul
Alıntı Yaparak Cevapla
05-01-2009, 11:48 PM
Mesaj: #2
RE: Kurtuluş Savaşı Silahları
LUPUS Yazdı:Arkadaşlar, son zamanlarda duyduğum en ilginç iddialardan birisine göre, kurtuluş mücadalesi esnasında yabancı menşeli silahlardan ziyade, yerli üretim silahların kullanıldığı iddiasıdır. Değerli üyelerimizden bu konudaki cehaletimi mazur görmelerini, bu konunun gerek ağır, gerekse de hafif ateşli silahlarla ilgili ayrıntıları hakkında, özellikle de belgeye dayalı bilgisi olan arkadaşlarımızın katkılarını rica ediyorum.

Saygılar.

Sn Lupus,

Yarışmaya IST dan katılıyorum. Yalnız bir sorum olacak...
Rusya dan (O zamanki Sovyetler) gelen yardımlar hariç midir...Big Grin

Sevgiler
Tüm Mesajlarını Bul
Alıntı Yaparak Cevapla
06-01-2009, 12:09 AM
Mesaj: #3
RE: Kurtuluş Savaşı Silahları
Genel tarih bilgilerimle bir kaç şey söyleyebilirim.
O dönemde Osmanlı Devleti'nde gerçek anlamda silah sanayi bulunmamaktaydı.
Savaşta kullanılan silahları,
1)1.Dünya Savaşı'nda kullanılmak üzere Almanlar tarafından verilen ve teslim edilmemiş ya da teslim edilen yerlerden geri alınmış silah-patlayıcılar.
2) İtilaf Devletleri depolarından Kuvay-i Milliye tarafından kaçırılmış silahlar-patlayıcılar(Genelde İngiliz depoları)
3)Rusya tarafından gönderilmiş silahlar.
4)Atölyelerde yapılmış yerli hafif silahlar, olarak kaba anlamda dört guruba ayırabiliriz.Görüleceği üzere daha çok yabancı menşeili silahlar kullanılmıştır.
Alıntı Yaparak Cevapla
06-01-2009, 12:13 AM
Mesaj: #4
RE: Kurtuluş Savaşı Silahları
Alıntı:4)Atölyelerde yapılmış yerli hafif silahlar, olarak kaba anlamda dört guruba ayırabiliriz.
Sn.CeyCey, bunların içerisinde ateşli silahlar da var mıdır?
Yoksa ağırlıklı olarak süvari kılıcı, kama, süngü gibi kesici ateşsiz silahlar mıdır?
Tüm Mesajlarını Bul
Alıntı Yaparak Cevapla
06-01-2009, 12:18 AM
Mesaj: #5
RE: Kurtuluş Savaşı Silahları
Sn. Lupus,
Kurtuluş savaşı yıllarında silah yapmadığımızı, mevcut silahların revize ve uyarlama işlemleri yapabildiğimizi biliyordum. Sizin yazınız üzerine depomu karıştırdım biraz ve aşağıdaki yazıyı buldum. Umarım işinize yarar.

Kurtuluş Savaşında Savaş Sanayi

Anadolu’da askerî fabrikaların kuruluş tarihi, Atatürk’ün Anadolu’ya geçmesi ve Bağımsızlık Savaşı’na girişilmesiyle başlar. Bu savaşın başarılması için Anadolu’da silâh onarımı ve savaş gereçleri yapımı işine gereken önem verilmiş, biri Doğu diğeri Batı’da olmak üzere başlıca iki yerde bu sanayi kurulmuştur.

A) DOĞU CEPHESİ’NDE

Bağımsızlık Savaşı’nda Doğu Cephesi’ndeki birliklerden zanaatkâr askerler kamacı ve tüfekçiler toplanarak Erzurum’da silâh onarımı yapmak üzere bir iş ocağı meydana getirilmiştir.

Bu kuruluş 1923 yılında Doğu Cephesi Komutanlığı’ndan alınarak Askerî Fabrikalar Genel Müdürlüğü’ne bağlanarak adı “Erzurum Silâh Fabrikası” olmuştur. (İleride geniş bilgi verilecektir).

B) BATI CEPHESİ’NDE

Kurtuluş Savaşı’nda silâh onarımı ve gereçlerin yenilenme işleri Eskişehir, Ankara ve Keskin’de bulunuyordu.

1 — Eskişehir Silâh Tamirhanesi (Onarımevi):

Batı Cephesi’nde ilk olarak 1920 yılında Eskişehir Demiryolları Atölyesi’nde top onarım işlerine başlanılmıştır. Atölyede Topçu Binbaşısı Mümtaz, Yüzbaşı Mehmet Nuri, Sanayi Teğmeni Halil Rıfat, Top Ustabaşısı Ahmet ve Top Montaj Şefi Tunalı Ali bulunuyorlardı. Bunlardan Teğmen Halil Rıfat, Ustabaşı Ahmet ve Ali Efendiler işgal altındaki Tophane Fabrikalarından çıkarıp kaçırdıkları gereç ve top yapımı resimlerini beraberlerinde getirmişlerdi. İstanbul’dan, top onarımında uzman ustalardan Yüzbaşı Arap Hasan, Nişangâhcı İbrahim, Kazancı Ahmet, Tornacı Fazlı, Topçu Ustası Nazım’ın da gelmesi ile onarımevinin çalışma kapasitesi artmıştır.

Onarımevinin bir yıl süren çalışması süresince çeşitli çaptaki topların kama ve nişangâhları yeniden yapılmış ayrıca birçok top onarılıp, değiştirilerek cepheye gönderilmiştir.

Bu arada atölyenin artan işlerine mevcut tesisat yetmediğinden Adapazarı Araba Fabrikası’ndan sökülen tezgâhlar da katılarak büyükçe bir silâh tamirhanesine kavuşulmuştu. Sonradan Eskişehir Silâh Onarım-evi’nin cephe gerisine alınması zorunlu olmuştur.

2 — Keskin Fişek Yapımevi:

Sakarya Savaşı sırasında görülen lüzum üzerine fişek dönüşüm ve yapımına Keskin’de geçilmesi uygun görülmüş, getirilen araç ve gereçler ile yapımevi çalıştırılmıştır. Büyük zorluklarla meydana getirilen bu kuruluşda gece gündüz çalışarak günde elli bin piyade tüfeği onarım ve dönüşümü yapılmış, Kurtuluş Savaşı’nın cephane gereksinimi büyük ölçüde karşılanmıştır. Keskin Fişek Yapımevi’ne yine döneceğiz.

3 — Ankara Yapımevi:

Ankara’da ilk silâh onarımevi 1920 yılında istasyon yöresinde var olan bir onarım atölyesi sonradan Sanayi Binbaşısı Hüsrev, Sanayi Teğmeni Halil Rıfat Beyler tarafından tüfek onanını yapılmak üzere geliştirilmiştir.

Tüfek değişimi (tadilâtı), makineli tüfek onarımı ve kasatura yapılması zorunluluğu karşısında var olan araçlar ve zanaatkârların Anadolu’ya kaçırılmasına kadar kısmen Adapazarı, kısmen Ankara yöresi fabrikalarından sağlanan bazı tezgâhlar mevcuda katılarak tüfek onarımı ve kasatura yapım işine başlanılmıştır.

1920 yılı Aralık ayında İstanbul’dan gelen uzman elemanların onarımevine katılmaları üzerine faaliyet bir kat daha artırılmıştır.

1921 yılı Ocak ayında Ankara’da Askerî Fabrikalar Genel Müdürlüğü kurulması ve başına Topçu Albay Asım Bey’in atanmasıyla silâh onarımı ve cephane yapımı tek yönetim altında birleştirilerek tamirhanelerin gelişim ve düzeni sağlanmış oluyordu.

Eskişehir’deki top onarımevinin çalışmasının sona ermesi üzerine buranın işlevi Ankara Onarımevine dönüşmüş böylece Ankara’da top ve tüfek bölümlerini içeren silâh tamirhanesi ve bir topçu mühimmat bölümü ile marangozhaneden oluşan askerî fabrikalar meydana gelmiştir.

Ankara’daki bu yapımevlerinden başka Kurtuluş Savaşı’nın gösterdiği gereksinim üzerine Kayseri’de, Konya’da küçük çapta geçici onarımevleri açıldı.

Kurtuluş Savaşı bitince, Ankara ve Erzurum yapım ve onarımevlerine, Halkapınar, Bakırköy barut, Kırkağaç topa Zeytinburnu ve Tophane Fabrikaları katılmış ve sonradan çıkarılan bir yasayla hepsi M.K.E. adı altında toplanmıştır. Bütün bunlarla birlikte İstanbul’da bulunan Osmanlı, İngiliz, Fransız silâh ve gereç depoları kahraman yiğitlerimiz (çoğu Karadenizli) tarafından soyularak İnebolu’ya kaçırılmıştır. Oradan kadınlarımız, donma pahasına kağnı arabaları ile Ankara Tandoğan Meydanı’na yığmışlardır.

4 — Konya Yapımevi:

Aslanlı Kışla’da bulunan yapımevinde kılıç, kama, süngü, bıçak, kesici âletler ve silâhlar yapılıyordu. Bunlar bekletilmeden cepheye yollanıyordu. Taşıt gereci olarak da Alman markalı eski otomobiller kullanılıyordu.

Yapımevi’nin Müdürü Binbaşı Ali Bey’le, buyruğunda 200-300 kişi çalışıyordu. Özel giysileri olmadığından, asker oldukları hâlde eski püskü giysiler içindeydiler.

Ustabaşlarından Konyalı Tayyip Çavuş, Torna Ustabaşısı Süleyman Polat, Kalenderin Mevlüt Ağa, Ereğlili Ali Usta, Mustallı Demiröz saygı ile anılacak kişilerdir.

Ayrıca Ali Bey’in yardımcısı sonradan Konya Ortaokulu’nda Fransızca Öğretmenliği yapan Nuri Bey’i de rahmetle anıyoruz.

Aslanlı Kışlası’nda ayrıca barut da yapılıyordu.

Bugün Başkâtip adıyla anılan yerde Nalbant Okulu bulunuyordu. Burada nal yapıldığı gibi nalbant ustası da yetiştiriliyordu.

Bu okulu Gazi Mustafa Kemal o günlerde Sovyet Büyükelçisi Aralov’la birlikte teftiş etmişlerdir. Aralov anılarında şöyle diyor:**

“MUSTAFA KEMAL bana dönerek:

— Şimdi sizinle çok iyi bir iş yapacağız, dedi. Kalkıp bir başka okula, nalbantlık okuluna gideceğiz! Oraya gitmeğe söz verdim. Bugün okul ilk Türk nalbantlarını mezun ediyor. Şimdi size meseleyi anlatacağım.

Nalbantlık Okulu nedir? Mustafa Kemal, heyecanla bunu anlatmağa başladı. O devirde Anadolu’da, Türkler arasında nalbant bulunmaması tuhaf görülecektir. Atları, Rum, Ermeni gibi sanatkârlar nallıyorlarmış. Şimdi Rumlar Türklerle savaş hâlinde idiler. Ermenilerle de dostluk ilişkileri kalmamıştı. Kötü, cahil nalbantlar atları sakat ediyorlardı. Bu durum karşısında, orduda, kısa süreli nalbantlık kursları açılmıştı.

Okul binası nal biçiminde idi. Okulun içinde birkaç nalbantlık atölyesi kurulmuştu. Okul öğrencilerinin çoğunluğunu cepheden getirilmiş erler teşkil ediyordu. Öğrenciler arasında Yunanlıların işgal ettikleri bölgelerden getirilmiş öksüz çocuklar da vardı. Okulun duvarları şu sözlerle örülmüştü: “Çalışanları Tanrı sever!”, “Çalışmak ibadettir!”, “ilkin çekiç ve alınteri, sonra eğlence”, “İşçinin teri kutsaldır.”

Okulun avlusunda bizim için bir baraka kurulmuştu. Mustafa Kemal Paşa’nın, benim ve Abilov’un önüne süslü masalar konmuştu. İlk konuşmayı yapan okul müdürü bir yüzbaşı oldu. Yüzbaşı konuşmasında, okulun ordu için özellikle ordunun süvari birlikleri için bilgili, tecrübeli nalbantlar yetiştirdiğini söyledi. Bugün, ilk defa olarak otuz öğrenci mezun oluyordu.

Daha sonra, Batı Cephesi Levazım Müdürü Kazım Bey konuştu. Kazım Bey, Menşevikler zamanında Türkiye’nin Gürcistan Elçiliğini yapmıştı. Kazım Bey ordu levazımınca okulun tarihçesinden söz etti ve okula şeref veren misafirlere teşekkür etti.

Sonra Mustafa Kemal söz aldı. Mustafa Kemal eski Türkiye ile yeni Türkiye arasındaki derin ayrımlardan söz etti, eski Padişah idaresinin emeği küçümsediğini, her şeyi hazır olarak Batı’dan aldığını, halkta çalışma sevgisini geliştirmeği süflî bir iş saydığını anlattı. Misal olarak da Osmanlı padişahlarından birinin, atını Türk nalbandının değil de Avusturyalı bir nalbandın nallamasını istediğini söyledi.

Okul görüldükten sonra, söz bana, daha sonra da Abilov’a verildi. Konuşmamda nalbantlık okulunun, bağımsızlığını işleyen ve İtilaf Devletleri’ne boyun eğmeyen yeni Türkiye’yi sembolize ettiğini söyledim. Daha sonra diplomaların verilmesine geçildi. Bu işi yapmağa biz çağrıldık. Bizim Sovyet geleneklerine göre, her diploma sahibine diplomasını verirken birkaç söz söylüyordum. Öğrencilerden birine, “Senin nalladığın at, soylu Türk ordusu ile birlikte İstanbul’a giren at olsun” dileğinde bulundum. Bir başka öğrenciye de “Güzel nallanmış hızlı atın, İzmir’e giren ilk at olsun!” dileğini tekrarladım. Bu sözlerim herkesin çok hoşuna gitti ve çabucak bütün şehre yayıldı.”

Keskin Fişek Fabrikası

Keskin Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, Yozgat ayaklanmasının bastırılmasında özellikle Sakarya Savaşı sırasında büyük görevler üstlendi ve başardı.

Keskin Belediye Eski Başkanı Mehmet Erkanlı’dan aldığım bilgiyi özetle aktarıyorum:

“1920 yılı içerisinde, konumu gereği dış tehlikeden uzak bir yerde ordunun fişek gereksinimini karşılayacak bir fabrikanın kurulması öngörülüyordu. Bu özelliği kapsayan yer ise Kırşehir’di. O zamanlar Kırşehir yolu Keskin’den geçerdi. Fabrikanın yer v.b. durumlarını araştırma, kurma gibi görevlerle yüklü kurul Keskin’e geldi.

Yarbay Akif, Binbaşı Seyfı Beylerden oluşan görevliler amaçlarını belirtince, Rumeli ve Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Keskin Şubesi mensupları; Müftü Sadık (Cönger), Hakkı (Erkanlı), Tevfık (Ceritoğlu), Mehmet (Kavlak), Kâmil (Hatiboğlu) bu fabrikanın Keskin’de kurulması için ısrar ettiler.

Fabrikanın gereksinimi olan her türlü maddî katkıyı sağlayacaklarını, usta, işçi v.b. gibi konularda yardımcı olacaklarını belirttiler.

Ayrıca fabrika için gerekli araçların getirilmesi işini yüklendiler.

Evvelce Millî Savunma Bakanlığı’nca yaptırılmış, depo olarak da kullanılan büyük bir bina vardı, buranın değiştirilerek amaca uygun duruma getirilmesi önerisi olumlu sonuç verdi.

Ayrıca Ankara’dan gelen personelin kalacağı evler de bulunup, görevli kişiler yerleştirileceklerdi.”

Bu arada şöyle bir anımı da belirteyim diyor Erkanlı: “Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra yenen devletlerden İngiliz ve Fransızlar güya Türk tarımına yardımcı olsun diye bir harman makinesi getirip ilçeye yakın birkaç köyde gösteri yaptıktan sonra makineyi alıp gittiler. Fakat bunu işletecek, çevirecek lokomotif motorunu bıraktılar.

Müdafaa-i Hukuk Üyeleri bu makineyi kurula verdiler, Fransız ve İngiliz ekipleri sonradan bunu götürmek istemişlerse de halkın karşı koyması sonucu fişek fabrikasında bırakılmıştır.”

Konuya ilişkin başkomutanlık buyruğunu aşağıya koyuyoruz.

VESİKA-NO. 1344
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Müdafaa-i Milliye Vekâleti
Harp Encümeni
Adet
18

Keskin ve Kırşehir’de kurulacak satın alma komisyonlarının faaliyetlerine dair Başkomutanlık emri.
BAŞKUMANDANLIK EMRİ
Numara: 3

1. 23/1/38 tarih ve bir numaralı Başkumandanlık emrindeki şerait-i umumiyeye göre teşekkül ve ifa-yı vazife etmek üzere Keskin ve Kırşehir’de dahi mahallin en büyük âmir-i mülkilerinin taht-ı riyasetinde birer mubayaa komisyonu teşkil edilecektir.

2. Milliye Vekâleti Celilesi Kırşehir Komisyonu’na haftada yirmibin lira, Keskin Komisyonu ‘na haftada onbin lira tediye edecektir.

3. Komisyonlar arpa, buğday, dakik peşin para ile mubayaa ederek ücretli vesait-i nakliye ile Yahşihan askeri medhanna teslimat yapacaklardır. Mubayaa olunacak zahirenin nispetini Müdafaa-i Milliye tayin ve komisyonlara tebliğ eder.

4. Komisyonlar bir numaralı emrin on beşinci maddesi mucibince Müdafaa-i Milliye’ye rapor vereceklerdir.

5. Mubayaa ve sevkıyatta azamî faaliyet ve sürat-i iraeden komisyonlar mesuldür.

6. 14/2/38 tarih ve 3 numaralı olan işbu emir Müdafaa-i Milliye, Maliye Vekaletleriyle, Kırşehir Mutasarrıflığı’na, Ankara Vilâyeti’ne, Keskin Kaymakamlığı’na ve beray-ı malûmat Dahiliye Vekâleti’ne verilmiştir.

Harp Encümeni: Numara- 18
Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi
BAŞKUMANDAN
M. KEMAL

Dolap No. 23
Göz No. 3
Dosya No. 8
Klasör No. 1386

Erzurum Silâh Fabrikası

Erzurum Silâh Fabrikası’nın bulunduğu yere taşocağı Toplu Kışlası da denir. Fabrikanın bulunduğu yer Firdevs-Oğulları’na ait bir tarladır. Orduya bağışlandığı için Firdevsoğlu Kışlası diye anılmıştır.

Kışlanın yapılmasına Erzurum Valisi Müşir Mustafa Paşa’nın (1869-1870) zamanında başlanmış, adı geçenin ikinci valiliğinde tamamlanmıştır (1873). İlk defa kışlada Liva Sahra Topçusu oturmuş, 187 7-1878 Savaşı’nda Gazi Ahmet Muhtar Paşa’nın karargâhı olmuştur.

Kışlanın yeni katılımlarla genişlemesi yine Mustafa Paşa’nın üçüncü kez valiliği zamanında olmuştur. Ayrıca bugünkü konum, zamanında yapılan ilâveler sonucudur.

1918 yılı Kâzım Karabekir tarafından girişilen Doğu harekâtı sonucu, Gümrü ve Kars Onarımevlerinden alınan makine ve tezgâhlar Erzurum’a getirilerek kışlanın bir köşesinde çekirdek bir atölye oluşturulmuştur. Ve adına İş ocağı denilmiştir.

Tek Müdür Yarbay Şükrü Bey’dir. Doğu Cephesi’nde askerî birliklerdeki tüfekçi, kamacı, tornacı, çarkçı, saraç, marangoz ve çeşitli silâh onarımcılar ve ustalar iş ocağı kadrosunda alınarak çalışma dönemine girmişlerdir.
İlk çalışmalarda bir taraftan silâh onarımı yapılırken diğer taraftan da mermi gereksinimini karşılamak için bol sayıda var olan fişekler değiştirilerek Türk silâhlarına uydurulmuş, atölyeye alınan kadınlar ordunun çorap, eldiven, başlık v.b. giyim eşyasını gidermek amacıyla çalıştırılmış, bir de saraçhane kurulmuştur.

Kuruluşun, Kurtuluş Savaşımızdaki desteği büyük olmuştur.

Doğu Anadolu bölgesinde Birinci Dünya Savaşı nedeniyle yetim ve kimsesiz kalan çocuklar 1919’da Kâzım Karabekir Paşa tarafından toplattırılarak, İş ocağı’nda açılan Çırak Okulu’na alınmışlardır. Çocukların çokluğu nedeniyle artanlar Yoncalık Kışlası’ndaki yatılı (Darül- iytam) Okulu’na verilmiştir. İkinci Müdür Edip Bey ölmüş (1920), üçüncü Topçu Yarbay Salih Bey döneminde Erzurum İş ocağı, Askerî Fabrikalar buyruğuna verilmiştir.

1922 yılında yeni bir gelişim ve onarım dönemi yaşanmıştır. Ocak, Yarbay Şevki Bey’in müdürlüğü döneminde çarkhane, tüfekhane, dürbünhane, marangozhane, kimyahane, hartuç ve mühimmat bölümleri açılarak daha geniş bir gereksinimi karşılama dönemine girmiştir.

Bu bölümdeki bilgileri aldığım değerli hocam Tahsin Aşiroğlu’nu rahmetle anıyorum.

KAYNAKLAR:

1 — M.K.E. Genel Müdürlüğü

2 — Erzurum Lisesi Tarih Öğretmeni Tahsin Aşiroğlu’nun notları

3 — Keskin Belediye eski Başkanı Mehmet Erkanlı’nın notları

4 — S.İ. ARALOV: Bir Sovyet Diplomatının Türkiye Hatıraları (Çeviren Ali Ediz), Burçak Yayınevi, İst. 1967, S. 107
ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ DERGİSİ, Sayı 23, Cilt: VIII, Mart 1992

Bu yazı Tabancatufek.com için aktarılmıştır.
Tüm Mesajlarını Bul
Alıntı Yaparak Cevapla
 Tebrikler: blueokkes
06-01-2009, 12:21 AM
Mesaj: #6
RE: Kurtuluş Savaşı Silahları
Sn.Lupus,bir belgesel seyretmiştim.Bu belgeselde bir bölümde anlatılıyordu.Hatırladığım kadarıyla daha çok kılıç,kama ve süngü gibi kesici silahlar yapılıyordu.Ancak az da olsa tabanca yapıldığının söylendiğini hatırlıyorum.Ancak dediğim gibi bu konuda herhangi bir kitap okumadım.Kaynak gösterilirse emin olabiliriz.
Alıntı Yaparak Cevapla
06-01-2009, 12:30 AM
Mesaj: #7
RE: Kurtuluş Savaşı Silahları
Sn.CeyCey, Sn.xlcoder, değerli yazılarınız için çok teşekkür ederim.
Benim de şimdiye kadar bildiğim bundan ibaretti. Ancak oldukça iddialı bir şekilde birisi kalkıp da, kurtuluş mücadelesi esnasında kullanılan silahların yerli üretim olduğunu iddia etmeye kalkınca, insan ister istemez tekrar araştırma ihtiyacı hissediyor. Nette yaptığım taramada da, sizin yazılarınızdaki bakım, onarım, tadilat faaliyetleri ve mühimmat üretimi dışında bir bilgiye rastlayamadım. Anlaşılan yine bildik işkembe-i kübra menşeli iddialardan birisi.
Tüm Mesajlarını Bul
Alıntı Yaparak Cevapla
06-01-2009, 12:35 AM
Mesaj: #8
RE: Kurtuluş Savaşı Silahları
Sn. Lupus,
Söz konusu silah vede tarih olunca sallayan çok oluyor maalesef.Gerçek manada askeri silah üretimimiz Kırıkkale ve Ankara silah fabrikalarının ürettiği Mauser klonu tüfeklerle başlamıştır diye hatırlıyorum.
Saygılar...
Tüm Mesajlarını Bul
Alıntı Yaparak Cevapla
06-01-2009, 01:08 AM
Mesaj: #9
RE: Kurtuluş Savaşı Silahları
Osmanlı dönemine ait kaynak buldum.Kısaca anlatmak gerekirse,
-19.Yüzyıl başlarında özellikle 3.Selim ve 2.Mahmud dönemlerinde orduyu yeniden düzenleme çalışmalarının başladığı,
-Bu yıllarda Dolmabahçe'de tüfek fabrikası kurulduğu ve üretime başladığı,Tophane'de top yapımının devam ettiği,
- Alman hayranlığının başlamasının tabi sonucu olarak zamanla Alman silah sanayiinin bir pazarı haline gelindiği,
-Askeri heyetin başına Von Der Goltz adlı Alman generalin getirilmesiyle bu işlemin hızlandığı,
-Mauser ve Loewe fabrikalarından çok sayıda filinta ve tüfek alındığı, yie bu dönemde ABD'den de Winchester karabinalar ile Avusturya-Macaristan'dan Mannlicher tüfekler alındığı,
-Tabanca konusunda hep ithalat yapıldığı,tüfeklerde olduğu gibi 20.Yüzyıl başlarından itibaren Alman teknolojisinin ağır bastığı döneme kadar Browning ve Savage tabancaları alındığı,Alman dönemiyle birlikte Mauser,Luger,Bergman,Manlicher tabancalarının toplu olarak alındığı,
-Mitralleuse(Mitralyöz) olarak Gatling,Nordenfelt,Hotckiss,Maxim gibi markaların kullanıldığı,
-El bombası olarak Alman saplı fünyeli bombaların kullanıldığı anlatılıyor.

Kaynak:Tarih BoyuncaTürk Toplumunda Silah Kavramı ve Osmanlı İmparatorluğ'nda Kullanılan Silahlar-T.Nejat Eralp -1993

Bu kitapta anlatılanlar bizi doğruluyor.Alman hayranlığının başlamasıyla birlikte silah sanayinin gelişimi duruyor.Bir Alman silah istilası başlıyor.1.Dünya Savaşı'nda bu silahlar kullanılıyor.Kurtuluş Savaşı'n da da yine bu silahlar doğal olarak kullanılıyor.Tabi yukarıda yazdığım diğer guruplardaki silahlarla beraber.
Alıntı Yaparak Cevapla
06-01-2009, 12:57 PM (Bu Mesaj 06-01-2009 01:25 PM değiştirilmiştir. Değiştiren : Egecaddesi.)
Mesaj: #10
RE: Kurtuluş Savaşı Silahları
Kurtuluş Savaşı'nda Silah Kaynakları

ALINTI Kaynak:www.tariharastirmalari.com

A) Silah ve Malzeme Kaynakları

İtilaf Devletleri Mondros Ateşkesi gereğince Osmanlı Ordusu'nu büyük ölçüde terhis ettirirken silah ve mühimmatına da el koydu. Ordu elinden alınan ve kalan silah sayısı şöyleydi :


Silahın Cinsi Ordudan Alınanlar - Kalanlar
Ağır top 1099 - 82
Sahra topu 606 - 200
Piyade tüfeği 667983 - 123191
Ağır makineli tüfek 3118 - 1370

Türk ordusuna bırakılan silah ve cephanenin özellikle tüfeklerin çok büyük bir bölümü İstanbul'da depolanmıştı. Anadolu'daki dağınık birliklerdeki silahlarla, ancak 3-4 tümen donatılabilirdi.

Sivas Kongresi günlerinde, Osmanlı İmparatorluğu'ndan Anadolu'ya miras kalan ordu gücü (Trakya ve İstanbul hariç) 34.181 kişi idi.TBMM'nin açıldığı günlerde, firarlar ve iç isyanlardaki dağılmalar nedeniyle Ege ve Güney Anadolu'daki 15-20 bin Kuva-yı Milliyeci ile birlikte toplam silahlı güç, 35-40 bin dolaylarındaydı. Oysa TBMM'nin ilk günlerinde, Ege bölgesinde 100 bini aşan Yunan, büyük kısmı İstanbul dolaylarında 38 bin Fransız, Güneybatı Ege ve İstanbul'da 5 bin İtalyan Kars dolaylarında 16 bin Ermeni olmak üzere, güçlü silahlara sahip 200 bin kişilik yabancı kuvvetlerin işgali altındaydı. 35-40 bin kişilik Türk kuvvetiyle, hem cephelerin tutulması hem Karadeniz'deki Rum çetelecilerin temizlenmesi, hem de iç isyanların bastırılması gerekmekteydi.

Eldeki ordu gücünün silah ve cephanesi çok sınırlı sayıda olduğu için, şu önlemlere başvurulmuştur: 1- Silah ve mühimmat yapım ve onarım için atölyeler oluşturmak 2- İtilaf Devletleri'nin kontrolündeki depolardan kaçırmak 3- Yabancı ülkelerden bağış ve satın alma yoluyla karşılamak

1- Silah ve Mühimmat yapım ve onarımı için atölyeler oluşturmak :

Osmanlı ordu ihtiyaçları için silah, malzeme ve cephane imal etmek, bunların bakım ve onarımlarını sağlamak için İstanbul ve dolaylarında, İmalat-ı Harbiye adıyla anılan bazı askeri fabrika ve tesisler meydana getirilmişti. Kurtuluş Savaşı başlayınca, İmalat-ı Harbiye subay ve ustalarından bazıları yanlarına taşınabilecek takım ve malzemelerini de alarak Anadolu'ya kaçmışlardı. 1920 Temmuzu'nda ve Ankara Yahşihan'daki demiryolları atölyeleri, bu elemanlarca silah atölyesine dönüştürülerek, işgal kuvvetlerince kamaları alınan toplara kama ve nişangah döktüler. 10 Ocak 1921'de Milli Savunma Bakanlığı'na bağlı "İmalat-ı Harbiye Genel Müdürlüğü" kurularak, yurt çapında atölyeler oluşturuldu. Buralarda eski tren ve ray parçalarından kılıç, süngü, top kamaları yapılırken, Ruslardan alınan çapları büyük mermiler de cepheye yetiştirilebilmek için, barutları boşaltılmadan patlama olasılığına rağmen inceltildi. Büyük Taarruz'a hazırlık günlerinde, Konya'da da bir imalat ve onarım merkezi kuruldu. Atların nalları için bir nalcılık okulu açılarak, süvari ve diğer birliklerdeki atları nallayacak koşum takımları imal edecek ustalar yetiştirildi.

2- İtilaf Devletleri'nin konrolündeki depolardan silah ve malzeme kaçırılması:

İtilaf Devletleri'nin işgal ettiği yerlere getirip depoladığı silah ve diğer malzemelerin büyük bir bölümü, Milli Mücadele'den yana olanların oluşturduğu örgütler vasıyasıyla Anadolu'ya kaçırılmıştır. Bu örgütler, silah ve malzeme yanında bilgi toplama ve Anadolu'ya insan geçirme görevlerini de üstlenmişlerdi.

Önceleri "Milli Müsellah Kuvvetler Grubu" adını alan eski Teşkilat-ı Mahsusa elemanları tarafından kaçırılan silah ve cephane yeterli olmayınca, geniş çapta silah ve cephane kaçıracak M. M. Grubu (Müdafaa-i Milliye İstihbarat Grubu) kuruldu. Bu gruba Muavenet-i Bahriye, Felah-ı Vatan ve Güneş adındaki gizli örgütler yardımcı olmuştur. Hamza, Zabitan, Namık, Bizci Mustafa, Kaynarca, Ferhat ve Kerimi Grupları da silah ve adam kaçırma olaylarında önemli roller üstlenmişlerdir. Sakarya Zaferi'nden sonra İtalyan ve Fransızların göz yummaları sonucunda kaçırma olayları, daha büyük boyutlara ulaşmış ve Mustafa Bey Grubu aracılığıyla İstanbul'dan İnebolu ve Ereğli limanlarına 75 mm. lik 20 adet sahra topu ile 7 dağ topu bile getirilmiştir.

3- Yabancı devletlerden bağış ve satın almalar :

i- Sovyet yardımları:

Kurtuluş Savaşı'nda gereksinim duyulan silah ve malzemenin önemli bir bölümü, Sovyet yardımı şeklinde 1920 Eylül ayından itibaren gelmeye başlamıştır. Sovyet resmi belgelerine göre Kurtuluş Savaşı boyunca, Türkiye'ye yapılan silah ve cephane yardımı miktarları şöyledir :

39.275 tüfek, 327 makinalı tüfek, 54 top, 62.986.000 adet tüfek mermisi, 147.079 adet top mermisi, 1.000 atımlık top barutu, 4.000 adet el bombası, 4.000 şarapnel mermisi, 1.500 kılıç ve 20.000 gaz maskesi.

Sovyet Rusya'nın yardım olarak verdiği bu silahlar, genellikle Birinci Dünya Savaşı sırasında Çarlık Rusyası ordularının Osmanlı ve Alman ordularından ele geçirdikleri silahlar ile iç savaş sırasında Kızılordu birliklerinin ele geçirdiği İngiliz ve Fransız silahlarıydı. Bu çeşitlilik karşısında aynı cins silahlar, belirli birliklerde kullanılarak, eğitim ve cephane ikmalinin ortaya çıkardığı güçlükler azaltılmaya çalışılmıştır.

ii- Fransız yardımı:

Fransızlar, Ankara Anlaşması ile Güney Anadolu'dan çekilirken, bu anlaşmaya ekledikleri gizli mektuplarla, silah ve malzeme yardımında bulunmayı kabullenmişlerdir. Fransızların Türklere bıraktıkları silah ve cephane; 10.089 tüfek, 1.505 sandık mermi ve çalışır durumdaki 10 uçaktan oluşmaktaydı. Fransızlar çekilirken, 4 adet uçak motoru, 3 adet telsiz istasyonu ve 10 adet hangarı da Türklere satmışlardır. Ayrıca Fransa'ya gönderilen satınalma komisyonu (Cemal ve Sıtkı Beyler), Osmanlı ve Rus altını ödeyerek 1.500 adet hafif makinalı tüfek ve 2.735 sandık fişek, 200 adet kamyonet, 1 adet kompresör, 11 adet top beşik kaması, 2 ton şaplı kösele ve bazı yedek parça ve malzemesi satın almışlardır. 130 ton benzin ve motor yağı da Fransız vapurlarınca gizlice Mersin'e ulaştırılmıştır.


iii- İtalyan yardımları :

Birinci Dünya Savaşı'nda yaptığı gizli anlaşmalarla kendisine vadedilen toprakların verilmediğini gören İtalya, Batı Akdeniz ve Ege Bölgesi'nde işgal ettiği yerlerde Türklere iyi davranmış, hatta Kuva-yı Milliye'ye silah yardımında bulunmuştur.

İkinci İnönü Zaferi'nden sonra İtalyanların herhangi bir anlaşma yapmadan çekilmesi üzerine, İtalya'daki silah fabrikalarından silah ve cephane satın alınma yoluna gidilmiştir. Bedeli Rus yardımı altınlardan ödenerek, 4.310.000 adet tüfek fişeği ve 20 adet uçak alınmıştır. İtalyanlar her ay, Anadolu limanlarında 50 bin tüfek teslim etmeyi vaad etmişlerse de,ancak 20.000 tüfek satın alınabilmiştir. Ancak bu silah ve gereçlerin, Akdeniz'deki İngiliz ve Yunan tehlikesi nedeniyle, Anadolu'ya getirilemeyeceği anlaşılınca, Almanya'da satılmıştır.

Bulgarlardan satın alınan 1.050 tüfek ise, 7 Mart 1922 günü yüklendiği Bakırcief motorunun Karadeniz'de batması nedeniyle, Anadolu'ya ulaşamamıştır. Almanya'dan satın alınan piyade cephaneleri ise bir dolandırıcılığa kurban gitmiştir.
Web Sayfasını Ziyeret Edin Tüm Mesajlarını Bul
Alıntı Yaparak Cevapla
« Önceki | Sonraki »
Cevapla 


Forum Atla:


Konuyu görüntüleyenler: 1 Misafir

İletişim | TabancaTufek.com | Yukarıya dön | İçeriğe Dön | Hafifleştirilmiş Sürüm | RSS