Doğada çaresiz kaldığınız o an
Sitemize Hoşgeldiniz, Ziyaretçi! Giriş Kayıt Ol





Konuyu Değerlendir
  • 0 Oy - 0 Ortalama
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Doğada çaresiz kaldığınız o an
#31
Benim delirdiğim zamanlar, işte şu anlar.
Bir şeyi yazdığın zaman hatalı isen bir sürü bu işin piri avcı türer ve hertürlü eleştiride bulunurlar , saygı duyarım , tecrübe ile orantılıdır der geçerim. Böyle bir mevzu olur , hepsi kaplumbağa misali kabuğuna çekilir , bir Allah'ın kulu çıkıpta ; evet arkadaşlar , gecebeki yasak ama biz bu avı yapıyoruz , deme cesaretini gösteremez.

Neden ?

Bu bir yürek meselesidir , teneke çakmakla tarladan domuzu çıkaramazsın. Bir gecede bütün mahsülün gidiverir anca sabah anlarsın.
Beklersin tarlanı , ve geleni vurursun. Milletin derdi mahsul, bizim gibi azılı peşinde de koşmaz , ufak mış, dişiymiş farketmez , hamile domuz bile vursa zevk duyar . Bu domuz avının acı ama kabullenmeyen gerçeğidir ne yazık ki.

Amcamın yaşı 70 olmuş , tarladaki kavunu onun o yılki geçim kaynağı , bu amca kaç saat dayanır , nekadar yeri bekleyebilir. Napsın , bizi çağırıyor ; evlat neolur bu gece gelinde bekleyelim , diyor .
Siz olsanız ne yaparsınız.....
Ben gidiyorum arkadaş .

Sabahı cebime para sıkıştırmaya kalkışanı gördüm ; ne yapıyon amca , bir faydamız olduysa ne mutlu bana , demek bana herzaman buruk bir halde gurur verdi.

Avcılık ;vicdan ve tetik arasında ince bir çizgidir. Ben vicdanlı bir okadarda bunları yazabilecek cesareti olan bir avcı daha da önemlisi bir insanım.
 
Alıntı
1 üye teşekkür etti:
Yasin06
#32
http://saruhanli.gen.tr/haber-8113-yaban..._etti.html

http://www.yabantv.com/haber/16032-yuzle...leyi-basti

http://www.merhabahaber.com/news_print.php?id=12390

http://www.konyayenigun.com/haber/68691/...basti.html

http://www.mynet.com/haber/yasam/polisle...i-901119-1

 
Alıntı

#33
(20-05-2014, 10:30 PM)Xlll demiş ki: Neden ?

Bu bir yürek meselesidir , teneke çakmakla tarladan domuzu çıkaramazsın. Bir gecede bütün mahsülün gidiverir anca sabah anlarsın.
Beklersin tarlanı , ve geleni vurursun. Milletin derdi mahsul, bizim gibi azılı peşinde de koşmaz , ufak mış, dişiymiş farketmez , hamile domuz bile vursa zevk duyar . Bu domuz avının acı ama kabullenmeyen gerçeğidir ne yazık ki.

Amcamın yaşı 70 olmuş , tarladaki kavunu onun o yılki geçim kaynağı , bu amca kaç saat dayanır , nekadar yeri bekleyebilir. Napsın , bizi çağırıyor ; evlat neolur bu gece gelinde bekleyelim , diyor .
Siz olsanız ne yaparsınız.....
Ben gidiyorum arkadaş .

Sabahı cebime para sıkıştırmaya kalkışanı gördüm ; ne yapıyon amca , bir faydamız olduysa ne mutlu bana , demek bana herzaman buruk bir halde gurur verdi.

Avcılık ;vicdan ve tetik arasında ince bir çizgidir. Ben vicdanlı bir okadarda bunları yazabilecek cesareti olan bir avcı daha da önemlisi bir insanım.
Sn.XLLL Yazdıklarınızda çok haklısınız ancak sizin bu yazdıklarınızı bütün ömrünü büyükşehirlerde geçirmiş , hiç kırsala çıkmamış, her hangi bir çiftçiyle yada köylüyle tanışmamış birileri anlayamaz. Ben kendim Denizliliyim , Denizlinin; Acıpayam ,Bozkurt Çardak Honaz, Çal gibi ilçelerinin bir çok köylerinde gezdim oralarda bayağı bulundum, oralarda ne denli domuz olduğunu bütün köylüler iyi bilir hasat zamanı tedbirini alır. Şimdi birileri kalkıpta sen tarlana gece gelen domuzu vuramazsın bu kanunla yasak dersen o tarlanın sahibi sana güler güldüğüyle de kalmaz söver. Bu bahsettiğim durum sadece Denizlide değil Anadolu'nun bütün illerinde de aynen geçerlidir. Herkese saygılar.
 
Alıntı

#34
Sn.absc42,
Cok haklisiniz. Bu domuzlar ciftcinin alin terini parasini cebinden aliyor ve yasalarin ne dedigi onemli degil....
Ayni sekilde bazi iki ayakli domuzlar da aynisini yapiyor hatta bazen can aliyorlar.Her Turk vatandasi kolaycada tasima ruhsatli silah alamiyor bildiginiz gibi. Bu sebeple ruhsatsiz silah tasimakta ayni sebeplerden dolayi hakli bir istek... Yasalarin ne dedigi pek de onemli degil.
Saygilar,
 
Alıntı
1 üye teşekkür etti:
Ahmet Özalp
#35
Ben 1993 yılında üniversiteden mezun olur olmaz yedek subay olarak askere alındım ve gönüllü olarak terör bölgesine gittim.
İnanması güç gelebilir ama o yıllar terörün çok azgın olduğu yıllardı ve yaklaşık 1 sene hiç izin kullanmadan Ağrı Dağı'nda görev yaptım.
Hayatında hiç eli silah tutmamış 1 asteğmen ve 18-20 erle o kadar doğada çaresiz kaldığımız anlar oldu ki!
Hangisini anlatsam?
Şimdi yaşım oldu 45 ve o günleri düşündüğümde hala şaşarım!
Nasıl gittik, nasıl sağ salim döndük?
Yiyecek ekmeğimiz, alacak nefesimiz varmış.
Şimdi ne zaman, özellikle emekli subayla karşılaşsam aklıma o günler gelir.?
Konuyla ilgili pek olmadı gibi ama, aklıma nedense doğada zor an denilince askerlik geldi işte Smile
 
Alıntı
3 üye teşekkür etti:
Xlll, Flobert, DaRkNeSs-
#36
Değerli arkadaşlar;
içinde bulunduğumuz temmuz ayında yaşadığım olayı sizlerle paylaşmak istiyorum. Hafta sonu birkaç saatlik yürüyüş yapmak , şehrin stresinden ve sıcaktan kaçmak için Uludağ'a gittim. Bursa'da teleferik sisteminin yenilenmesinin ardından gidip gelmek çok kolaylaştı. 30 sn. de bir gelen 8 kişilik kabinlerle yaklaşık 25 dakikada Teferrüç'ten Sarıalan'a ulaşmak mümkün. İmkanı olan arkadaşlara tavsiye ederim.
O gün için meteorolojik bilgileri incelediğimde sıradışı bir durum rapor edilmemişti. Yanıma , arabamın bagajında yürüyüş için hazır bulundurduğum çantamı almıştım. Doğada ki olası aksiliklere karşı çantamda 4-5 kg fazla yük taşımaktan da imtina etmem. Saat 13:00'de gidiş dönüş biletimi alıp , 13:30'da Sarıalan'a ayak bastım. Amacım saat 20:00 - 20:30 civarlarında Teferrüç İstasyonu'nda olup hava kararmadan eve dönmekti. Vaktim sınırlı olunca , Çobankaya'ya yürümeye karar verdim. Bu parkur yaklaşık 4,5 km olup , belirlenmiş parkurlar içerisinde en kolaylarından biridir. Büyük bölümünde , geniş patikadan az eğimde yürünür. Çok sık işaretlidir , kaybolmak zordur. Yürüyüşçüler için Uludağ'ın otoyolu gibidir. Çobankaya kamp alanında son bulduğu için giden geleni çoktur. Diğer parkurlardan da çok daha kalabalıktır. Planım parkurun yaklaşık 3. km.'sindeki dereyi geçtikten sonra tenha bir yerde mola vermek , Çobankaya kamp alanında 2. molayı vermek , ardından , geri dönüş yolunda hiç durmaksızın yürüyerek Sarıalan'a dönmekti.
Yürüyüşüm sözettiğim dereyi geçinceye kadar düşündüğüm gibi geçti. Ancak hava sıcaklığı hissedilir şekilde azaldı ve gökyüzü yağmur bulutları ile kapanmaya başladı. Parkurdan 15 m. orman içine girip Hafiften çiselemeye başlayan yağmurun etkilemediği bölgeye matımı serdim. Sırt çantamı çıkardım. Terlediğim için elbiselerimi kuru olanları ile değiştirdim ve yağmurun şiddetini arttırması ihtimaline karşı yağmurluğumu giydim. Mis gibi çam kokusu ve kuş cıvıltıları eşliğinde güzel bir andı. Çok değil 10-15 dk. sonra tam da karşımda bisikleti ile gelen baba oğul parkur üzerinde mola vermek için durdular. Onlar beni görmediler ama ben onlara seslenip yanıma davet ettim. 30 lu yaşlarının başında olduğu belli olan baba ve 4 yaşındaki oğlu teleferikle Sarıalan'a çıkmışlar. Bisikleti binemediği için taşıyan baba Çobankaya'ya gidip karayolu ile Bursa'ya döneceklerini anlattı. Bisikletin arkasında çocuğun oturması için yapılmış özel bir koltuk vardı. Hikayeleri hoşuma gitti. Metropol yaşamının dayatmalarına itiraz edip baba oğul dağa gezmeye gelmelerine gıpta etmedim desem yalan olur. Babasının getirdiği gıdalarla çocuğun karnını doyurduk.
Toparlanıp kalkalım derken gök gürültüleri duyulmaya başladı. Hava daha da soğudu. Yerimizde kalmamızın daha iyi olacağını düşündük. Yıldırıma karşı cep telefonumu ve küçük pilli radyomu kapatıp uzaklaştırdım. Çocuk soğuktan titremeye başladı. Çantamdan polar montumu çıkarıp çocuğu sardım. Ardından bugüne kadar hiç görmediğim yoğunlukta yağmur başladı. Yağmurluk falan nafile. Matı ikiye katlayıp çocuğu sandviç gibi arasına koyduk. Babası çocuğa yağmur gelmesin diye , matın üstüne kapandı. Adamcağız herhalde en az 35-40 dk. put gibi hiç kıpırdamadan matın üstüne kapanıp hareketsiz kaldı. Babalık böyle bir şey işte. Bu arada soğuktan ellerim hissini kaybetti. Ellerimi birbirine sürtüp uyuşmasını engellemeye çalışsam da nafile. Çantamdaki çakmağı çıkarıp ellerimi ısıtmak istesem de , çakmak manyetolu olduğu için yağmur altında çalışmadı. Diz altından itibaren sanki elbiselerimle dereye girmiş kadar ıslandım. Yürüyüş parkuru dere oldu , bildiğiniz dere. Yürümek de imkansız hale geldi. Baba ağlamaklı yüz ifadesiyle bana bakıp ;
- Abi , ben dayanırım da çocuk dayanamaz , gidip yardım getirmem gerek diyerek Çobankaya'ya gitmesi gerektiğini söyledi. Beklemesi için ikna etmeye çalışsam da beni dinlemeyip ;
- Çocuk önce sana sonra Allah'a emanet deyip harekete geçti. Fazlasıyla paniğe kapılmıştı ve bence ayrılmaması gerekiyordu. En kötüsü çocuğu sarıp sarmalar , sırtımıza bağlar birlikte Çobankaya'ya ulaşabilirdik.
Neyse lafı fazla uzatmayayım. Babanın ayrılmasını takip eden yarım saat içinde yağmurun şiddeti azaldı. Küçük yavru korunaklı yerinde uykuya daldı. Ateş yakmayı da beceremedim. 35 liraya aldığım Çin malı kamp baltasının ağzı diğerlerinden daha kuru dal bulup kesmeye çalışırken bozuldu. Sapı kırıldı. Manyetolu çakmağım bir ara çalışır gibi yaptıysa da ateş yakıp ısınmamıza elverir süre boyunca çalışmadı. Çantam ve içindekilerin tamamı ıslandı. Baba parkurda yolunu şaşırıp yaklaşık 100 m. aşağıdan geri geldi. Bağırışlarını duymasam buluşamayacaktık. Sürekli düdük çaldım da , düdük sesine doğru geldiği için bizi bulabildi. Geldiğinde üzerinde sadece şortu vardı , ıslak olduğu için üstündekileri çıkarmış ve çıplak kalmıştı. Yağmurun azalmaya başladığı dönemde (10-15 dk. sonrası) G1 noktasına yardıma geleceklerini , oraya varmak zorunda olduğunu , ayrılmak istediğini söyledi , vedalaştık. Ben ise soğuktan morarmış bir yüzle Sarıalan'a geri döndüm. Bursa'ya döndüğümde bitkin düşmüştüm. O günü gecesi yorgunluktan deliksiz uyudum. Bu olaydan kendimce sonuçlar çıkardım.
A) HATALARIM :
- Manyetolu çakmak yerine iyi kalite ateş başlatıcı bulundurmalıydım.
- Yağmur çiseliyorken de ateş yakmaya elverir malzeme bulundurmalıydım. (Reşo yakıtı vb..)
- Kamp baltasının (ve tüm diğer malzemelerin) iyisini almalıydım. Bir kere lazım olur. Lazım olursa işini görmeli.
- Jumbo boy çöp poşetim olsaydı yağmurluk olarak bacaklarıma sarabilir ya da sığınacağım alanın üst örtüsü olarak kullanabilirdim.
- O gün botlarımı değil de sıradan bir çift lastik ayakkabı giymemeliydim.
- Çantamın içindeki malzemeleri (elbise , ilk yardım kiti vb..) çanta ıslansa da , ıslanmayacak şekilde poşetlere sarmalıydım.
B) BABANIN HATALARI :
Saymakla bitmez . Ancak en kötüleri şunlardı ;
- Sakin olup , paniğe kapılmamalıydı. Varlığım onun için önemliydi.
- Kendisini ve çocuğu koruyucu donanımı (Kalın elbise , yağmurluk vb...)yoktu. Kendisi de sandalet ve şort giyiyordu.

İşte böyle , doğa anamız bir kez daha kendisini hafife almamız gerektiğini hatırlatmış oldu.Saygılarımla.
 
Alıntı
7 üye teşekkür etti:
sparus, wubıh, Xlll, PersonalDefence, TrCiviltary, DaRkNeSs-, Elbruz71
#37
(21-05-2014, 07:25 AM)Terces demiş ki: Sn.absc42,
Cok haklisiniz. Bu domuzlar ciftcinin alin terini parasini cebinden aliyor ve yasalarin ne dedigi onemli degil....
Ayni sekilde bazi iki ayakli domuzlar da aynisini yapiyor hatta bazen can aliyorlar.Her Turk vatandasi kolaycada tasima ruhsatli silah alamiyor bildiginiz gibi. Bu sebeple ruhsatsiz silah tasimakta ayni sebeplerden dolayi hakli bir istek... Yasalarin ne dedigi pek de onemli degil.
Saygilar,

Sayın Terces,
İroni yaptığınızı, aslında tam tersini söylemek istediğinizi sanıyorum. Yanlışsam doğrulayın lütfen.

Bence, gece elde tüfek domuz beklemenin, Yasaya aykırı olması bir yana,  kabul edilebilir hiç bir yanı yok. Domuz zannıyla başka bir avcıyı hatta arkadaşını vuranların haberleri medyadan eksik olmuyor. Böyle bir şeye neden gerek duyarlar ki? Domuzdan korunma amaçlı bahçe çitleri 15-20 senedir ülkemizde mevcut.
Bildiğim, Antalya'da Çanakkale'de ve herhalde daha bir çok yerde kullananlar var.
[Resim: it.jpg]

Diğer zararlılar için de, yüksek teknoloji ve/veya doğa dostu çözümler bulunuyor ve Türkiye'de pazarlayan/uygulayan var. Örneğin, sivrisinek larvalarını yiyen mikroorganizmalar, tahılları, bitkileri yiyen zararlılara karşı predator böcekler satın alınabiliyor.


Tekrar konuya dönersek, domuz bostanı yiyecek diye gece domuz avı yapan varsa, her halikarda yasal olmadığından, gece görüşlü, 7+1 doldurulmuş bir otomatikle, hiç olmazsa diğer risklerin en aza indirilmesini tavsiye ederim. Eğer yakalanırsanız, büyük ihtimal takoz veya optik konusuna zaten sıra gelmeyecektir.

Saygılar
 
Alıntı
1 üye teşekkür etti:
sparus
#38
2017 yılı MAK Kararı

[Resim: Layout_1.jpg]
 
Alıntı
6 üye teşekkür etti:
lupus, sem, Xlll, Ahmet Özalp, orpeus, lenduha
#39
Sn Karacula öncelikle bilgilendirmeniz için teşekkür ederim.

Mak kararları öncelikle arazi sahiplerinin ürününü korumak için yapabileceklerini yasal çerçeveyi belirtmiş durumda. Fakat ülkemiz koşullarında ne yazık ki uygulanmamakta ve ülkemiz gerçeklerini hiç yansıtmamakta. 

Öncelikle durum tespitini yapacak olursak; 

1. Kırsalda-köylerde bulunan şahit olduğum av tüfeklerinin büyük çoğunluğu ruhsatsız veya ruhsat sürelerini doldurmuş durumda. Kanunen bulundukları mahalleri terk etmeleri bile yasak.

2. Köyden kente göç nedeniyle, köylerde genç nüfus yok denecek kadar az. Gençler imkan bulduğu anda okuyup yada bir güvenceli iş bularak gitmek hedefleri doğrultusunda hareket etmekteler. Av ve avcılığa meraklı kesim gün geçtikçe ne yazık ki erimekte.

3. MAK kararları yüzünden avcılık pahalı bir spor halini almakta. Yıllık av pulu ve vergisi maddi yükümlülükleri nedeniyle kırsalda-köylerde yaşayanlar bu belgelere sahip değiller ve almak için bir istek yada talepleri yok.

4. Yaban hayatı için köylerde avcılıkla uğraşan kişiler, özellikle uçar avları için av sezonu kurallarına riayet etmemekte kendi bölgem, kendi avım diyerek her şeyi kendisine hak olarak görmektedir. 

5. Domuz avı popülerliğini ciddi olarak kırsal-köylerde kaybetmiş. Av yasakları, doğal hayatta sınırlı sayıda düşmanı olduğu için köylerde tarım arazilerinin orman sınırındaki bölgelerin terk edilmesi nedeniyle popülasyonda ciddi artışlar vardır, çok büyük zararlar vermektedir. 

6. Kırsalda-köylerde tarımla uğraşmaya devam eden kesim şuan yoğun olarak domuz baskısı altında kalmaktadır. Bu kesim üretim döneminde binbir emek vererek yetiştirdiği ürününü domuz zararına kurban ettiğinde. Av mevsimi kurallarına riayet edilmeden ciddi olarak katliam boyutunda avlar yapılmakta dişi, yavru ayrımı yapılmadan önlerine çıkan her türlü hayvan katledilmektedir.

7. Sn Ahmet Özalpin belirttiği sistemler belki küçük bahçe boyutunda hobi amaçlı üretim yapılan yerlerde uygulanabilirliği olabilir ama tarla boyutun da üretim yapan çiftçinin bunları uygulayabilmesi ne yazık ki imkansıza yakındır. Ne kazanabiliyor ki ne yatırım yapabilsin çiftçimiz.

Bu gözlemler ışığında MAK kararları 15. Maddde 3 fıkra b bendinde belirtilen ihbar mekanizması ne yazık ki işletilmemekte ve uygulanabilirliği olmayan bir sistemdir. 

Kişisel görüşüm:

MAK kararları ve amacı ne yazık ki avcılığı belli bir zümrenin tekeline alıp, istedikleri gibi oyun oynayacakları bir sahaya çevirmiş durumdadır. 

Ülkemiz gerçekleri ve avcılığın gelişmesi gerçeklerinden çok uzaktır.

Saygılarımla

LAMRETOEJ
 
Alıntı
9 üye teşekkür etti:
tirendaz, Xlll, sem, wubıh, Ahmet Özalp, Sabri, rainman, sparus, DaRkNeSs-
#40
Sn.Lamretoej , tespitleriniz çok isabetili ve ne acı ki doğru .

Bu tartışma kanunlar değişmediği sürece bitmez . Olayın ehemmiyetini anlamak için madur olanları tanımanız , yerinde birebir görmeniz gerekiyor . Oturduğunuz yerden çözüm üretmek kolay , bu zihniyetten dolayı MAK kararları ne yazık ki saçma sapan bir hale geldi .


Saygılar .
 
Alıntı
3 üye teşekkür etti:
LAMRETOEJ, Ahmet Özalp, Sabri
  


Foruma Git:


Bu konuyu görüntüleyen kullanıcı(lar): 1 Ziyaretçi