TabancaTufek.com Silah Forum
Arbalet-Tatar Yayları - Yazdırılabilir Sürüm

+- TabancaTufek.com Silah Forum (http://www.tabancatufek.com/forum2)
+-- Forum: ATEŞSİZ SİLAHLAR ve BIÇAKLAR (/forumdisplay.php?fid=133)
+--- Forum: Ateşsiz Silahlar ve Bıçaklar (/forumdisplay.php?fid=89)
+--- Konu: Arbalet-Tatar Yayları (/showthread.php?tid=696)

1 2 3


Arbalet-Tatar Yayları - turan tactical - 15-09-2008 07:58 PM

Konuyu Sn.Nurikilligil abimizle olan merakımız ilgimiz üzerine açıyorum.
Bu konuda birçoğumuzun bilgisi var tabi merak seviyesine ulaşmış Nurikilligil abimiz ve benim de.
Ancak içinden çıkamadığım konu işin "hukuki" yanı.
Birçok web sitesinde satışı yapılan bu silah, bazı web sitelerinde hukuki engellerden dolayı satılamıyor.
Öncelikle hali hazırda bulunan kısa bir özeti buradan veriyorum.
Bildiğimiz özellikleri beraber tartışırız.

Arbalet Nedir ?

Arbalet, bildiğimiz klasik yaylardan farklı olarak, kundak ve mekanizma tertibatına sahip ve bu özellikleri sayesinde kundaktaki oluğa yerleştirilmiş oku, mekanizma tarafından tutulan gerilmiş bir yay vasıtasıyla, her zaman hedefe fırlatmaya hazır halde tutma özelliği bulunan çok eski bir silahtır.

Arbaletin Tarihi ve Tarihsel gelişimi :

İlk arbaletler, Ortaçağ’ daki arbaletler gibi hafif değildi. Bu nedenle elde kullanılamaz, ağır ve sağlam ağaç ayak üzerine yerleştirilirdi. Bu tür silahların, Milattan kısa bir süre önce, Çin ve Doğu Akdeniz ülkelerinde geliştirilmiş olduklarını görüyoruz. Elde kullanılan Arbalet’ in de, hem Çin’ de hemde Batı’ da bölgesel bir değişiklik sonucu ortaya çıktığı sanılmaktadır.

Arbaletin Parçaları ve Malzemesi :

Arbalet, üç ana parçadan oluşmaktadır. Bu parçalar; yay, gövde ve tetik mekanizmasıdır. Önceleri ağaçtan ya da ağaç ve boynuz maddesi karışımından yapılan yay, daha sonra batıda çelikten yapılmaya başlanmıştır. Yay, üzerinde okun kaydığı bir oluk bulunan gövdeye (kundak) bağlanmaktadır.Tetik mekanizmasının işlevi, gerilmiş olan yayı tutmak ve gerektiğinde kolayca bırakmaktır.

Bunlar da almayı düşündüğüm Norinco ürünleri;
Black Eagle (100m)
[Resim: BLACK%20EAGLE%20LSG%20%20B.jpg]
Red Eagle (100m)
[Resim: RED%20EAGLE%20LMG%20%20B.jpg]

Ve 325 fps hıza ulaşabilen mükkemmel tasarım...
[Resim: newrecon-1408-xl.jpg]


RE: Arbalet-Tatar Yayları - nurikilligil - 15-09-2008 10:12 PM

.Geçenlerde yapılan bir operasyonla bunların spor aleti olmadığı , suikastlerde kullanılabileceği nedeniyle bir ithalatçısı gözaltına alındı.Birçok satıcısı da tedirgin olup ürünleri vitrinden çekti tabi.Kimi yasak silahlar kanuni açık tanımı olmadığından içtihatlarla bu kapsama sokuluyor.Örneğin kelebek tabir edilen bıçaklar daha önce bu kapsamda değerlendirilirken içtihat değişiklikleri yüzünden an itibariyle yasak kapsamında değil.

Arbaletlerle ilgili olarak da bu süreci beklemek gerektiği kanaatindeyim..


RE: Arbalet-Tatar Yayları - Vefasiz - 15-09-2008 11:52 PM

Bu konunun açıldığından haberdar olmadan, benzer, hatta neredeyse aynı bir konuyu da hukuk bölümünde ben açmışım...


RE: Arbalet-Tatar Yayları - Altunhan - 16-09-2008 12:59 AM

ya aklima geldi,forum üyeleri arasinda Tatar varmi??


RE: Arbalet-Tatar Yayları - nurikilligil - 16-09-2008 10:59 AM

Bu silah, ortaçağda, savaşlarda çok fazla Hristiyan kanı dökülmesine neden olduğundan papa öncülüğünde devletlerin mutabakat sağladığı bir centilmenlik anlaşmasıyla yasaklanmıştır. Tabi Hristiyanlar arası savaşlar için..Yoksa ''kafir''ler için böyle bir yasak sözkonusu değildi..

O günden bu güne Cenevre ve benzeri protokollerle yasaklanan silahların kullanılmadığı herhangi bir savaş hatırlayan var mı aramızda? Fakat her iki taraf da Hristiyan olursa saymam bilesiniz değerli arkadaşlarım..


RE: Arbalet-Tatar Yayları - engkbb - 16-09-2008 08:00 PM

Cumhuriyet döneminde okçuluk sporu yıllarca ezik ve sessiz bir şekilde yaşamış,kabuğundan çıkamamıştır. Oysa ki okçuluk; bizim ata sporlarımızın atasıdır, çünkü günümüzdeki yay ve okun kimyasını biz Türk milleti olarak binlerce yıl önce yoğurmuşuz.Günümüzde; bizim dışımızdaki dünya, Türk okçuluğunun tüm detaylarını öğrenmiş ve bize pazarlayıp öğretir duruma gelmiştir.
Neden böyle oldu,neden bir çok alanda olduğu gibi okçuluktada tüketici konumuna düştük.Osmanlı'nın ihtişamlı günleri bitirilince okçuluk sporuda sahipsiz kaldı.Savaşlardan tükenen halk sadece kuru ekmek bulabilmek için çabalarken herşey ikinci plana itildi.Kurtuluş Savaşı tekrar varolmak için yapıldı.Milletin yeniden kan bulması yıllar sürdü.Atatürk son yıllarında okçuluk sporunun tekrar canlanması için emir vermişsede O öldükten sonra yine sahipsiz kalmıştır.
Süleyman Kani İrtem yazdığı Kemankeş adlı kitapta; 1939 yıllarında Amerika'dan gelen bir heyet Osmanlı okçuluğu hakkında araştırma yapmış ,o zaman ki ok ve yay kurumundan malümat almış, yay ve ok yaptırmak için son ustaları yurtdışına götürmek istemişler.O yıllarda da Ok ve Yay Kurumu soyulup talan edilmiştir.İçindeki paha biçilmez eserler bir gecede yok olmuştur.Ve 1940'lı yıllardan sonra birden Amerikada üretilen yayların yapısı ve şekli değişip Osmanlı yaylarının muhteviyatında kompozit yay şeklini almaya başlamıştır.Daha önceleri boru tipinde sadece ağaçtan yapılan Avrupa ve Amerika yaylarının içeriği değişmiş,yay yapımında Osmanlılar'ın kullandıkları tüm malzemeleri kullanmaya başlamışlardır.Günümüzde Okçuluk sanayinin yüzde sekseni Amerikalı'ları elindedir.Biz ülke olarak tüm okçuluk malzemelerini dışardan ithal etmekteyiz ve halada küçük dahi olsa üretime geçme düşüncesi idarecilerimizde bulunmamaktadır,düşüncesindeyim.


RE: Arbalet-Tatar Yayları - engkbb - 16-09-2008 08:07 PM

Evet arkadaşlar abedeli heyet gelmiş 1 hafta kadar kalmış dönüşü ile birlikte bir kaç gün içinde Atatürk'ün kurdurduğu o müzeden o nadide eserler çalınmıştır,1939 yılında bu olay olmuştur. 1940 ile abede Osmanlı yay sitili ile yaylar görünmeye başlamıştır.


RE: Arbalet-Tatar Yayları - engkbb - 16-09-2008 08:10 PM

Yay, ok atmak için kullanılan bir alet. Kavs veya kabza da denir. Ateşli silahlar bulunmazdan önce savaşların önemli silahı olan ok, yayların sağlam, kullanışlı olmasına göre isabetli olurdu. Yayın yapımı uzun bir emek mahsulü olduğu kadar ince bir sanatın da ifadesiydi. İyi bir yayın yapımı çok sabır ister ve yıllarca sürerdi. Türk yayları 110-140 cm uzunluğunda, 300-360 gr ağırlığında olurdu. Ağaç, kemik, sinir ve tutkal yay yapımında kullanılan esas maddelerdir. Yapımda kullanılan ağaçların en kıymetlisi akça ağaç ve kızılcık ağacı sürgünleridir. Yayın önemli bir parçası kemik, öküz veya manda boynuzundan yapılırdı. Yaya gerilen ve atış hızı sağlayan sinir ise öküzün, bilek ve dizi arasından çıkartılırdı.

Türklerde yay yapımına çok önem verilirdi. Sanatkarane yapılanlar altın ve yaldızla tezyin edilirdi. Süslemelerin bir köşesine yapan ustanın adı ile yapım tarihi konurdu. Bilhassa askeri müzelerde eski tarihlerde kullanılan çeşitli yay örnekleri pek çoktur.

Yaylar yapılışına göre tımanlı veya sağınlı; kullanılma sahalarına göre de tirgeş , menzil, peşrev(pişrev), kepaze, hedef ve savaş yayları gibi çeşitleri vardır, yaylarla yapılan ok atış mesafelerine geze, atışı yapana da kemankeş denirdi.

Ok ve yay günümüzde sadece spor spor amaçlı olarak kullanılmakta olan eski bir savaş aracıdır. Eski çağlarda ve Orta Çağ savaşlarında büyük bir rol oynamıştır. osmanlı’da yay ve ok:

Ok Türk’ler tarafından i’câd edilmiştir. Daha önceki devirler hakkında bir bilgimiz olmadığı için ok ve okçuluğun en parlak zamânının Osmanlı’lar devrine rastladığını söyleyebiliriz.

Ok ile ilgili Hazret-i Muhammed’e atfedilen 40 hadîs, Sultan İkinci Mahmud zamânında Eyüp Câmi’i imâmı Abdullah Efendi tarafından tefsîr ve tercüme edilerek pâdişâha sunulmuştur.

İslâmiyet’in ilk zamanlarında Arap oklarının mesâfesi bugünkü ölçülerle 500 metreyi geçmiyordu. Osmanlı’ların elinde ok 845.5 metreye kadar fırlatılmıştır.

YAY
Yayların boyu 11-12 tutam [*2] dır.

Yay birinci, orta, ikinci boy olmak üzere üç boy olur.

Umûmîyetle dört parçadır: Ağaç, tutkal, sinir, kemik.

En büyük yay 115, en hafif yay da 95 dirhem [*3] den fazla veyâ noksan olmamalıdır.

Yapılışı güç ve büyük bir dikkat isteyen yay hassâsîyetini asırlarca muhâfaza edebilir.

Bâzı kuvvetli pehlivanlar 115 dirhemden daha ağır yaylar kullanmışlardır. Bursa’lı Şûcâ yıldız menzili taşını 107, Tozkoparan İskender Edirne’deki menzil taşını 130 dirhemlik yaylarla yapmışlardır.

Osmanlı’larda Muhiddin, Süleymân, Usta Pervâne, Büyük ibrâhim, Yahyâ, Mehmed isimlerindeki ustalar Osmanlı yaylarına zerâfet, estetik ve balistik mezîyetler vermişlerdir.

Yay Ağacı

En iyi yay ağacı Gerede’de yetişen Akça ağaçtır. Tutkalı çok fazla emerler. Bu karaağaçların ihtiyâr gövdeleri kesilir, kökten çıkan sürgünler iki bilek kalınlığında olunca yerden 25 santim kadar yukarıdan 13-14 tutam kesilir. Ortadan eşit olarak iki kısma ayrılır. Bir kazandaki soğuk suda üç gün bekletilir. Üç günden sonra kazanın altına ateş yakılarak kaynatılır. Bu kaynama süresi de üç gündür. Sonra ağaçlar çıkarılır. Talaş alevine tutulur. Biraz suyunu çektikten sonra tutkala yatırılır. Ağacın tutkalı iyice emmesi beklenir.

Bu işlemden sonra ağaç, kalın tahtalara oyulmuş, iki ucu içine kıvrık kalıplara sıkıştırılır ve urganlarla bağlanır. Asıl i’mâl devri kalıptan çıkarıldıktan sonra başlar. Kurulduktan sonra dış tarafa gelecek kısmına sinir yapıştırılır.

Yay ağacı 10 yıl bekletildikten sonra işlemeye alınır.

Tutkal

Tutkal yay ağacına elastıkîyet veren bir maddedir. Yayın en mühim maddesini teşkîl eden tutkal, çok titiz hazırlanan bir maddedir. Yay tutkalları bilhassa Gelibolu civârındaki Çakal (Çokal) köyünde yapılır ve bu isimle anılır.

Sinir

En iyi sinir için, Trakya’da yetişen inek ve öküzlerin ayak bileklerinden diz kapaklarına kadar olan sinirler bir araya toplanır, yıkanır, kurutulur, kaynatılır ve eritilir. Bu erime sinirlerin lif lif ayrılmasını te’mîn eder, Sinir, yayın kurulduktan sonra dış tarafına gelen kısmına i’tinâ ile döşenir.

Bu hesâblar öylesine incedir ki, meselâ puta yaylarına öküz siniri, menzil yaylarına inek siniri döşenir. Bu işlem yaya müthiş bir elastikîyet verir.

Kemik (Boynuz)

Yay kemiği tâbîr edilen boynuz bilhassa mandaların boynuzlarının dış kenarından yapılır. Boynuzun en sert yerleri de kenarlarıdır. Menemen yöresinde yetişen uzun boynuzlu genç öküzlerin boynuzları makbûldür. Boynuzların dış kenarları kökten uca kadar bir kapak hâlinde kesilir. Kazanda kaynatılır. Sonra çam alevinde yumuşatılır ve düzeltilir. Dar tahta kalıplara sıkıştırıldıktan sonra kurutulur, yay tahtasına Çakal tutkalı ile yapıştırılır, üzeri raspa edilir.

Çelik

Kabzanın tam orta kısmına isâbet eden ve iki boynuzun arasında kalan iki milimlik aralığa beyaz bir kemik yerleştirilir ki buna da çelik denir.

Çile

Çile, yayın iki ucuna takılan ve oku fırlatmaya yarayan bir kaytandır. Harp yaylarında çile yerine koyun ve keçi gibi hayvanların bağırsaklarından yapılan gâyet kuvvetli bir ip kullanılır. Çile saf ipektir. Günlerce kaynatıldıktan sonra gölge yerde kurutulmaya bırakılır. Sonra bükülerek ip hâline getirilir. Çile yalnız yarışma yaylarına takılır.

Özel bilgiler

Yaylar i’mâl edilirken meşhûr ustalar ağaç yağlanmasın diye yağlı yemek, kuru fasulye yemezler, yayı odun veyâ kömür dumanından bucak bucak saklarlar. Bundan sonra eğer süslenecekse yayın dış kenarına altın yaldızlarla resimler yapılır, çile takılacak yer açılır, cilâsı tamamlandıktan sonra yay i’mâli tamamlanmış olur.

Tılsım

Türk yayları ile Avrupa yayları arasında ilk bakışta dikkati pek çekmeyen fakat bilhassa uzun mesâfe atışlarında çok lüzûmlu olan bir özellik vardır. Türk yaylarında kabza çıkıntısı dışa doğrudur. Beden kısmının kasan gezine yakın olan taraflarında hissedilir bir kalınlık vardır. Tanguç (tonguç) başlığı denilen kısım ise bir ayın iki ucu gibi muntazam kıvrılmaz ve içeri doğru eğiktir. Bu iki özellik yüzlerce yıllık denemelerden sonra elde edilmiştir.

Yayın da kılıç gibi incelik ve tılsımları Avrupa’lar tarafından bir türlü keşfedilememiştir.

Yayın Kurulması

Yay kurulmadan önce uçları içe kapanıktır. Okçu bu uçları tutup kabza kısmını dizine dayar, iki ucu tersine kıvıra kıvıra birbirlerine yaklaştırır ve kirişi takar. Atışlardan sonra yay boşaltılır yâni kiriş çıkartılır. Yay da kurulmadan önceki hâlini alır. Yay rutûbetsiz bir ortamda duvara asılarak korunur. Yarışma yaylarının uçları halkadan yeni çözülmüş yaylar gibi içeriye fazlaca kıvrık değildir.

OK
Çubuklar

Türk’ler oku çam ağacından yaparlar. Çamın her cinsiyle ok yapılmaz. Osmanlı’lar uzun yılların tecrübelerinden geçtikten sonra Kaz Dağları’nın birkaç bölgesindeki çamların ok yapımına en uygun ağaçlar verdiğini görmüşlerdir. Bayramıç’taki Çavuşlu köyü ve çevresindeki 20 küsûr köy, ok çamı kesmek sûretiyle geçimlerini sağlamışlardır. Çamların bilhassa saz telli, kaya telli, koğaz ve peltek denen cinsleri ok için en uygun olanlarıdır. Her yıl sonbaharda çamların suyu hafif çekildiğinde bilek kalınlığındaki sürgünler, yerden 25-30 cm. yukarıdan 125-150 cm. uzunluğunda, budaksız olmak şartıyla kesilir. Kalınlıklarına göre iki veyâ dört kısma ayrılır. Keskin bıçaklarla düzeltilerek rutûbetsiz bir odada üç ay bırakılır. Daha sonra 20-25˚’lik odalara konur. Sararıncaya kadar bu harârette bekletilir. Ok çubukları bu harârette çok bekletilirse esneme kâbilîyetini kaybeder. Çubuklar bu süre içinde yağını vermiş ve tamâmiyle kurumuş olur. Bundan sonra 15-16˚’lik bir sıcaklık içinde üç yıl ilâ beş yıl bekletilir. Ancak bu süre sonunda çubuklar ustaların ellerine geçer ve kullanılacakları işe göre kısım kısım ayrılırlar. Ağaçların bu zamânına tav zamânı denir. Harp okları başka, tâlîm okları başka, yarış okları başka olur.

Oklar vazîfelerine göre adlandırılırlar. Muhârebe okları, hedef okları, uzun mesâfe okları gibi… Ayrıca bunların da çeşitli tipleri ve adları vardır.

Okların en hafifi 2 dirhem 1 çekirdek [*4] olanıdır.

Oklar boyları ne olursa olsun 24 derece diye bir nisbet üzerinden kabûl edilir. Baş taraftan 4 derecesi boğaz, ondan sonra gelen 7 derecesi göbek, ondan sonraki 6 derecesi şalvar, son kalan 7 derecelik parçaya da ayak denir.

Yelek

Okların üzerine kuğu, kerkenes, karabatak ve tavşancıl kuşlarının tüyleri yelek olarak yapıştırılır. Yelek okun dengesini ve havayı yarmadaki kolaylığını sağlar. Tımarlanmış ceylân derisi de yelek olarak kullanılabilinir. Daha çok yaşlı karabatak kuşlarının tüyleri makbûldür. Ebuş denilen ok cinsine balıkçıl kuşunun tüyleri helezônî olarak sarılır. Tüylü oklar diğerlerine göre daha pahâlı ve makbûldür.

Başak (Temren)

Okun ucuna konulan sivri demire başak veyâ temren (temürgen) adı verilir [*5]. Acem’ler buna peykân derler.

Sesli Oklar

Yarışmalarda kullanılan kılavuz oklar havada seyrederlerken ses çıkartırlar. Bu ses okun yelek kısmına yakın açılan bir delikten geçen hava ile oluşur. Sesli okun mu’cidi Büyük Türk Kağanı Tanrıkut Mete’dir [*6].

Ok ağacını 5 yıl bekletilip sonra işlemeye alınır.

Ok da kılıç gibi mukaddes sayılır, üzerine yemîn edilir.


RE: Arbalet-Tatar Yayları - kaptan384 - 29-09-2009 06:12 PM

Bırakın okçuluk sporuna sahip çıkmayı, bu sporun atalarımız tarafından ne kadar geliştirildiğinden bile haberimiz yok. Atalarımızın okçuluğu ile ilgili belki bir tane bile belgeselimiz yok iken bakın elin gavuru nasıl bir belgesel hazırlamış;

http://www.youtube.com/watch?v=EwabA9LgeD4

Youtube açamayanlar herhangi bir video yayınlayıcısına "ottoman empire archers" veya "ottoman archery" kelimelerini aratırlarsa da bu belgeseli bulabilirler.


RE: Arbalet-Tatar Yayları - nutkey - 30-09-2009 12:29 PM

Altunhan Yazdı:ya aklima geldi,forum üyeleri arasinda Tatar varmi??

Sn altunhan;
Anne tarafından Tatar'ım ben. Kırım, Köstence ve Anadolu olarak bir göçmen hattı sonucu buradayımSmile Halen annemin teyzeleri Tatarca, Bulgarca ve Rusca anlaşabiliyorlar kendi aralarında.

Saygılarımla...

Not: Bu arada arkadaşlar, sn tt, arbalet üzerine bir konu açmış. Konu Türk-Osmanlı okculuğu üzerinden devam etmekte. Bu konuda zaten bir kaç konu açılmıştı. Bunlara oradan devam etsek de Sn tt'nin konusu bozulmasa. Zira arbelet ile çok farklı konular.